Tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Lise Mezunu

Geçenlerde mezun oldum ben ya...


4 senedir çektiğim o yolu bir daha gitmeyecek olmam,
O mor gömlekle o daracık sıralarda bir daha oturmayacak olmam güzel bir şey gibi geliyor kulağa aslında ama bana o kadar da iyi hissettirmiyor.
Bu küçük mecburiyetlerin hayatımdan çıkmasıyla -en azından şimdilik- doldurulamayacak bir boşluk doğuyor sanki.
Ne kadar istersek isteyelim, bir daha aynı olmayacak.
Elimizde kalan hatırası olan bir kaç eşya, anılar ve yıllık... bitti...


Arkadaşımla yaptığımız gezinin yazısındaki fotoğraflarla boğuşmaktan bu yazıyı ertelemiştim. Tatile çıktık, geldik (5 gün) ancak açtım blogu.
Tatil desen, benim için adı pek 'tatil' değildi. Daha çok 'yazlık beldede işkence çekmece' gibi bir şeydi. Sıcak beni mahvetti. Otelde kalmadık, ev kiraladık. Allah rızası için biri düşünüp de klima, hadi lükse kaçmayalım, vantilatör koymaz mı? Güya eşyalı tuttuk evi. Televizyonu bile sökmüşler. Asma yeri kalmış duvarda. İyi kazık yedik yani. O paraya hiç değmezdi bence.
Hadi evi geçtik, denizde eğlenen eğlendi. Ama benim küçük sorunum şu ki; ben denize girmeyi sevmiyorum. Hayır, yüzme biliyorum. Başka nedenlerim var (u.u).
Ama neyse bu tatile çıkmaya değecek bir şey yaşadım en azından. 
Jet Ski!
Müthiş bir eğlenceydi. Ama biraz da tuzlu... ^^"
Babamla bindik, önce ben kullandım sonra o. Denizde tam gaz gitmek harikaydı :D
Böyle suyun üstünde fazla hız yapınca hopluyorsun falan. Bi kaç kere savurdum babamı, Allah'tan düşmedi :D.
Acemi şöför işte nerde olsa kendini belli ediyor. :D
Maalesef elimde fotoğraf yok. Kalabalık plaja elimde fotoğraf makinesiyle gidince insanlar tuhaf tuhaf bakar diye almadım. :/
Bi daha binmek istiyorum!

11 Eylül 2010 Cumartesi

Herkese İyi Bayramlar! Bugün bayramın 3. günü olduğuna göre biraz geç oldu bu ama ^^" napalım artık.
Bügün babamı ancak ikna ederek bayadır biriken fotoğraflardan bir kısmını seçip bastırmaya götürdük. 72 fotoğrafı 10 dk'da basıp verdiler elimize *-*. Media Markt'a gittik. Şu aletleri ne zamandır denemek istiyordum, o yüzden inatla oraya gitmek istedim :D. Taktım hafıza kartını seçtim, bastırdım :) -gerçi gitmeden önce zaten seçip ayarlamıştım. Siparişi verdikten sonra da etrafta dolanalım dedik. Tabii gittim herşeyi elledim durdum :D. Ben böyleyim ya bu tür bi mağazaya girdim mi herşeyi ellemeden çıkarsam içimde kalıyor. Fotoğraf makineleri, onların o güzelim mercekleri, her boyutta laptoplar ve cıvıl cıvıl çantaları ve tabii cd'ler! Herşeye baka baka geçtikten sonra en arka tarafta cd'ler var, film/müzik/oyun/pc programları vs. Benim en çok ilgilendiğim kısım da müzik oldu*-*. Her gittiğimde olduğu gibi atladım klasik müzik bölümüne tek tek bakıyorum. (Bütün mağzayı taradım ama Maksim Mrvica'dan hiç birşey bulamadım t.t) Ve sonraaa rafların arasında ortada bir sepet gördüm. İçine yığmışlar cd'leri. Önce farketmemiştim ne olduklarını, sonra bir anda baktım ki klasikler *-*. Promosyonlu fiyat: 1,99 TL. Bunu gördükten sonra ne yapmış olmamı beklersiniz? Tabii ki saldırdım anında :D. Sonuç olarak 6 tane cd aldım. Anlaşılan kendimi tutmayı başardım :D. Ama az daha benim (zaten kimse vermiyor, bir babamın verdiği) bayram harçlığından gidiyordu. Aslında seve seve de öderdim ama babanın ödemesi bir başka oluyor ya :D. En son yine dayanamadı o aldı sağolsun ^^. Aldıklarım da (zaten böyle promosyonları bilindik şeylere koyarlar):
-Tchaikovsky - Swan Lake
-Tchaikovsy - Nutcracker Suite, Op.71a
-Brahms - Hungarian Dance
-Mozart - Eine Kleine Nachtmusik
-Beethoven - Piano Concerto No.5
-Chopin - Polonaise No.3


Chopin *-* Bunları görmeden önce niyetim "Best of Chopin" gibi birşey almaktı. Ama bunları görünce iş değişti :D. Eğer ki bir gün piyanoda Chopin'in bi parçasını çalabilirsem (*-* ki bu sadece bir hayal gibi görünüyor...) bu iş tamam demektir.
Ama tabi benim bu maymun iştahımla zor. Seneye bir de yan flüt kursuna gitmek istiyorum. Piyanoyla aynı zamanda idare edebilirsem tabi *-*. İnşallah beceririm. Çünkü yan flüt cidden kafama takılmış durumda...

