Günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2011 Perşembe

havasız mı burası biraz?


Son zamanlarda neler yapıyorum gibi bir şeyler yazayım diye girdim bloga. Ama pek gerek kalmadı. Yukarıdaki resim zaten yeterli bir özet geçiyor.
Çalışmak konusunda biraz sallantıda hissetsem de, geçen seneki o boşluğa düşmüşlük hissi henüz gelmediğinden memnunum.
Dershaneye gidiyorum. Eve geliyorum. Yatana kadar ne yaptığımı ertesi gün hatırlamıyorum bile.
Dershanede sadece ilk tenefüs kahve almak için çıkıyoruz sınıftan. Ondan sonra sanki çıkış yasağı varmış gibi bir daha yerimizden hiç kalmıyoruz neredeyse. Zil çaldığında havadar ortamdan bizim sınıfa giren öğretmenlerin ilk lafı elbette "Ay çok havasız burası, camı açalım biraz." Sanırım ben de havasız kaldım biraz. Ne bakımdan olduğunu tam kestiremiyorum ama kesinlikle bi yerlerden bir cam açmam lazım...

Yarın liseden bi kaç arkadaşımla buluşacağım inşallah. (Umarım ihtiyacım olan şey budur ve geçer bu sıkıntım.) O kadar beraberlikten sonra bu kadar uzun ayrılık... Hele ki yurt tayfası için. Sene içinde bir çatı altında yaşıyorduk sonuçta. Herkes bir tarafa dağıldı. Çok özlüyor insan.

Bayram tatilim 10 gün. Mezunuz biz işte... işsiz, güçsüz, 10 gün boyunca dershanesiz ve ödevlerimizle baş başa. Test kitapları şimdiden ters ters bakıyor bana. İyi anlaşabileceğimizi sanmıyorum... Sinemaya gitmek istiyorum!

Blog adresini değiştirdim sonunda. Artık sürekli Firefly ya da FireflyLand nicklerini kullandığımdan akılda kalıcı birşey oldu. Aslında fireflyland olarak almak istiyordum ama alınmış... myfireflyland'de idare eder artık, napalım. Bi de renkleri mi değiştirsem?

2 Ekim 2011 Pazar

3 gün.

Benim hafta sonum 3 gün sürüyor. En azından bir süreliğine böyle olacak. Dershaneda haftada 4 gün ders var. Yani bu süre boyunca benim için pazartesi sendromu geçersiz olacak. Merhaba, salı sendromu!
Salı gününe ödevim var. Dün arkadaşımlaydım. Sınav sonrası tur yaptığımız arkadaş. Yine bol yürüyüşlü bir buluşma oldu. Eve geldikten sonra ödevlere pek vakit ayıramadım dolayısıyla, belim ağrıyordu biraz. Bugün de baya geç uyandım. Dershaneden önceki uyku düzenime döneceğim diye ödüm kopuyor. Ama en azından uyandığımda ağrılarım gitmişti. :)
Çok güzel bir gölete gittik.




Bu alttaki fotoğrafı çekerken de, photoshopta düzenlerken de, buraya eklerken de kendimi megaloman bir ergen gibi hissettim. Ama düzenlediğim hali hoşuma gitti, eklemek istedim. Üzerindeki tırtıklı doku efekti hoşuma gitti. Yeni bir şeyler denerken keşfettim onu.


Bir de bu aralar kafama takıldı, renkli lens denemek istiyorum. Göz rengimi seviyorum ama mavi ya da griyken nasıl duracak çok merak ediyorum. Tabi cesaret edebilirsem...

Tamam, ben ödevlerime dönüyorum.

28 Eylül 2011 Çarşamba

piyano tuşları.

Temamı değiştirdim.~
Önceki çok uzun süre kaldı. Çok da seviyordum. Kullanışlıydı, renkleri hoşuma gidiyordu... Ama değişiklik isteğim baskın geldi. Zaten o temayı blogger "yeni şablon tasarımcımızı deneeee" diye yalvarınca(!) yapmıştım. Yine tasarımla ilgili yeni bir şeyler koymuşlar ama bana göre değiller. Neyse, yine de eski temamı bi kenara kaydettim. Yedekte duruyor, ne olur ne olmaz.
Taaa ne zamandır aklımda vardı aslında piyanoyla ilgili bir tema kullanmak. O sağdaki piyano tuşlarını ben yaptım. Fazla mı basit durmuş? Biraz böyle sade takılalım. Aslında yeşil veya mavi tonlarında bir tema kullanmak da vardı aklımda ama piyano fikrini faaliyete geçirince onlar biraz uyumsuz kaçtı. Bu renk (vişne çürüğü müydü?) iyi oldu. Zaten bu ara bu renge de bir eğilim göstermeye başladım. Bu renkte bir çantam da var artık. *alkış*
Şu "sidebar" kısmını biraz daraltıp tek sütun yapınca daha ferah oldu ortalık sanki?

Dershanenin ilk günüydü. Artık haftada 2 değil de 4 gün ders gördüğümüz için geçen seneki erken gitme olayı yok. 9'da başlıyor ders, ohh mis. Fazla sıkmadan da bitiyor sanki. Yani bugün öyle geldi bana. Bundan sonraki günler de öyle gelir inş. Test kitabı ve dergileri aldık. Ve şimdi benim için ders vakti.
Ah, yarın bir de piyano dersim vardı. Ona da çalışmam lazım... o.o

Evet, gif yine bana ait değil :D 
Dougie *-*

27 Eylül 2011 Salı

PShop.


Yeni yaptığım çalışmayı, birilerine göstermek isteyen çocuksu hevesim hala üzerimdeyken koyuyorum.
2 versiyon yaptım. Daha doğrusu önce birini yaptım, sonra aklıma biraz değişik bir şeyler yapmak esti, böylece 2. versiyon çıktı. Ve yine baş kahraman Tom Fletcher!
gif bana ait değil.

Bir ara 'McFly'ı sevme nedenlerim' gibi bir yazı yazmayı düşünüyorum. Bir kaç gündür dolanıyor aklımda bu fikir. Tabi uygulamaya koyarsam yazı değil, küçük bir yazı serisi olacak. Malum McFly hakkında çenem bir düştü mü... e bir de fotoğraflar/videolar eklendi mi üstüne... Hayır yani McFly'dan başka müzik dinlemiyor, beğenmiyor değilim ama çok ayrı bir yeri var bu grubun bende. Evet, evet, anlatacağım bir gün. Ama ileride bir gün. 
Şimdilik yukarıdaki sözleri aldığım şarkıyı ekleyeyim. Bu 2010'da söyledikleri akustik versiyon. Şarkı ilk albümlerinden. (hatta albüme adını veren şarkı) 2004 yılından. Orjinal albüm versiyonuyla, akustik versiyon arasında dağlar kadar fark var :D. 6 senede vokal olarak nasıl geliştikleri, nasıl büyüdükleri çok belli oluyor. :)
Ve ben bu akustik versiyonu çok seviyorum~

Dershane başladı. Daha doğrusu yarın başlıyor, bugün sınav vardı. Berbat geçti. En azından fen kısmı. Mat ve Geo'yu seviyorum. Kurtarıyorlar beni. Yani... çoğu zaman diyelim.

