Fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2011 Pazar

3 gün.

Benim hafta sonum 3 gün sürüyor. En azından bir süreliğine böyle olacak. Dershaneda haftada 4 gün ders var. Yani bu süre boyunca benim için pazartesi sendromu geçersiz olacak. Merhaba, salı sendromu!
Salı gününe ödevim var. Dün arkadaşımlaydım. Sınav sonrası tur yaptığımız arkadaş. Yine bol yürüyüşlü bir buluşma oldu. Eve geldikten sonra ödevlere pek vakit ayıramadım dolayısıyla, belim ağrıyordu biraz. Bugün de baya geç uyandım. Dershaneden önceki uyku düzenime döneceğim diye ödüm kopuyor. Ama en azından uyandığımda ağrılarım gitmişti. :)
Çok güzel bir gölete gittik.




Bu alttaki fotoğrafı çekerken de, photoshopta düzenlerken de, buraya eklerken de kendimi megaloman bir ergen gibi hissettim. Ama düzenlediğim hali hoşuma gitti, eklemek istedim. Üzerindeki tırtıklı doku efekti hoşuma gitti. Yeni bir şeyler denerken keşfettim onu.


Bir de bu aralar kafama takıldı, renkli lens denemek istiyorum. Göz rengimi seviyorum ama mavi ya da griyken nasıl duracak çok merak ediyorum. Tabi cesaret edebilirsem...

Tamam, ben ödevlerime dönüyorum.

29 Ağustos 2011 Pazartesi

başlık.

Yine bir başlık koyma krizi yaşıyorum. =_=  Çok mu belli oluyor?
Yanımda bir kutu süt (yanımda biri olmadığı sürece bardak kullanmam, kutudan/şişeden içince daha lezzetli~ ) ve bitirmek üzere olduğum bayram şekerleri var. Bilgisayar başındayım, canım sıkılıyor, yazı yazmak istiyorum nedense...
Odamda vızıldayarak uçup duran, türünü bilmediğim, büyük, yeşil yaratık... senden nefret ediyor değilim, ama hoşlandığım da söylenemez.

Hala masam yoooook~  Bu iş biraz sinirlerimi bozmaya başladı. Eksik hissediyorum. Ders çalışamıyorum -tabi bu olay bunun için sadece bi bahane.
Babam daha çizimi marangoza götürmedi.
Araya bayram girdi.
Zaten bizim marangozun eli ağır.
Ya masa istediğim gibi olmazsa?
bla bla bla...

Yani şu durumda her an masamın o nefret ettiğim gıcırdayan parçasını tekrar monte edebilirim. Sabırsızım, stresliyim ve bazen de sinirli olabiliyorum...
Bu tekrar hazırlanma işine biraz iyimser yaklaşmışım sanırım. Geçen seneki çalışamayışımı bir düzenim olmamasına vermiştim. Yine bir düzenim yok. Ve düzenimin olmadığı her gün daha çok stres hissediyorum. Sanki şimdiden başarısız olmuşum gibi.

Depresif moddan çıkacak olursak...
Ramazanın son 2 günü iftar için yemek yaptım~
Diğer günlerde az biraz yardım ediyordum da, tek başıma yemek yaptığım nadir görülür.
Dün, et haşlama/makarna/patates püresi bunun nasıl bir iftar menüsü olduğu konusuna hiç girmeyelim. Acelemiz vardı, annemler yoktu, tavukların buzu çözülmemişti vs. sonradan annem bir de çorba kattı bunlara.
Bugün de tavuk yaptım fırında. annem tarif etti.
Evet, koca kız oldum, hala doğru düzgün yemek yapmıyorum. Öğrenirim bi ara inş., umudumuzu kaybetmeyelim.

Photoshop açtım~
Bi arkadaşımın isteğini yaptım. Bi yük kalktı sanki üstümden :D

Bir de... hani şu bahsettiğim piyano çalışması vardı ya... bayramdan sonrayaymış, unutmuşum. :D
Kendimi biraz kötü hissetmiştim o çalışmadan dolayı zaten. "Ders olduğunu zannettiğim" güne kadar yetiştirememiştim, üstelik o ödevim olan tek alıştırma da değildi ama yine de asıl ödev oydu. Onu bitirebilirsem 2 alıştırmaya daha bakacaktım. Hadi ben çalışayım o zaman. ♥


11 Ağustos 2011 Perşembe

yağmur sonrası.