Bunu da bir kaç gün önce yapmıştım. Hazır photoshop başlığı açmışken...

17 Eylül 2011 Cumartesi

bugün. yani aslında dün.

Önceki yazıda yazacağımı söylediğim durum değerlendirmesidir karşınızdaki.
Aslında dün dışarı çıkmayı düşünürken, bunu gündüz vakitlerinde yapmayı planlıyordum. Ama hava durumunu hesaba katmayı unutmuşum. Evin içinde bile yerimde oturarak terlerken, dışarı çıkıp yürüyüş yapmaya cesaret edemedim tabi ki. Onun yerine evde annemle takıldık. Yemek yaptık, kahve içtik, çikolata yedik. İkimiz de iyi bir ruh halindeysek annemle takılmayı seviyorum. Çok eğlenceli ve bazen karın ağrıtacak kadar komik. Annem zaten evin neşe kaynağıdır. Evde olan komik durumların, esprilerin, taklitlerin baş kahramanı %80 annemdir. Ve en güzel kısmı da bu annemin komik biri olmasından değil, tamamen doğal hareketlerinden ortaya çıkan bir sonuç. Dikkatsiz davrandığı bir an veya düşünmeden söylediği bir şeyden doğar bunlar genelde.
Akşam 5 sularında annemle, "artık hava serinlemeye başladı, çıkalım biz yürüyüşe" dedik. Ve tabi 7 sularında çıktık evden. (Annem çıkmadan bir de vişne kaynattı. Canım çekti, şu yazıyı bitireyim içicem bi bardak.) Çıkarken yanıma fotoğraf makinesini de almıştım ama bir yerden sonra işkence gibi geldi taşımak. Bu yüzden bunu bir daha yapmamayı düşünüyorum.
Yürüdük, yürüdük, yürüdük... yine eve dönüş yolu başlamadan kendimizi yormayı başardık. Bir gün sahile arabayla inmeyi ve eve dönerken yokuş çıkma derdinden kurtulmayı öğreneceğiz inşallah, umutluyum. Tabi ben öyle pek sık dışarı çıkıp yürümediğimden bacaklarım ağrıyor şu an.
Sabahtan yürüyüşe çıkıncaya kadar açmadım bilgisayar. Bir ara canım sıkıldığında film açacak gibi oldum... ama hemen vazgeçtim.
Yürüyüşten dönüşte yorgun olunca dinlendik haliyle. Bilgisayar açmadım.
Terlemiştim yürüyüşte, banyo yapayım dedim. Önce annemi beklemek zorunda kaldım. Sonra da babam ve kardeşlerime yemek hazırlamak zorunda bırakıldım. Neyse ama sonunda temizim.
Bilgisayarı açmadım.
Masama oturdum. Türev kitabıyla bakıştım. Geçen seneden kalan not kağıtlarıma bi göz atıp, derslerine göre ayırdım. Ve işte o an. Türevi tekrar etmeye başladım. Yani ders çalıştım. *-*
Tamam, tamam. Biliyorum, abartılacak bir şey yok. Fazla sürmese de çalıştım ama işte.
Ve sonra... evet, bilgisayarı açtım.
Ve birazdan tekrar kapatacağım. Ama bi tumblr'a bakıyım, nolur *-*
(Bi de gün içinde evde her canım sıkıldığında piyanoma koştum. Bu hafta etüdlerime iyi çalışmış olacağım.)

A, bu arada ruh halim düzeldi sanırım.

7. sınıftan beri Avril dinlerim. Artık pek fan'lık bir halim kalmadı ama yine de çoğu şarkısını ezbere bilirim, mp3üme koymaktan vazgeçemem. Bu grafiği yapmamın sebebiyse yeşil saçlarına bayılmam! (Ve tuhaf bir durum... "smile" şarkısının klibinin perde arkası asıl klipten daha hoştu. Aslında düşündüm de... tuhaf değilmiş ya.)
Eğer cesaret edebilirsem saçımın bir tutamına böyle absürd bi renk attırmak istiyorum. Ama maalesef bende böyle durma şansı yok. Siyah saç. Seviyorum siyah saçımı, varsın parlak renkler olmasın saçımda.

16 Eylül 2011 Cuma

asosyalim ben.

Asosyalim işte. Asosyalim. Asosyalim. Asosyalim. Bütün günümü bilgisayar başında geçirebilirim. Bütün gün bir kitap okuyabilirim ve kitap bittikten sonra bir yarım günde kitabın içinde yaşayabilirim. Yeni insanlarla kolay tanışamam. Cep telefonuma 1 hafta mesaj gelmediği olmuştur. Gerçekten arkadaşım diyebileceğim insanların sayısı çok değildir. Akşamları "yarın dışarı çıkacağım" ya da "şu arkadaşımla buluşacağım"desem de ertesi günü dizi izleyerek geçirebilirim. Bir zamanlar yine asosyal kimliğimi korumakla beraber, ders çalışırdım. O zamanları özlüyorum. Hatta o zamanlar çok daha asosyaldim çünkü derste öğretmenimden başkasını dinlemezdim. Evet, bana inek derlerdi, ne olmuş? Sınıfta bir kaç kişi (hakkımda ne düşündüklerini bilmiyorum ama) benden nefret ettiklerini söylerdi (tamam, bu çok eski, ilkokuldaydım o zaman. insanların nefret ettiği biri değilimdir normalde, cidden).
Bu ani patlama/dürtü nerden geldi bilmiyorum ama geldi işte, ben de yazıyorum.
Bu "mutluyum, yazmak istiyorum" anlarımdan biri değil malesef. Sinirliyim, ağlamak istiyorum ve gerçekten biraz nefes almaya ihtiyacım var sanırım.
Geçen sene bu zamanlardaki planlarıma göre şuanda çok mutlu olmalıydım. Neden mi? Çünkü çalışmış, yapabileceğinin en iyisi olmasa da uğraşmış biri olarak kendimi iyi hissetmeli, üniversiteli olmalı, bütün yazı arkadaşlarıyla geçirmiş olmalıydım. Bütün yaz kurslara gidecektim. Kendime boş vakit bırakmayacaktım, geçen senenin bütün stresini atacaktım.
Sanırım şu "bu olayı takmama" evrelerimi atlattım ve şimdi gerçekten hissetmem gerekenler kısmına geçiyorum. Bu aşamada en yakın arkadaşımın bana destek vermesini dilerdim ama maalesef kendisine ulaşılamıyor. İhtiyacım olduğunda arkadaşımı yanımda bulamamaktan nefret ediyorum. (bunu şimdiye kadar ona söylemedim niyeyse, belki bi dahaki sefere söylerim.) İşte bu yüzden hep bir kız kardeşim olsun istemişimdir. Ya da anlayışlı bir abi falan. Ama elimde iki şımarık erkek kardeş var. Bazen bu tür durumlarda yardımları dokunsa bile maalesef bunlar çok kısıtlı zamanlar. Geriye kalan vakitlerdeyse beni kötü hissettirmeye programlılar. Genetik kodları böyle, onların değişmesini ummaktan uzun zaman önce vazgeçtim.
Konudan konuya atlayarak kendimi kötü hissetmek için daha çok sebep buluyorum. Ve çok şaşırtıcıdır ki (!) bu konuda pek zorlanmıyorum. Sanırım yine duygusal bir krizdeyim ya da öyle bir şey işte.
Yarın dışarı çıkacağım. Cidden, bu sefer çıkacağım. Çok uzaklaşmasam da en azından yakınlarda takılırım. Sahile yakın bir yerde oturmamız iyi bir şey. Ve geri döndüğümde ilk iş olarak bilgisayarı ya da televizyonu açmayacağım. Belki kitap okurum. Daha iyisi ders çalışırım. Ve akşam olduğunda bunları yapıp yapmadığımı tekrar buraya yazacağım. (yarın aslında bugün. yani saat şuanda 2:45 de, o yüzden...)

Kendime aynı isimli iki farklı şarkı armağan etmek istiyorum. Smile! Biri McFLY ve diğeri de Avril'den.
Just remember the smile! Smile! Smile!


Mutlu olun!
2 saat gifin yüklenmesini beklemek mutlu olmama yardımcı olmasa da gifteki insanlar oluyor... o.o internetim hala yavaş da.
(ve yine gif bana ait değil. ruh halime yönelik gif hazırlamak için fazla üşengecim. ama belki bir gün onu da yaparım, kim bilir!)

mp3ümü açınca aralarına bi tane daha şarkı ekledim. M Signal - So Give Me a Smile // evet, bu heartstrings'ten ve o diziyle ilgili en sevdiğim şey müzikleriydi. Diziyi pek sevmedim. Sadece müzikleri tanıtmak için yapılmış uzun bir klip gibiydi.

12 Eylül 2011 Pazartesi

e-Bay!

İlk defa e-Bay'den sipariş verdim! Çok heyecanlıyım ve bir o kadar da korkuyorum ö.ö
Resmen bir sürü kırtasiye ıvır zıvırı aldım. Ama hiçbirinin eşini Türkiye'de bulabileceğimi sanmıyorum. Zaten satıcı da Güney Koreli. 2 hafta içinde gelecek paket sanırım. Zaten bir ara o kadar şeyin arasında kendimi kaybettim. Tarayıcımda milyon tane sekme açmıştım. Mantıklı düşüne düşüne elemeye çalıştım. Ama yine de babamdan çekiniyorum biraz. Önce sorsaydım daha iyi hissedecektim galiba... zaten online alışverişi de sevmiyor =_=
Dün kardeşimin öğretmeniyle konuştum biraz. Ders çalışmam, sınav temposuna girmem, nasıl ilerlemem gerektiği falan. Sanırım bu aldıklarım için bahanem de kendimi motive etmek için alıyor olmam. Bu kadar gereksiz ama aynı zamanda benim bu kadar hoşuma gidecek şeyleri almam nasıl bir etki oluşturacak merakla bekliyorum, hadi hayırlısı.


Hala aynı satıcıdan almak istediğim bir sürü ıvır zıvır olduğuna inanamıyorum. İnanmak istemiyorum. Canım sıkıldığından alışverişe veriyorum kendimi galiba. İmdat!
Merak edenler için alışveriş yaptığım satıcı: mid-century73
iyi, o zaman gitim ben.

not: gifler bana ait değildir.

29 Ağustos 2011 Pazartesi

başlık.

Yine bir başlık koyma krizi yaşıyorum. =_=  Çok mu belli oluyor?
Yanımda bir kutu süt (yanımda biri olmadığı sürece bardak kullanmam, kutudan/şişeden içince daha lezzetli~ ) ve bitirmek üzere olduğum bayram şekerleri var. Bilgisayar başındayım, canım sıkılıyor, yazı yazmak istiyorum nedense...
Odamda vızıldayarak uçup duran, türünü bilmediğim, büyük, yeşil yaratık... senden nefret ediyor değilim, ama hoşlandığım da söylenemez.

Hala masam yoooook~  Bu iş biraz sinirlerimi bozmaya başladı. Eksik hissediyorum. Ders çalışamıyorum -tabi bu olay bunun için sadece bi bahane.
Babam daha çizimi marangoza götürmedi.
Araya bayram girdi.
Zaten bizim marangozun eli ağır.
Ya masa istediğim gibi olmazsa?
bla bla bla...

Yani şu durumda her an masamın o nefret ettiğim gıcırdayan parçasını tekrar monte edebilirim. Sabırsızım, stresliyim ve bazen de sinirli olabiliyorum...
Bu tekrar hazırlanma işine biraz iyimser yaklaşmışım sanırım. Geçen seneki çalışamayışımı bir düzenim olmamasına vermiştim. Yine bir düzenim yok. Ve düzenimin olmadığı her gün daha çok stres hissediyorum. Sanki şimdiden başarısız olmuşum gibi.

Depresif moddan çıkacak olursak...
Ramazanın son 2 günü iftar için yemek yaptım~
Diğer günlerde az biraz yardım ediyordum da, tek başıma yemek yaptığım nadir görülür.
Dün, et haşlama/makarna/patates püresi bunun nasıl bir iftar menüsü olduğu konusuna hiç girmeyelim. Acelemiz vardı, annemler yoktu, tavukların buzu çözülmemişti vs. sonradan annem bir de çorba kattı bunlara.
Bugün de tavuk yaptım fırında. annem tarif etti.
Evet, koca kız oldum, hala doğru düzgün yemek yapmıyorum. Öğrenirim bi ara inş., umudumuzu kaybetmeyelim.

Photoshop açtım~
Bi arkadaşımın isteğini yaptım. Bi yük kalktı sanki üstümden :D

Bir de... hani şu bahsettiğim piyano çalışması vardı ya... bayramdan sonrayaymış, unutmuşum. :D
Kendimi biraz kötü hissetmiştim o çalışmadan dolayı zaten. "Ders olduğunu zannettiğim" güne kadar yetiştirememiştim, üstelik o ödevim olan tek alıştırma da değildi ama yine de asıl ödev oydu. Onu bitirebilirsem 2 alıştırmaya daha bakacaktım. Hadi ben çalışayım o zaman. ♥


24 Ağustos 2011 Çarşamba

hypnotized.