Bu ramazan uyku düzenimi mahvettim. Zaten ramazan olmasa da normal bir biyolojik saate sahip bir insan değilimdir. :D
Bugün piyano dersim vardı. Saat 16.00'da.
Peki sabah 6-7 sularında ancak yatağına girmiş olan ben kaçta uyandım dersiniz? Tam 16.00'da!
Aslında yatmadan önce aklıma gelmişti, saat kursam mı diye ama nasıl olsa annem başımın etini yer uyandırır beni dedim. Doğal olarak uykudayken anlamam ev sesli miydi, değil miydi ama bence en sessiz günümüz geçti evde. Kimse birbirine bağrarak bir şey söyleme ihtiyacı bile duymadı sanırım. Babam gelmese daha uyurdum heralde. (10 saat uyumak benim için bir şey değil, uyuma potansiyeli yüksek bir insanım. :D ama okul zamanı 3-5 saatlik uykuyla idare ettiğim oluyordu tabi -niye okulda o kadar uyuyordum acaba :P)
Dışarı çıkacağımız zamanlarda ev ahalisini bekleten/bıktıran ben, 10 dk'dan kısa bir sürede hazırlandım. Allah'tan kurs da uzak değil. 8-10 dk yürümelik yol (onu da babam arabayla götürse tam olacaktı ama o saate kadar uyudum diye bana kızmıştı zaten ^^") neyse 20 dk'lık bi gecikme oldu ama gittim piyano dersime sonuçta.
Ben uyandığımda sabahki yağmur dinmişti, piyano dersine giderken de dönerken de yakalanmadım yağmura. Ama döndükten sonra bulutların fotoğrafını çektim penceremden... Ta da~
 

Tabi photoshop'la biraz oynanmış hali bu :D çok seviyorum bu programı ya. Çektiğim fotoğrafları çok etkileyici bi hale getirebiliyor. O çatılar o kadar karanlık değillerdi. Saat daha beş buçuk falandı çektiğimde. Fotoğrafın orjinalini göstersem mi ki? yok, yok, böyle iyi :D
Hazır makineyi elime almışken piyano fotoğrafları da çektim, YİNE :D ama onları koymayayım, belki başka zaman...

9 Ağustos 2011 Salı

Sınav Senesi Vol.2

Tercihlerimi de yaptım, en hayalîsinden... Sonuçları beklemeye gerek yok, zaten topu topu 5 tane yazdım :D Son tercihin geçen seneki sonuncusuyla aramda yaklaşık 18 bin kişi var :D. Evet, çok yukarılardan yazdım. Tutturdum bi idealist olacağım, istediğim mesleğin eğitimini iyi bir üniversitede alacağım. İnşallah pişman olmam. Geçen sene, ben dahil, hakkımda hayırlısı için dua eden bir çok kişi oldu (Allah razı olsun onlardan :)) sanırım hayırlısı buymuş.
Tabi ki bu sene biraz psikolojik eziklik ve stresin beraberinde daha aklı başında olmayı planlıyorum. Günümü, boş zamanlarımı neyle geçireceğime kadar planlamak istiyorum. Her şeyi doğru yapmak ve geri dönüp, fazladan kullandığım bu seneye baktığımda pişman olmamak istiyorum. Zaten göbeklerimiz bir kesilmiş gibi en iyi arkadaşım da tekrar hazırlanıyor. Beraberce birbirimiz motive ederek, dertleşerek, gaz vererek atlatırız bu seneyi inş. Bekle bizi Hafta İçi!! :))
Eylül sonunda dershane başlayacak (ups, gidip kayıt yaptırmam lazım sanırım). Biz arkadaşımla önümüzdeki pazartesi, yani ayın 15'inde çalışmaya başlama kararı aldık. (tabi bu arada benim üzerinde çalışabileceğim bi masa lazım, en son can sıkıntından katletmiştim masamı...) Evde sınava hazırlanan bir adet de kardeş mevcut. Eh artık o bana soru sorar, ben ona... yuvarlanıp gideriz. Bu sene fazla yıpratmasa bizi bari.

Kardeşimin öğretmeni bana çalışmaya başlamadan önce okumam için 'Ruhsal Zeka' adlı kitabı verdi. Benden sonra da kardeşim okuyacak. Baya motive edici. Odaklanma sorunumu çözebileceğim sanırım. Kafa dağınıklığımı yenmem lazım :). ^^" bu kitabın bu güne bitmesi mi gerekiyordu sanki? Hadi ben okumaya...


şu ara biraz zorlasa da... yine yine yine de severim piyanomu. (:

21 Temmuz 2011 Perşembe

Ee daha daha nasılız?

Sonuçlar açıklandı. Tahmin ettiğim felaketle yüz yüze geldim. Ne diyim ki? Kendim ettim, kendim buldum işte. Aslında pişman olmam gerekir ama pek değilim. Daha çok çalışamadım işte. Kapasitem bu. İçim almıyor daha fazlasını. Artık önümüzde tercih zamanı var. Mimarlık yazacağım sadece ama İstanbul'da sadece. Yerleşirsem, ne ala. Yerleşemezsem de dünyanın sonu değil ya. Tabi üzülürüm, 1 sene fena stres çekerim yine ama istemediğim bir bölümde okumaya çalışarak işkence çekmekten iyidir. Bakalım kendimi o psikolojik duruma hazır da hissetmiyorum ama kısmet.
Anadolu öğretmen lisesinde okuduğum için de ek puan durumu ayrı bir kafa karıştırıyor zaten. MF1 puan türünde ek puansız 5 haneli bir sıradayken, ek puanlı 4 haneli bir sırada oluyorum. Sınav sonucumla ilgili de en fazla bunu yazabilirim. :D


Çok iyi sonuçları olan arkadaşlarım var, maşşallah. Herkes için hayırlısı...