Evet, çalışma fikri bende hep bir kaytarma isteği uyandırıyor. Ders çalışırken piyanoya kaçarım, piyano çalışmam gerekirken de bilgisayara... 'bilgisayardan da derse' diye bir döngü olduğunu söylemek isterdim ama hayır. Bilgisayara takılmışsam çalışma işlemi iptal oldu demektir çoğu zaman. Hiç çalışmamış da değilim ama ya. Biraz çalıştım, daha da çalışacağım inş..

Ara verdim biraz, bilgisayara kaydım. Photoshop'ta düzgün bir şeyler yapmaya çalışayım dedim. Artık ne kadar olduysa...

Fotoğraf: Basistka
Font adı: Orator Std (üzgünüm ama fontu da nerden bulduğumu hatırlayamam :D)

Eğer beğenirse PS sözüm olan arkadaşlardan birine bu çalışma...

Küçük not: Yazı, McFLY'ın Hypnotized adlı şarkısından alıntıdır.
Goodbye to you, you've been wasting all my time~
You're no longer mine~
And now you've left me, I can't seem to get you out of my mind.
That's when I realised, you had me hypnotized~~
(hayır, kopyala-yapıştır yapmadım. şarkı kafama takılmıştı zaten yazdım işte... tamam, kabul, yazdıktan sonra kontrol ettim gugıldan :D)

Hypnotized olarak yazdım ben ama... acaba doğrusu "hypnotized" mı "hypnotised" mı? Bilen varsa, söylerse sevinirim. :)

çalışmak lazım.

Ama çalışasım yok. Bu sefer mevzu dersler de değil, piyano.
Şu yukarıdaki alıştırmanın yarına hazır olması gerekiyordu ama benim bu hafta pek çalışasım yoktu. Şu zamana kadar org/piyano çaldım hep. Nasıl çalacağımı öğrendikten sonra çalmak kolaydı, beceriyordum. Ama bu sene temelimi sağlamlaştırma vakti. Bu işten memnunum aslında ama biraz zorluyor tabi. Doğru düzgün nota okumayı öğreniyorum, hızlandırmaya çalışıyorum.
Komik olan bir şey de, piyanoda My Immortal'ı çalmayı biliyorum ama şu son bir aya kadar hiç gam çalışmadım. (Gam çalışması: piyanoda notaları sırasıyla çalmaktan oluşuyor. Parmak atlatma, iki elle çalma işi biraz zorluyor işte.)
Hadi çalışayım biraz da belki yarına çalabilirim, çat-pat da olsa...

O kadar oldu mu ya?

Blogger hesabımı aldığım tarihi hatırlamasam da bloguma girdiğim ilk kayıttan bu yana 2 yıl geçmiş.
Yazılara başlık bulmak benim için hiçbir zaman kolay olmamıştır ama şimdi baktım da eskiden durum daha vahimmiş sanki. İki yıl önce bugün, "Bi ben eksiktim! :D" diye başlık atmışım ya. Eski yazdıklarıma falan bakınca hafiften bi' utandım ama anıdır diye dokunmuyorum. Yazmak konusunda hala iyi olmasam da bi' gelişme var hani.
İlk zamanlardan hala olmasını istediğim tek şey photoshop çalışmalarım. Eskiden sürekli bir şeyler yapardım. Yine başlayasım var...
Sınava tekrar hazırlandığımı ve çalışmaya başlamam gerektiği halde henüz bir çalışma masam olmadığını söylemiştim. Aslında masam buydu:
masa kısmını sökmüştüm ve kalan kitaplık kısmını yan yatırarak üzerini kullanıyorum. Şu şekilde:

İtiraf ediyorum, dağınık bir insanım. Düzenli bir ortamda olmayı severim ama aynı zamanda o düzeni korumak için çaba sarfetmeye üşenirim zaman zaman. Yani eğer etrafı düzenlemek istersem, herşeyi düzeltir, yerli yerine koyarım ama üşeniyorsam heryer heryerde demektir. Bu fotoğrafı çektiğim için oraları biraz toparladım tabi normalde böyle değil. Gerçi toplanmış hali bile pek düzgün sayılmaz sanki? :D
Sandalyem yeni. Eskisinden kurtulmanın ve yenisini beğenerek almanın mutluluğu var üzerimde... :)

Aslında yeni çalışma masası için planım, IKEAdan ihtiyacım olan parçaları alıp eskisinin aynısını elde etmekti. Ama süpriz! IKEAda bu renk artık yok! (O parçaları almak için gitmiştik, sandalyeyle döndük.)

Ve işte son çare...

Çizimim düzgün olmadı ama böyle bi şey işte... Marangoza yaptırıcaz. Babamın huyudur zaten, gidip hazır bi şeyler almaya zor ikna ederiz. Hep 'ben onu yaptırırım, hem daha sağlam olur' der. Aslında bunun maketini yapmıştım kağıttan ama temizlik sırasında kayboldu evde... Evdekiler masanın şeklinin piyanoyu anımsattığını söylediler, bu durumda daha çok hoşuma gitti tabi :D. Şimdi rengi konusunda biraz kararsızım. Bi de marangozun istediğim gibi yapıp yapamayacağı endişelendiriyor. Bakacağız artık nasıl olacak.
Benim ders çalışmam lazımm!

18 Ağustos 2011 Perşembe

Charlie McDonnell





Yeni takıntı videom, yeey! :D ve işte youtube sayfası: CharlieIsSoCoolLike
Baya bi videosunu izledim. Daha da izlerim, hatta sanırım bir ara hepsini izleyeceğim ama biraz aralıklarla. Çünkü hem ders çalışmam lazım (artık bi zahmet) hem de çocuk o kadar hızlı konuşuyor ki beynim bulanıyor anlamaya çalışırken :D. Tamam, itiraf ediyorum, bazen ne söylediğini boşverip sadece izliyorum. :D ve yine de çok komik.
Yukarıdaki videoyu Berre ablanın (size abla diyebilir miyim?! :)) twitter'da paylaşması sayesinde izledim. Daha sonra aynı videoyu tekrar izledim, izledim ve izledim... :D Daha da sonra youtube sayfasındaki diğer videolara daldım. Şuana kadar favorilerim: yukarıdaki, saçını kızıla boyadığı ve kendini mor renge boyadığı :D.
Doğal bir komikliği var, videoları kaliteli ve ingiliz aksanı! :D
Kısacası, arkadaşı beğendim, takibe aldım. :D


Açıkçası henüz izlemediğim videolarda neler olduğunu çok merak ediyorum :D.

Öhm, bunun dışında... hala bir çalışma masam yok,
pazartesi ders çalışmaya başlamaya karar vermişken günlerden cuma oldu ve ben hala başlamadım (bilgisayarı kapattıktan sonra hemen başlayacağım inş.),
bugün ilerleyen saatlerde üni. yerleştirme sonuçları açıklanacak (tabi bunda beni alakadar eden bir durum yok),
ve şuanda bunları yazdığım saate bakacak olursak hala yarasa hayatı yaşıyorum,
nota okumak hala zor geliyor ama inanıyorum, başaracağım!

 :) :))

11 Ağustos 2011 Perşembe

yağmur sonrası.

Bu ramazan uyku düzenimi mahvettim. Zaten ramazan olmasa da normal bir biyolojik saate sahip bir insan değilimdir. :D
Bugün piyano dersim vardı. Saat 16.00'da.
Peki sabah 6-7 sularında ancak yatağına girmiş olan ben kaçta uyandım dersiniz? Tam 16.00'da!
Aslında yatmadan önce aklıma gelmişti, saat kursam mı diye ama nasıl olsa annem başımın etini yer uyandırır beni dedim. Doğal olarak uykudayken anlamam ev sesli miydi, değil miydi ama bence en sessiz günümüz geçti evde. Kimse birbirine bağrarak bir şey söyleme ihtiyacı bile duymadı sanırım. Babam gelmese daha uyurdum heralde. (10 saat uyumak benim için bir şey değil, uyuma potansiyeli yüksek bir insanım. :D ama okul zamanı 3-5 saatlik uykuyla idare ettiğim oluyordu tabi -niye okulda o kadar uyuyordum acaba :P)
Dışarı çıkacağımız zamanlarda ev ahalisini bekleten/bıktıran ben, 10 dk'dan kısa bir sürede hazırlandım. Allah'tan kurs da uzak değil. 8-10 dk yürümelik yol (onu da babam arabayla götürse tam olacaktı ama o saate kadar uyudum diye bana kızmıştı zaten ^^") neyse 20 dk'lık bi gecikme oldu ama gittim piyano dersime sonuçta.
Ben uyandığımda sabahki yağmur dinmişti, piyano dersine giderken de dönerken de yakalanmadım yağmura. Ama döndükten sonra bulutların fotoğrafını çektim penceremden... Ta da~
 

Tabi photoshop'la biraz oynanmış hali bu :D çok seviyorum bu programı ya. Çektiğim fotoğrafları çok etkileyici bi hale getirebiliyor. O çatılar o kadar karanlık değillerdi. Saat daha beş buçuk falandı çektiğimde. Fotoğrafın orjinalini göstersem mi ki? yok, yok, böyle iyi :D
Hazır makineyi elime almışken piyano fotoğrafları da çektim, YİNE :D ama onları koymayayım, belki başka zaman...

9 Ağustos 2011 Salı

Sınav Senesi Vol.2

Tercihlerimi de yaptım, en hayalîsinden... Sonuçları beklemeye gerek yok, zaten topu topu 5 tane yazdım :D Son tercihin geçen seneki sonuncusuyla aramda yaklaşık 18 bin kişi var :D. Evet, çok yukarılardan yazdım. Tutturdum bi idealist olacağım, istediğim mesleğin eğitimini iyi bir üniversitede alacağım. İnşallah pişman olmam. Geçen sene, ben dahil, hakkımda hayırlısı için dua eden bir çok kişi oldu (Allah razı olsun onlardan :)) sanırım hayırlısı buymuş.
Tabi ki bu sene biraz psikolojik eziklik ve stresin beraberinde daha aklı başında olmayı planlıyorum. Günümü, boş zamanlarımı neyle geçireceğime kadar planlamak istiyorum. Her şeyi doğru yapmak ve geri dönüp, fazladan kullandığım bu seneye baktığımda pişman olmamak istiyorum. Zaten göbeklerimiz bir kesilmiş gibi en iyi arkadaşım da tekrar hazırlanıyor. Beraberce birbirimiz motive ederek, dertleşerek, gaz vererek atlatırız bu seneyi inş. Bekle bizi Hafta İçi!! :))
Eylül sonunda dershane başlayacak (ups, gidip kayıt yaptırmam lazım sanırım). Biz arkadaşımla önümüzdeki pazartesi, yani ayın 15'inde çalışmaya başlama kararı aldık. (tabi bu arada benim üzerinde çalışabileceğim bi masa lazım, en son can sıkıntından katletmiştim masamı...) Evde sınava hazırlanan bir adet de kardeş mevcut. Eh artık o bana soru sorar, ben ona... yuvarlanıp gideriz. Bu sene fazla yıpratmasa bizi bari.

Kardeşimin öğretmeni bana çalışmaya başlamadan önce okumam için 'Ruhsal Zeka' adlı kitabı verdi. Benden sonra da kardeşim okuyacak. Baya motive edici. Odaklanma sorunumu çözebileceğim sanırım. Kafa dağınıklığımı yenmem lazım :). ^^" bu kitabın bu güne bitmesi mi gerekiyordu sanki? Hadi ben okumaya...


şu ara biraz zorlasa da... yine yine yine de severim piyanomu. (:

oruçlu.


İftarda donut yesem yüz ifadem aynı böyle olur heralde. Kaç gündür canım çekiyor ve yakınlarda satan bi yer yok. Ya birinin beni götürmesi ya da metrobüse binmem lazım. Ama bugün-yarın dayanamayıp gidip alabilirim. Yum~ Donut fotoğrafı koymayacağım, dayanamam...

gif: lauuwmcfly

30 Temmuz 2011 Cumartesi

tercihen.


Küçük bir Photoshop kaçamağından yandaki şey çıktı. Şu sağ alttaki kare brushı yeni yaptım. Sevdim aslında. Küçük, sade... Avatarlarda imza niyetine koyabilirim belki. Brushın şeklinin de müsaitliğinden gif yapasım geldi. Yılan oyununu anımsattı biraz gifin hareketi :). Zaten gif dışında da pek numarası yok  :D iyice uzaklaşmışım PSden.