Neyse öyle işte...
Mavi aşkını paylaştığımız arkadaşıma gelsin bu fotoğraf :D. Boncuk onun hediyesi :)).
Vay canına photobucket'e yüklediğim 1000. dosya olmuş bu. :D

Canımın sıkıldığı şu aralar değişim manyağı oluyorum. Bir şeyleri değiştirmek her zaman hoşuma gitmiş ve beni rahatlatmıştır. Bu yüzden geçenlerde saçıma kahkül kestim. Gece gece yine ayaktaydım, canım sıkılıyordu ve yakılarda da makas vardı. Oldu işte :D. Ama sevdim kahküllerimi. Biraz uzunlar, kısa kesmeye cesaret etmedim. Biraz uzayınca perçeme dönecekler ama ben kahkülden hevesimi almış olacağım, iyi yani böyle ;).

Ve son değişimi de odamda yaptım, yine. Masam IKEAdan. Kitaplık yanına ek bir parça monte edip masa oluyor, onlardan...dı. Masa olan kısmının artık vadesi dolmuştu. Bir şekilde üstünde fazla bir yük taşıdı diyelim. O zamandan beri gıcırdıyordu. Üzerine kolumu dayasam ses çıkıyordu. ben de en sonunda masa olan parçaları söktüm. Dikdörtgen şeklindeki kitaplığımı yan yatırdım ve şimdi onun üstü masa görevi görmekte :D. Masam yok. Ama bir yandan da odam ferahladı. Piyanom kapının ağzında durmaktan kurtuldu. :D Şimdilik halimden memnunum. Sonrasına bakarız artık.
Tabi bunları yaparken hem sıcaktan hem yorgunluktan bittim. Pıtır pıtır ter oldu her tarafım. 2 tane sıkı vidayı açmam için uygun alet yoktu. Pense de bulamadım. Boncuklarla uğraştığım fi tarihinden kalma kargaburnuyla ellerimi acıta acıta açtım o vidaları. Başta çok inat ettiler ama azmin zaferi! :D :D

Neyse hadi ben müzik dinleyip kendimi iyi hissedeyim. Zor bi gün sayılırdı.

"These feelings I can't shake no more
These feelings are running out the door
I can feel it falling down
And I'm not coming back around
These feelings I can't take no more
This emptiness in the bottom drawer
It's getting harder to pretend
And I'm not coming back around again

Remember when...
"  ~


Süpriz, McFly'ın şarkısı değil. Bu sefer Avril. :)

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Deneme bir ki...

Deneme, deneme bir ki... PS'm çalışıyor mu?



Sevdiğim bir şeye uzun süre ara vermekten nefret ediyorum. Tekrar nasıl başlayacağımı şaşırıyorum. Başladığımda doğru mu yapıyorum, iyi mi yapıyorum bir türlü bilemiyorum. Farklı oluyor, eskisi gibi olmuyor. :/
Tamam, olmamış işte. Ama yine de koyuyorum tabi ki, kim karışır ben yaptım :P.
2 tane brush kullandım ve maalesef nerden aldığımı hatırlamıyorum. Fotoğrafı da... Ama Texture: ...tamam onu da bulamadım. Buna başlayıp yarım bırakmıştım, yeni tamamladım. -_-" (bulursam ve unutmazsam yazarım inş.)



Evet, hala converselerimi çok seviyorum. Yetmiyor, fotoğraflarını çekmeyi de seviyorum. N'olmuş yani?
Gif yapmak hala uğraştırıcı... Ama güzel ya, sevdim. Belki de gif üzerinden devam ederim. Sammy~



Hadi ben de gittim.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Lise Mezunu

Geçenlerde mezun oldum ben ya...


4 senedir çektiğim o yolu bir daha gitmeyecek olmam,
O mor gömlekle o daracık sıralarda bir daha oturmayacak olmam güzel bir şey gibi geliyor kulağa aslında ama bana o kadar da iyi hissettirmiyor.
Bu küçük mecburiyetlerin hayatımdan çıkmasıyla -en azından şimdilik- doldurulamayacak bir boşluk doğuyor sanki.
Ne kadar istersek isteyelim, bir daha aynı olmayacak.
Elimizde kalan hatırası olan bir kaç eşya, anılar ve yıllık... bitti...


Arkadaşımla yaptığımız gezinin yazısındaki fotoğraflarla boğuşmaktan bu yazıyı ertelemiştim. Tatile çıktık, geldik (5 gün) ancak açtım blogu.
Tatil desen, benim için adı pek 'tatil' değildi. Daha çok 'yazlık beldede işkence çekmece' gibi bir şeydi. Sıcak beni mahvetti. Otelde kalmadık, ev kiraladık. Allah rızası için biri düşünüp de klima, hadi lükse kaçmayalım, vantilatör koymaz mı? Güya eşyalı tuttuk evi. Televizyonu bile sökmüşler. Asma yeri kalmış duvarda. İyi kazık yedik yani. O paraya hiç değmezdi bence.
Hadi evi geçtik, denizde eğlenen eğlendi. Ama benim küçük sorunum şu ki; ben denize girmeyi sevmiyorum. Hayır, yüzme biliyorum. Başka nedenlerim var (u.u).
Ama neyse bu tatile çıkmaya değecek bir şey yaşadım en azından. 
Jet Ski!
Müthiş bir eğlenceydi. Ama biraz da tuzlu... ^^"
Babamla bindik, önce ben kullandım sonra o. Denizde tam gaz gitmek harikaydı :D
Böyle suyun üstünde fazla hız yapınca hopluyorsun falan. Bi kaç kere savurdum babamı, Allah'tan düşmedi :D.
Acemi şöför işte nerde olsa kendini belli ediyor. :D
Maalesef elimde fotoğraf yok. Kalabalık plaja elimde fotoğraf makinesiyle gidince insanlar tuhaf tuhaf bakar diye almadım. :/
Bi daha binmek istiyorum!

5 Temmuz 2011 Salı

Tabana kuvvet.

Güya yüzyıl önce yazacaktım sınav günü arkadaşımla yaptığımız geziyi... Üşengeçlik işte, başka bir şey değil.
Dikkat: Bol fotoğraflı gönderi. :D Fotoğrafları daha büyük görmek için üzerlerine tıklayın.

Sayısal olarak son sınavımıza girmiştik 26 haziran 2011 pazar günü. LYS - Fen Bilimleri.
Sınavdan çıkışta, sınav nasıl geçmiş olursa olsun, hangi ruh halinde olacağımız belliydi. "Oh be! BİTTİ!" :D
Biz de sınav gününe planımızı yaptık. Elimizde fotoğraf makineleriyle vurduk kendimizi yollara :D. Rotamız tam olarak belli değildi, sadece aklımıza estiği gibi gezmek istedik. Arkadaşımın "sora sora Bağdat..." sloganıyla çıktık yola. İlk durak Pierre Loti.
Allah'tan metrobüste okuldan bir arkadaşım ve annesiyle karşılaştık ve ana hatlarıyla öğrenmiş olduk nasıl gideceğimizi. Metrobüsün Ayvansaray durağı başlangıç oldu.

Durağın yanında bi kaç çocuk uçurtma uçuruyordu. Arkadaşım da onlarla uçurmayı denedi. Ama maalesef bu görüntü onun denemelerinden değil... Rüzgar yüzünden tabi ki de canım.

Neyse işte, Ayvansaray'dan sora sora yönümüzü çevirdik Eyüp Camii'ne. Arada bi de feshaneye uğradık kıyısından. Küçükken lunaparktan çok feshaneye gittiğimi hatırlıyorum. Eğlenirdik üç kardeş, 3-5 oyuncaklık jeton kotamızla :). (oyuncakların fotoğrafını çekmedim, sadece manzara var elimde)


Eyüp Camii'ye gittik, kuşsuz olmaz :D.

Pazar günü teleferik kuyruğundan kaçınnnn! Zaten kuyruk uzunsa anlayın ki yukarı çıktığınızda da güzel manzaralı masa olmayacak. Ve bir limonataya 4 lira vereceksiniz (bardak büyük değil ve limonata da naneli değil.)

Yine de güzel manzara (:

Limonataları içtik ve bu sefer daha kısa olan teleferik kuyruğuna girdik. Eyüp'e döndük ve artık yola devam etme vakti. Ortaköy'den başlayıp, Eminönü'ne kadar gezmeyi planlıyorduk. Ama şunu öğrendik ki, Ortaköy'den Eminönü'ne doğru tur atmak istiyorsan önce Pierre Loti'ye uğramayacaksın. Ortaköy'e otobüs yoktu. Eminönü vardı. Ve Galata'ya uğramak istediğimiz için de bunun anlamı, yokuş inmeyi planlarken, yokuş çıkmak zorundaydık. Napalım dedik. Atladık Eminönü otobüsüne.

Ara sokak gibi yerlerde dolaştık. Pazar gibi tezgahlar falan vardı. Meraktan yürüdük de yürüdük. Sonra bir de Mısır Çarşısı'na girelim dedik gelmişken.

Biraz lokum aldık, balık ekmeğin üstüne tatlı niyetine yeriz dedik. Çarşının çıkışında yine ara sokaklar vardı, pazar gibi. Dolandık, dolandık... Sonra çıkalım diye bir sokağa saptık. Etraf tenhalaştı, tam kaybolduk mu derken caddeye ulaştık. Tekrar yolumuza devam edelim diye çarşıya girdiğimiz yere döndük :D.