Sıkıldım, bunaldım... Bir yandan tercih dönemi, bir yandan İstanbul'un bu nemli, yapış yapış sıcağı. Seneye tekrar hazırlanma durumunu kabul ettiremedim bizimkilere... Ama benim kafamda o var. Kolay kolay da çıkmayacak kafamdan.
Bir kere kesinlikle Mimarlık istiyorum. Şehir dışı istemiyorum. Dandik bir özel üni. de istemiyorum. Paralı okumayı hiç yediremiyorum. O küçük serveti okula ödemektense 1 sene daha dershane masrefı çıkartırım sadece. Niye %75 burslu seçeneği yok ki?! Neyse ya böylesi daha iyi belki de. Özelde okumanın bir sürü dez avantajı da var zaten. Devlette okumanın da var tabi, napalım eğitim sistemimiz bu kadar işte.
2 tane özel üni.ye bakmaya gittim dün ve bugün. Dün Bahçeşehir Üni.ye gittim. Anlattılar, gösterdiler mekanları falan vs. vs. elime de bi tanıtım paketi veriverdiler. Böyle biraz büyükçe karton bi paket, resim çantası gibi. Dönerken baktım içine. Tanıtım kataloğu, not defteri, uçlu kalem... Normal? derken yanlarında bir de anahtarlığa benzer bir şey. Metal bir kutunun içine koymuşlar. Niye? Çünkü o anahtar değil. 2GB flash disk! Başta şaka gibi geldi. Ama cidden içinde de ne bi tanıtım videosu ne başka bi şey. Mis gibi flash disk. :D Tabi üzerinde Bahçeşehir Üni. logosuyla. Aslında akıllıca, baksana ben bile reklamlarını yapıyor oldum şuanda :D. Kampüsün yeri harika zaten. Beşiktaş'ta, denize sıfır. Ama bahçeye dair bi şeyi yok ya. Ben yeşillik severim abi! :D
Ahh ahh... Çapa gibi bi yeri zor bulurum bi daha. Özledim okulumu şimdiden be. Gittiğim iki üni.de de tavanlar çok alçak, basık geldi. Okul ortamında alıştım tabi 7 metre yüksekteki tavana, basık geliyo başka yerler. Yok, yok, benim seneye kasıp İTÜ Mimarlığa girmem lazım. Peki bu sene bilmiyordum da mı kasmadım? Hayır, tamamen salaklığımdan, van handırt pörsent. Nasıl bir çalışma (aslında çalışmama) dönemi geçirdiğime inanamıyorum :D. İzlemediğim kadar Kore dizisi izledim lan :D. Ama şu da bir gerçek ki, sabrım yetmiyordu artık çalışmaya. Masanın başında durmaya bile... Son zamanlarda zaten kafam masayla bütünleşti. Bazen bilinçli, bazen bilinçsizce... (Ya kafamı vuracak bi yer lazımdı ya da uyuyacak.)
Neyse işte. Arkadaşlardan seneye hazırlanmayı düşünen kişi sayısı da baya artışta zaten. Fazla mı idealist davranıyoruz? Ama söz konusu hayatını nasıl geçireceğini büyük ölçüde etkileyecek olan mesleğin olunca, biraz idealist davranmak gerekir heralde.
Kafam bulanık. Canım sıkkın. Edit/çeviri işlerini sürekli ertelemekteyim. Sıcak ve nemden her tarafım yapış yapış. Budur işte.

Şunu izleyelim de neşemizi bulalım bari. :)) Ladies and gentlemen, Hugh Jackman and Neil Patrick Harris'on'!



Bu sunuculuk işini nasıl ciddiye aldıklarına ve hazırladıkları şovlara hayranım...
"Stick with me kido." :D
P.S.: 2:48'de ne söylediklerini anlayan varsa söyleyebilir mi?

21 Temmuz 2011 Perşembe

Ee daha daha nasılız?

Sonuçlar açıklandı. Tahmin ettiğim felaketle yüz yüze geldim. Ne diyim ki? Kendim ettim, kendim buldum işte. Aslında pişman olmam gerekir ama pek değilim. Daha çok çalışamadım işte. Kapasitem bu. İçim almıyor daha fazlasını. Artık önümüzde tercih zamanı var. Mimarlık yazacağım sadece ama İstanbul'da sadece. Yerleşirsem, ne ala. Yerleşemezsem de dünyanın sonu değil ya. Tabi üzülürüm, 1 sene fena stres çekerim yine ama istemediğim bir bölümde okumaya çalışarak işkence çekmekten iyidir. Bakalım kendimi o psikolojik duruma hazır da hissetmiyorum ama kısmet.
Anadolu öğretmen lisesinde okuduğum için de ek puan durumu ayrı bir kafa karıştırıyor zaten. MF1 puan türünde ek puansız 5 haneli bir sıradayken, ek puanlı 4 haneli bir sırada oluyorum. Sınav sonucumla ilgili de en fazla bunu yazabilirim. :D


Çok iyi sonuçları olan arkadaşlarım var, maşşallah. Herkes için hayırlısı...

Neyse öyle işte...
Mavi aşkını paylaştığımız arkadaşıma gelsin bu fotoğraf :D. Boncuk onun hediyesi :)).
Vay canına photobucket'e yüklediğim 1000. dosya olmuş bu. :D

Canımın sıkıldığı şu aralar değişim manyağı oluyorum. Bir şeyleri değiştirmek her zaman hoşuma gitmiş ve beni rahatlatmıştır. Bu yüzden geçenlerde saçıma kahkül kestim. Gece gece yine ayaktaydım, canım sıkılıyordu ve yakılarda da makas vardı. Oldu işte :D. Ama sevdim kahküllerimi. Biraz uzunlar, kısa kesmeye cesaret etmedim. Biraz uzayınca perçeme dönecekler ama ben kahkülden hevesimi almış olacağım, iyi yani böyle ;).

Ve son değişimi de odamda yaptım, yine. Masam IKEAdan. Kitaplık yanına ek bir parça monte edip masa oluyor, onlardan...dı. Masa olan kısmının artık vadesi dolmuştu. Bir şekilde üstünde fazla bir yük taşıdı diyelim. O zamandan beri gıcırdıyordu. Üzerine kolumu dayasam ses çıkıyordu. ben de en sonunda masa olan parçaları söktüm. Dikdörtgen şeklindeki kitaplığımı yan yatırdım ve şimdi onun üstü masa görevi görmekte :D. Masam yok. Ama bir yandan da odam ferahladı. Piyanom kapının ağzında durmaktan kurtuldu. :D Şimdilik halimden memnunum. Sonrasına bakarız artık.
Tabi bunları yaparken hem sıcaktan hem yorgunluktan bittim. Pıtır pıtır ter oldu her tarafım. 2 tane sıkı vidayı açmam için uygun alet yoktu. Pense de bulamadım. Boncuklarla uğraştığım fi tarihinden kalma kargaburnuyla ellerimi acıta acıta açtım o vidaları. Başta çok inat ettiler ama azmin zaferi! :D :D

Neyse hadi ben müzik dinleyip kendimi iyi hissedeyim. Zor bi gün sayılırdı.

"These feelings I can't shake no more
These feelings are running out the door
I can feel it falling down
And I'm not coming back around
These feelings I can't take no more
This emptiness in the bottom drawer
It's getting harder to pretend
And I'm not coming back around again

Remember when...
"  ~


Süpriz, McFly'ın şarkısı değil. Bu sefer Avril. :)

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Tesadüf.


Evet, sonunda ben de izledim.
Topluluğun zıttına hareket etmeyi çok seviyorum bazen. Bazen de inadım tutuyor. Bu sefer inat söz konusu. :P
Vizyondayken izleyecektim ama malum sınava hazırlanıyordum bir türlü programımıza uydurup gidemedik. Ve okuldan bir arkadaş  hiç yapmaması gereken bir şey yaptı. Sonunu söyledi! Anlatmadı tam olarak, sadece 1 cümle söyledi, iki kelime. Bu şekilde olacağı hiç aklıma gelmemişti. Yüzüm yeni yeni kurudu, göz yaşlarımın tuzu yakıyor suratımı.
Neyse daha sonra başka bir arkadaşımla gezerken D&R da gördüm DVDsini. Ama sonunu söylediler ya, Mehmet Günsür'ü izlemek için içim gitse de, izleyesim gelmiyor filmi. Daha sonra yine gezerken bu sefer İnkılap'ta VCDsini gördüm. Malum VCDlerin fiyatı daha uygun, film "al beni al beni" diyor. Ama yok, bu sefer inada bindi, almadım.

Ama işte sonunda izledim. Hem de sınavların açıklanacağı gün. :D Bugün saat 14.00'te sınavların açıklanacağı söylendi. Ve bu film sağolsun bendeki göz yaşları tükendi. Tesadüf mü? asdfsdf :D
İnşallah sonuç beni çok mutsuz etmez ama etse de fazla üzülebileceğimi sanmıyorum. Günlük ağlama kotamı doldurdum gibi. Ama hala bir film açıp tekrar ağlayabilme kapasitesine de sahibim. Aslında, kapasite değil. Kendime engel olamıyorum. İzlerken film/dizideki duyguya çok kaptırıyorum. Bu yüzden genelde duygusal şeyleri yanlız izlerim :D. Annem de benim bu kaptırma olaylarıyla hep dalga geçer. Komedi izlerken bile kendimi kaptırıp aşırı gülüyormuşum. Bence o kadar değil ya. Ama olsun bu şekilde izlemeyi seviyorum.

Oh! Atlattım duygusal karmaşayı. Bir şeyler yazmak iyi geldi. Filmi daha çok düşünüp üzülmemem lazım.
Zaten dün gece de Becoming Jane'i izleyip fena olmuştum. Filmi 2. kere izliyordum ama bu bir şey farkettirmedi. Televizyonu kapattığımda suratım yine ıslaktı.

Hani filmin bir kaç farklı posteri var ya. Ben bu yukarıdakini seviyorum. Yazıya başlamadan önce bu posteri koyayım dedim, gugıl amca biraz gıcıklık etti. Neyse yine de çok aramış sayılmam. Buldum, koydum, muradıma erdim :P.

Gidip soundtrackini de alacağım. Filmin müziklerini abarttıklarını zannediyordum. Ama muhteşemdi!  O kadar güzeller ve o kadar iyi kullanılmışlar ki. Kısacası film beni enkaz etti, sümüklü peçetem karşımda bana el sallıyor ve gözlerim uyumamı söylüyor.

Olamaz mı... Olabilir. ~

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Lise Mezunu

Geçenlerde mezun oldum ben ya...


4 senedir çektiğim o yolu bir daha gitmeyecek olmam,
O mor gömlekle o daracık sıralarda bir daha oturmayacak olmam güzel bir şey gibi geliyor kulağa aslında ama bana o kadar da iyi hissettirmiyor.
Bu küçük mecburiyetlerin hayatımdan çıkmasıyla -en azından şimdilik- doldurulamayacak bir boşluk doğuyor sanki.
Ne kadar istersek isteyelim, bir daha aynı olmayacak.
Elimizde kalan hatırası olan bir kaç eşya, anılar ve yıllık... bitti...


Arkadaşımla yaptığımız gezinin yazısındaki fotoğraflarla boğuşmaktan bu yazıyı ertelemiştim. Tatile çıktık, geldik (5 gün) ancak açtım blogu.
Tatil desen, benim için adı pek 'tatil' değildi. Daha çok 'yazlık beldede işkence çekmece' gibi bir şeydi. Sıcak beni mahvetti. Otelde kalmadık, ev kiraladık. Allah rızası için biri düşünüp de klima, hadi lükse kaçmayalım, vantilatör koymaz mı? Güya eşyalı tuttuk evi. Televizyonu bile sökmüşler. Asma yeri kalmış duvarda. İyi kazık yedik yani. O paraya hiç değmezdi bence.
Hadi evi geçtik, denizde eğlenen eğlendi. Ama benim küçük sorunum şu ki; ben denize girmeyi sevmiyorum. Hayır, yüzme biliyorum. Başka nedenlerim var (u.u).
Ama neyse bu tatile çıkmaya değecek bir şey yaşadım en azından. 
Jet Ski!
Müthiş bir eğlenceydi. Ama biraz da tuzlu... ^^"
Babamla bindik, önce ben kullandım sonra o. Denizde tam gaz gitmek harikaydı :D
Böyle suyun üstünde fazla hız yapınca hopluyorsun falan. Bi kaç kere savurdum babamı, Allah'tan düşmedi :D.
Acemi şöför işte nerde olsa kendini belli ediyor. :D
Maalesef elimde fotoğraf yok. Kalabalık plaja elimde fotoğraf makinesiyle gidince insanlar tuhaf tuhaf bakar diye almadım. :/
Bi daha binmek istiyorum!

5 Temmuz 2011 Salı

Tabana kuvvet.

Güya yüzyıl önce yazacaktım sınav günü arkadaşımla yaptığımız geziyi... Üşengeçlik işte, başka bir şey değil.
Dikkat: Bol fotoğraflı gönderi. :D Fotoğrafları daha büyük görmek için üzerlerine tıklayın.

Sayısal olarak son sınavımıza girmiştik 26 haziran 2011 pazar günü. LYS - Fen Bilimleri.
Sınavdan çıkışta, sınav nasıl geçmiş olursa olsun, hangi ruh halinde olacağımız belliydi. "Oh be! BİTTİ!" :D
Biz de sınav gününe planımızı yaptık. Elimizde fotoğraf makineleriyle vurduk kendimizi yollara :D. Rotamız tam olarak belli değildi, sadece aklımıza estiği gibi gezmek istedik. Arkadaşımın "sora sora Bağdat..." sloganıyla çıktık yola. İlk durak Pierre Loti.
Allah'tan metrobüste okuldan bir arkadaşım ve annesiyle karşılaştık ve ana hatlarıyla öğrenmiş olduk nasıl gideceğimizi. Metrobüsün Ayvansaray durağı başlangıç oldu.

Durağın yanında bi kaç çocuk uçurtma uçuruyordu. Arkadaşım da onlarla uçurmayı denedi. Ama maalesef bu görüntü onun denemelerinden değil... Rüzgar yüzünden tabi ki de canım.

Neyse işte, Ayvansaray'dan sora sora yönümüzü çevirdik Eyüp Camii'ne. Arada bi de feshaneye uğradık kıyısından. Küçükken lunaparktan çok feshaneye gittiğimi hatırlıyorum. Eğlenirdik üç kardeş, 3-5 oyuncaklık jeton kotamızla :). (oyuncakların fotoğrafını çekmedim, sadece manzara var elimde)


Eyüp Camii'ye gittik, kuşsuz olmaz :D.

Pazar günü teleferik kuyruğundan kaçınnnn! Zaten kuyruk uzunsa anlayın ki yukarı çıktığınızda da güzel manzaralı masa olmayacak. Ve bir limonataya 4 lira vereceksiniz (bardak büyük değil ve limonata da naneli değil.)