Galata kulesi bizi çağırıyor...


Ama karnımız aç. Önce balık ekmek. Her zamanki gibi en kılçıklısından... Uzaktan canımız çekiyor ama sonra da pişman oluyoruz yerken. Neden bu kadar kılçıklı?
Neyse, çok şükür karnımız da doyduktan sonra, elimizde lokumlar balıkçıların dizildiği köprüye yöneldik.

Arkadaşım balıkçı amcalardan birinin oltasını devralıp acemi şansını denemek istedi :D. Maalesef ellerimiz boş kaldı. Arkadaşımla balıkçı amca sohbet ederken ben de aralarından bir Eminönü manzarası alayım dedim.

Yokuş işkencesi başlıyor! Çıkarken bacağım çok kötü oldu. Ne olduğunu ben de anlamadım ama bi ara basamadım üstüne. Kenara geçip biraz oturalım dedik. Bi turist geldi durdu önümüzde. Bizim gibi o da sora sora gezenlerden. Ve tek bir soruyla bütün İngilizcem yerle bir oldu. "Golden Horn?". Hatırlamıyorum! İkimiz de bilmiyoruz, cahil cahil baktık adama. Tek cevabımız "I don't know.". Aklıma takıldı neresiydi diye. Hayır, hatırlıyorum ismi duyduğumu ama neresiydi? Açtım telefondan internetten baktım ki -.- Haliç. Bir daha da unutmam herhalde...

Neyse yola devam, daha yolun başındaydı bu olay :D Hani çok uzun bi mesafe değil ama çok dik o yokuş ya. Bi teleferik de oraya yapsalar... :P Göründü, göründü! Kule göründü.

Her ne kadar bacaklarımın durumu pek parlak olmasa da, daha önce hiç çıkmadığım için kuleye çıkmak istiyordum. Ama kendime işkence etmek için beklemem gereken kuyruğu görünce vazgeçtik :D. Pazar günü de her taraf insan kaynıyor ya.
Bir kaç fotoğraf çekip yola devam ettik.

Yukarıdaki fotoğrafı çektiğim yerden arkamı bir döndüm ki... Mis gibi kokan (ama maalesef biraz solmuş) çiçekleri gördüm. *-* Duvarı kaplamışlardı.
Öhm... Neyse. Yolumuza İstiklal'den devam ettik. Ve İstiklal Caddesi'ne girer girmez, burada hiç bahsetmek istemediğim, bir kalabalıkla burun buruna geldik. Gösteri de varmış bugün. Bir o eksikti.
Gösteriyi izlemeyenlerin oluşturduğu, ancak çift sıra halinde yürünebilen bir açıklık *-*. Göstericilerin sonuna kadar zor attık kendimizi. O sırada arkadaşıma göstermek istediğim dükkanı da rahat rahat güzel bir İstiklal fotoğrafı şansını da kaçırdım. Elimde bu var sadece...

Yeni hedef: Gün batmadan Ortaköy.

Fünikülerle Taksim'den Kabataşa geçtikten sonra biraz daha yürüdük. Yürüdük. Yürüdük.
Ve bu saat kulesini eklemişken gezimizle ilgili aklımızdan tamamen çıkmış olan küçük ayrıntıyı eklemeden edemeyeceğim. Biz gün batımında Ortaköy falan diyoruz da, gün battıktan sonra saat kaç oluyor? İşte bu kısmı atladık. Arkadaşımın eve gidebilmesi için önce bizim evin oraya dönmemiz, sonra da onun otobüse binmesi gerekiyor. Peki bilin bakalım kimin son otobüsüne yetişmemizin imkanı yok?
Neyse işte bu saat olayı tamamen aklımızdan çıkmış. Babam sağolsun, bıraktık arkadaşımı evine kadar. Malum hala sınavzede kontenjanındayız, olur böyle şeyler :D.

Evet ne yapıyorduk en son? heh, yürüyorduk. Tabi bir yerde pes ettik artık, otobüse bindik. Ama o nasıl bir tırafik? Nasıl bir yavaşlık? Kaldırımda yürüyerek gidenler bizden önce varacaklar. Ama yine de biraz sabrettik otobüste, bacaklarımız tekrar bir hissetsin diye bekledik. Gerçi bunu bekleyen sadece bendim sanırım, arkadaşım bir şeyi olmadığını iddia ediyordu :). Neyse sonra dayanamadık indik, tabana kuvvet devam!
Ben artık bi yerden sonra düşüp kalacağım sandım. Bünye alışık değil böyle bütün günü aktif geçirmeye.
Ama ben kendimi asvalta bırakmadan vardık Ortaköy'e, şükür.

Ve günün sondan bir önceki kötü haberi. (Sonuncusu otobüs olayıydı.) Ortaköy cami restore ediliyor. Yani tabi bu iyi bir şey ama :D. Biz istediğimiz fotoğrafı alamadık. Cami, önündeki mavi iskelelerle birlikte işte böyle poz verdi...