Yine de güzel manzara (:

Limonataları içtik ve bu sefer daha kısa olan teleferik kuyruğuna girdik. Eyüp'e döndük ve artık yola devam etme vakti. Ortaköy'den başlayıp, Eminönü'ne kadar gezmeyi planlıyorduk. Ama şunu öğrendik ki, Ortaköy'den Eminönü'ne doğru tur atmak istiyorsan önce Pierre Loti'ye uğramayacaksın. Ortaköy'e otobüs yoktu. Eminönü vardı. Ve Galata'ya uğramak istediğimiz için de bunun anlamı, yokuş inmeyi planlarken, yokuş çıkmak zorundaydık. Napalım dedik. Atladık Eminönü otobüsüne.

Ara sokak gibi yerlerde dolaştık. Pazar gibi tezgahlar falan vardı. Meraktan yürüdük de yürüdük. Sonra bir de Mısır Çarşısı'na girelim dedik gelmişken.

Biraz lokum aldık, balık ekmeğin üstüne tatlı niyetine yeriz dedik. Çarşının çıkışında yine ara sokaklar vardı, pazar gibi. Dolandık, dolandık... Sonra çıkalım diye bir sokağa saptık. Etraf tenhalaştı, tam kaybolduk mu derken caddeye ulaştık. Tekrar yolumuza devam edelim diye çarşıya girdiğimiz yere döndük :D.

Galata kulesi bizi çağırıyor...


Ama karnımız aç. Önce balık ekmek. Her zamanki gibi en kılçıklısından... Uzaktan canımız çekiyor ama sonra da pişman oluyoruz yerken. Neden bu kadar kılçıklı?
Neyse, çok şükür karnımız da doyduktan sonra, elimizde lokumlar balıkçıların dizildiği köprüye yöneldik.

Arkadaşım balıkçı amcalardan birinin oltasını devralıp acemi şansını denemek istedi :D. Maalesef ellerimiz boş kaldı. Arkadaşımla balıkçı amca sohbet ederken ben de aralarından bir Eminönü manzarası alayım dedim.

Yokuş işkencesi başlıyor! Çıkarken bacağım çok kötü oldu. Ne olduğunu ben de anlamadım ama bi ara basamadım üstüne. Kenara geçip biraz oturalım dedik. Bi turist geldi durdu önümüzde. Bizim gibi o da sora sora gezenlerden. Ve tek bir soruyla bütün İngilizcem yerle bir oldu. "Golden Horn?". Hatırlamıyorum! İkimiz de bilmiyoruz, cahil cahil baktık adama. Tek cevabımız "I don't know.". Aklıma takıldı neresiydi diye. Hayır, hatırlıyorum ismi duyduğumu ama neresiydi? Açtım telefondan internetten baktım ki -.- Haliç. Bir daha da unutmam herhalde...

Neyse yola devam, daha yolun başındaydı bu olay :D Hani çok uzun bi mesafe değil ama çok dik o yokuş ya. Bi teleferik de oraya yapsalar... :P Göründü, göründü! Kule göründü.

Her ne kadar bacaklarımın durumu pek parlak olmasa da, daha önce hiç çıkmadığım için kuleye çıkmak istiyordum. Ama kendime işkence etmek için beklemem gereken kuyruğu görünce vazgeçtik :D. Pazar günü de her taraf insan kaynıyor ya.
Bir kaç fotoğraf çekip yola devam ettik.

Yukarıdaki fotoğrafı çektiğim yerden arkamı bir döndüm ki... Mis gibi kokan (ama maalesef biraz solmuş) çiçekleri gördüm. *-* Duvarı kaplamışlardı.
Öhm... Neyse. Yolumuza İstiklal'den devam ettik. Ve İstiklal Caddesi'ne girer girmez, burada hiç bahsetmek istemediğim, bir kalabalıkla burun buruna geldik. Gösteri de varmış bugün. Bir o eksikti.
Gösteriyi izlemeyenlerin oluşturduğu, ancak çift sıra halinde yürünebilen bir açıklık *-*. Göstericilerin sonuna kadar zor attık kendimizi. O sırada arkadaşıma göstermek istediğim dükkanı da rahat rahat güzel bir İstiklal fotoğrafı şansını da kaçırdım. Elimde bu var sadece...

Yeni hedef: Gün batmadan Ortaköy.

Fünikülerle Taksim'den Kabataşa geçtikten sonra biraz daha yürüdük. Yürüdük. Yürüdük.
Ve bu saat kulesini eklemişken gezimizle ilgili aklımızdan tamamen çıkmış olan küçük ayrıntıyı eklemeden edemeyeceğim. Biz gün batımında Ortaköy falan diyoruz da, gün battıktan sonra saat kaç oluyor? İşte bu kısmı atladık. Arkadaşımın eve gidebilmesi için önce bizim evin oraya dönmemiz, sonra da onun otobüse binmesi gerekiyor. Peki bilin bakalım kimin son otobüsüne yetişmemizin imkanı yok?
Neyse işte bu saat olayı tamamen aklımızdan çıkmış. Babam sağolsun, bıraktık arkadaşımı evine kadar. Malum hala sınavzede kontenjanındayız, olur böyle şeyler :D.

Evet ne yapıyorduk en son? heh, yürüyorduk. Tabi bir yerde pes ettik artık, otobüse bindik. Ama o nasıl bir tırafik? Nasıl bir yavaşlık? Kaldırımda yürüyerek gidenler bizden önce varacaklar. Ama yine de biraz sabrettik otobüste, bacaklarımız tekrar bir hissetsin diye bekledik. Gerçi bunu bekleyen sadece bendim sanırım, arkadaşım bir şeyi olmadığını iddia ediyordu :). Neyse sonra dayanamadık indik, tabana kuvvet devam!
Ben artık bi yerden sonra düşüp kalacağım sandım. Bünye alışık değil böyle bütün günü aktif geçirmeye.
Ama ben kendimi asvalta bırakmadan vardık Ortaköy'e, şükür.

Ve günün sondan bir önceki kötü haberi. (Sonuncusu otobüs olayıydı.) Ortaköy cami restore ediliyor. Yani tabi bu iyi bir şey ama :D. Biz istediğimiz fotoğrafı alamadık. Cami, önündeki mavi iskelelerle birlikte işte böyle poz verdi...

Ve bitti... :)
Tüm fotoğraflar şahsıma aittir ve biraz Photoshop'a maruz kaldıktan sonra buraya eklenmiştir. ;)

P.S.- Bu yazıyı taslak olarak kaç kere bıraktığımı unuttum artık, gecikme için 'arkadaşım'dan özür dilerim. Biliyorsun işte... Üşengeçlik :D. Yazamadığım, atladığım bir kaç küçük şey için affına sığınıyorum :)