Ve bitti... :)
Tüm fotoğraflar şahsıma aittir ve biraz Photoshop'a maruz kaldıktan sonra buraya eklenmiştir. ;)

P.S.- Bu yazıyı taslak olarak kaç kere bıraktığımı unuttum artık, gecikme için 'arkadaşım'dan özür dilerim. Biliyorsun işte... Üşengeçlik :D. Yazamadığım, atladığım bir kaç küçük şey için affına sığınıyorum :)

24 Nisan 2011 Pazar

Pasta yaptımmm...

Yarın babamın doğum günü. Hediye alamayacağım ama pasta yaptım ona :).Ve yarın okul günü olduğu için yurtta olacağımdan bugün kutladık.
vee işte pastam...





Şu damla çikolataları tek tek dizmek işkence gibiydi. Yaparken böyle yapmasamıydım diye çok düşündüm ama son görüntü güzel oldu sanki :D. (fotoğrafı çekmeden önce pastanın öünde kalan kremaları temizlesem iyi olurmuş. Dilimi de düzgün koyamamışım ^^")

Pastanın arasında krem şanti, eritilmiş sütlü çikolata ve çilek karışımından oluşan bir krema ve muz var. Üstüne de krem şantiyi yapıp şekere yatırdığım çileklerin suyunu karıştırdım içine. (çilekleri şekerle karıştırıp bekletince çok güzel suyunu salıyor, parıl parıl görünüyor *-*.)

Eh öyle işte. Onun dışında gene ders çalışamıyorum. Önümde LYS denen bir sınav var. (konularını seviyorum ama bir türlü ders çalışma şevkim gelmiyor pff.) Hee bi' de yarın kimya ve biyoloji yazılım var. Ee bi' de daha matematikten aldığım dönem ödevi bitmedi. Bütün bunların yanında da masamın yanındaki piyanom bana melül melül bakmakta...




her ne kadar azıcık oynasam da, fotoğraf çekip PS'de oynamayı özlemişim... Resim çizmeyi de... Piyano çalmayı da... Moron gibi dizi-film izlemeyi de... Manga okumayı da... Doğru düzgün ders çalışıp vicdan azabı çekmemeyi de... Özledim.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Boğaziçi'ne mi? Boğaziçi'ye mi?

Günün sorusu bu oldu işte. Boğaziçi Üniversitesine geziye gittik bugün. Off ya orda mimarlık bölümü olmadığı için üzülüyorum biraz. Boğaziçi'nde okumak cidden çok hoş bir fikir olarak yerleşti aklıma. Öncelikle benim gibi biri hem-men deniz manzarasına, etrafın yeşilliğine ve binaların güzelliğine kaptırıyor kendini zaten. Üstüne bir de okulun tanıtım videosunu izlettiler bize. İki tane öğrenci de bir şeyler anlattı, sorularımızı yanıtladı falan. Dinlerken hayalimde kurduğum üniversite hayatı bu işte diye düşündüm ama o hayal bence hayal olma özelliğini koruyacak. Hep öyle olur zaten...
Yarın da İTÜye gideceğiz. İnşallah geç kalmam. Dünküne geç kalmıştım, servis benden 5-10 dk erken davranmıştı ve böylece Marmara Üniversitesini gezme şansımı kaçırdım. Ama giden arkadaşlarda çok da iyi bir izlenim bırakmamış :D. O yüzden üzülmedim kaçırdığıma. Zaten geziyi kaçırınca kimse yok diye okula da gitmedim. Evin anahtarını da almamıştım aksi gibi (bu hafta yurtta kalmadım.). Babam uzak bir yerde işi varmış, oradaydı. Kardeşlerimden birinde anahtar yoktu, diğerinin okulunun yerini bilmiyordum. Annem de işte olunca eve gitmek hayal oldu. Ama fena da olmadı. Kardeşimin çıkış saatine kadar oyalanıyım diye Forum İstanbula'a gittim. Ve tabi IKEAya da uğramasam olmazdı :D. Ohh, aylak aylak dolaştım etrafta iyice serseri oldum :D. Mağaza mağaza gezdim ve gördüğüm nerdeyse herşeye içim gitti. Kredi kartını kontrolsüz kullanacağım diye ödüm koptu :D. Ama IKEAda kimse tutamaz beniii :D. Odama bir şeyler alma fikri zaten garip bir şekilde çok mutlu ediyor beni. Duvara yapıştırılan kare aynalardan (4'lü) aldım. Odamda ayna olmaması sinir ediyordu beni zaten, fiyatı da ucuz görünce... Onun dışında 1 tane büyük 3 tane de küçük hasır kutu aldım. Odamdaki gerekli gereksiz eşyaları kutulara koyduğumda odamın düzenli görünmesine bayılıyorum. Ve tabi kutuların görüntüsündeki estetiğe... Küçük olanları çok tatlı :):) -en küçükleri küpe kutum oldu. Ve son olarak iki tane de yastık, krem-kahve tonlarında puantiyeli... aslında aldığım şeylerin fotoğraflarını çekip koymak istiyorum buraya ama bu saatte uğraşamam gibi geliyor. Onun yerine odamda sadece süs amaçlı duran ama üstünü büyük bir zevkle doldurduğum mantar panomun bir fotoğrafını koyayım. Geçen gün fotoğraf makinesini denemek için çekmiştim. Ivır-zıvır panosu...

McFly'ın Radio:ACTIVE albümünde kullandıkları çizim ve bi kaç tane de karalama, çizimimsi şey işte...
Cnbc-e degisinin eski bir sayısının kapağı, Dexter'ın oğlu Harrison... Yirim.

Converse anahtarlığım. Üstündeki açma halkalarını 9. sınıfta toplamıştım, üzerlerine sınıftaki herkesin adını yazmıştım :). Kola içmeyen biri olarak insanlara kola içirip, onlar şifreyi aldıktan sonra açma halkalarını toplamak biraz zor olmuştu :D. Bir de bağcığında arkadaşımla aldığımız "best friends" yüzüğü asılı.
Laleler... *-* ve "rahatsız etmeyin" uyarısıyla Dexter :D.

Photobucket
Bu ortadaki kızı seviyorum ya :D. Sinsi gülüşü hoşuma gidiyor. Normalde çizimlerime pek karakter yükleyemiyormuşum gibi gelir, bu biraz istisna :))

Ve bugün hakkında kendime hatırlatmam gereken şey:
Çığlık atacak bir yer bul kendine! Ya da insanların seni sinir etmesine izin verme...

11 Eylül 2010 Cumartesi

Herkese İyi Bayramlar! Bugün bayramın 3. günü olduğuna göre biraz geç oldu bu ama ^^" napalım artık.
Bügün babamı ancak ikna ederek bayadır biriken fotoğraflardan bir kısmını seçip bastırmaya götürdük. 72 fotoğrafı 10 dk'da basıp verdiler elimize *-*. Media Markt'a gittik. Şu aletleri ne zamandır denemek istiyordum, o yüzden inatla oraya gitmek istedim :D. Taktım hafıza kartını seçtim, bastırdım :) -gerçi gitmeden önce zaten seçip ayarlamıştım. Siparişi verdikten sonra da etrafta dolanalım dedik. Tabii gittim herşeyi elledim durdum :D. Ben böyleyim ya bu tür bi mağazaya girdim mi herşeyi ellemeden çıkarsam içimde kalıyor. Fotoğraf makineleri, onların o güzelim mercekleri, her boyutta laptoplar ve cıvıl cıvıl çantaları ve tabii cd'ler! Herşeye baka baka geçtikten sonra en arka tarafta cd'ler var, film/müzik/oyun/pc programları vs. Benim en çok ilgilendiğim kısım da müzik oldu*-*. Her gittiğimde olduğu gibi atladım klasik müzik bölümüne tek tek bakıyorum. (Bütün mağzayı taradım ama Maksim Mrvica'dan hiç birşey bulamadım t.t) Ve sonraaa rafların arasında ortada bir sepet gördüm. İçine yığmışlar cd'leri. Önce farketmemiştim ne olduklarını, sonra bir anda baktım ki klasikler *-*. Promosyonlu fiyat: 1,99 TL. Bunu gördükten sonra ne yapmış olmamı beklersiniz? Tabii ki saldırdım anında :D. Sonuç olarak 6 tane cd aldım. Anlaşılan kendimi tutmayı başardım :D. Ama az daha benim (zaten kimse vermiyor, bir babamın verdiği) bayram harçlığından gidiyordu. Aslında seve seve de öderdim ama babanın ödemesi bir başka oluyor ya :D. En son yine dayanamadı o aldı sağolsun ^^. Aldıklarım da (zaten böyle promosyonları bilindik şeylere koyarlar):
-Tchaikovsky - Swan Lake
-Tchaikovsy - Nutcracker Suite, Op.71a
-Brahms - Hungarian Dance
-Mozart - Eine Kleine Nachtmusik
-Beethoven - Piano Concerto No.5
-Chopin - Polonaise No.3


Chopin *-* Bunları görmeden önce niyetim "Best of Chopin" gibi birşey almaktı. Ama bunları görünce iş değişti :D. Eğer ki bir gün piyanoda Chopin'in bi parçasını çalabilirsem (*-* ki bu sadece bir hayal gibi görünüyor...) bu iş tamam demektir.
Ama tabi benim bu maymun iştahımla zor. Seneye bir de yan flüt kursuna gitmek istiyorum. Piyanoyla aynı zamanda idare edebilirsem tabi *-*. İnşallah beceririm. Çünkü yan flüt cidden kafama takılmış durumda...

Dün akrabalar bizde toplandı. Halamın oğlu gitar çalıyor, okul grubunda falan, baya da iyi çalıyor. Diğer kuzenler, halamlar vs. oturdular benim odaya. Ben piyanoda My Immortal çalıyorum, kuzen de gitarla bana eşlik ediyor. Tabi halamlar başladılar söylenmeye, bildiğimiz birşey çalın diye... Ama mağlum bende repertuar kısıtlı, kursa devam edemiyorum ki. Önceden öğrendiklerim de klasik parçalar hep. Bir ara onların gönlünü hoş etmek için de birşeyler öğrenmem gerekecek. Neyse sonra halamlar gitti, sadece kuzenlere çaldık. Daha iyiydi :D.

Hazır fotoğrafları hafıza kartına atıp çıkarttırmışken buraya da birşeyler eklemeye üşenmeyeyim artık :).
(bunlardan çoğunu bastırmadım :D daha sonra duvara asmak için bastırmayı düşünüyorum bazılarını... Ve tabii ki photoshop'ta üzerlerinde oynamasam olmazdı, bazılarını batırdım ama ^^')

Osmaniye - Zorkun

Photobucket


Photobucket


Photobucket


Osmaniye - Karaçay
Photobucket



Bunları da çekeli 1 seneden fazla olmuştu. Ama hiç dokunmamıştım.
Lale aşkı *-*
Photobucket


Photobucket


Photobucket


Piyanom~ ♥
Nedense pembeleştiresim geldi o.ô
Photobucket


~Şu imzaları koyacak yer bulmakta bazen çok zorlanıyorum. Koymasamıydım acaba? o.ô

28 Haziran 2010 Pazartesi

converse'lerim... üü.

Ayakkabılarımı çalmışlar T^T. 4 katlı bir apartmanın en üst katında oturuyoruz. Apartmanın demir kapısını kim size açtı da girdiniz topladınız o ayakkabıları ya. Bizim evde benden 1 çift converse (son aldıklarımdı onlar ya ne istediniz benim kirli yırtık (tam yırtık olmasa da) converselerimden T^T) annemin de 1 çift spor ayakkabısı gitmiş. Ya onları aldığımdan beri eve geldiğimde hep içeri alırdım. Almayacağım tuttu. Üşendim mi unuttum mu hatırlamıyorum. Üstelik tam da ertesi gün beyazlarını çamaşır suyuyla temizleme planları yapıyordum. Böhüüü~ T^T.

 Karnım ağrıyor. Normalde bugün dışarı çıkma planı yapıyordum ama çıkamayacağım anlaşılan. Üşüttüm galiba ya. Birkaç gündür geceleri, sabaha doğru falan üşüdüğümü hissediyorum. Uyandığımda zaten sırtım açıkta (eğer öğlen vakti uyanmadıysam) nerdeyse buz gibi, boğazımda da bir soğukluk hissediyorum. Biraz da öksürme var sanırım ama onun nedeninden emin değilim. Ya hadi kışı anladım da, yazın hasta olmayı nasıl beceriyorum ben acaba. Zaten bir baş ağrısını bir de karın ağrısını çekemem. Kolum bacağım falan ağrısa gene çıkardım bugün heralde ama karın ve baş dayanılmaz benim için... Dışarı da kendime doğru düzgün küpe almak için çıkacaktım. Kulaklarım yara oldu, olacak. İyileşmesi için doğru düzgün küpeye ihtiyacım var. Bir de kulağımda 3 delik var. 2 tanesi yetmiyordu sanki. Ergeniz ya illa macera arayacağız. =.= (böyle dediğime bakmayın aslında seviyorum 3. deliğimi de ya :D)

Madem çıkmıyorum dışarı bari daha önce çıktığımda çektiğim fotoğraflardan koyayım. Fotoğraf çekmeyi çok severim. Ama ciddi olarak ilgilenmiyorum maalesef. (Piyanodan sonra bir de fotoğraf makinesi diyeyim de babama öldürsün beni.) Zaten öyle pek bir kabiliyetim de var denemez. Seviyorum sadece. Fotoğraflar da -çoğunlukla- benim cep telefonundan (aşağıdakilerin hepsi telefondan.) ya da bizim 5 mp'lik emektardan. (emektar? o.Ô neyse) Zamanında almışken iyisini alalım diyip böyle teknolojik aletlere verirsiniz ya parayı. Tabi bir kaç ay sonra teknolojide bir fırlamayla sizin makine külüstür gibi kalır. (Gene de iyidir aslında bizimki ya severim ben. Zaten ben sıkıştırmıştım alalım diye.) Günümüzde onu aldığımız fiyata ne yüksek mp'li, ne ince makineleri görürüm de içim içimi yer. x). Neyse ya çok uzun oldu bu olaya giriş paragrafı be. ô.Ô

Sadece boyutlarıyla oynayacağım diye açtım ps'yi güya. Ama azıcık dokunmadan duramadım. (:



Bunlar gittiğimiz piknikten.


Bu da ben kurabiye yaparken. :D Bu yeşil kabı çok severim. Kurabiye hamurunu karıştırırken de canım fotoğrafını çekmek istemişti.