Dün akrabalar bizde toplandı. Halamın oğlu gitar çalıyor, okul grubunda falan, baya da iyi çalıyor. Diğer kuzenler, halamlar vs. oturdular benim odaya. Ben piyanoda My Immortal çalıyorum, kuzen de gitarla bana eşlik ediyor. Tabi halamlar başladılar söylenmeye, bildiğimiz birşey çalın diye... Ama mağlum bende repertuar kısıtlı, kursa devam edemiyorum ki. Önceden öğrendiklerim de klasik parçalar hep. Bir ara onların gönlünü hoş etmek için de birşeyler öğrenmem gerekecek. Neyse sonra halamlar gitti, sadece kuzenlere çaldık. Daha iyiydi :D.

Hazır fotoğrafları hafıza kartına atıp çıkarttırmışken buraya da birşeyler eklemeye üşenmeyeyim artık :).
(bunlardan çoğunu bastırmadım :D daha sonra duvara asmak için bastırmayı düşünüyorum bazılarını... Ve tabii ki photoshop'ta üzerlerinde oynamasam olmazdı, bazılarını batırdım ama ^^')

Osmaniye - Zorkun

Photobucket


Photobucket


Photobucket


Osmaniye - Karaçay
Photobucket



Bunları da çekeli 1 seneden fazla olmuştu. Ama hiç dokunmamıştım.
Lale aşkı *-*
Photobucket


Photobucket


Photobucket


Piyanom~
Nedense pembeleştiresim geldi o.ô
Photobucket


~Şu imzaları koyacak yer bulmakta bazen çok zorlanıyorum. Koymasamıydım acaba? o.ô

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Tatil Günlüğü

Tatilden dönüş... Yenilenmiş hissediyorum kendimi. Bir süre farklı bir ortamda yaşamak iyi geliyor insana. Hergün aynı odada aynı masada aynı bilgisayarda aynı televizyonda aynı yatakta... Bu monotonluğu kırdığında insan yenilenmiş hissediyor sanki. Aslında buna tam uyan kelime yenilenmiş mi bilmiyorum ama "farklı" olduğu kesin.

Neyse, tatildeyken günlük tutmak istedi canım hep. Ben de bu amaçla cep telefonumu kullandım. (Bu telefonun tuşlarına alışmak biraz zordu sanki tabii fazla mesaj yazmadığım için. Ama bu gevezelikle günlük tutunca artık çok rahat oldu.)
Aslında aklımda bloggerın cepten kayıt gönderme özelliğini kullanmak vardı ama o özelliği aktifleştirmeyi bir türlü başaramadım. O yüzden buraya kendim yazmak zorumda kalıyorum. İnşallah tahmin ettiğim kadar gevezelik etrmemişimdir. Yoksa bu kaydı ne zamana bitirebilirim bilmiyorum. Okumaya niyetli olan varsa... Allah kolaylık versin! xD

5 Temmuz

Taaaatil!

Aydın'dayım. Tatildeyiz. Ve telefonum şuanda günlük görevi görmekte. Elime geçen ilk fırsatta bunu bloga aktarmayı düşünüyorum. (ve başardım saonunda :D) Ne zamana olur kestiremiyorum ama. Şuanda 5 Temmuz gecesi. Biraz önce sahildeydik. Buranın sahili çok güzel, deniz-kumsal ve hemen bitiminde yeşillik alan... Bu gece sahilde canlı müzik vardı, bir grup çaldı -akustik gitar, bas gitar, bateri ve kanun. İlk defa bir grupta klavye yerine kanun gördüm. Dha önce başka çalgılar görmüştüm klavye yerine ama kanun ilk oldu. Güzeldi ya yakışmış :). İstek parça falan da çaldılar. Ben tam kardeşime diyordum, git sen de söyle Yalın'dan Meleklerin Sözü Var'ı çalsınlar diye, çalan şarkının bitiminde (ben daha kardeşimi gitmeye ikna edemeden) istediğim şarkı çalmaya başladı. Mutlu~ :). Neredeyse onbir buçuğa kadar çaldılar sanırım. Babamın bütün "hadi kalkın gidelim artık"lamalarına rağmen sonuna kadar oturup dinledim. Ama başını biraz kaçırmıştım bir de bir ara pamuk şeker (*.*) almak için ayaklandım o kadar. Grup gösterisini bitirdiğinde dinleyicilerden bazıları saatin kaç olduğunu hiç kafaya takmadan, hızlarını alamayıp bu sefer bilgisayardan şarkı açtırttılar animasyon ekibine. Oyun havası. Millet resmen kalktı döktü kurtlarını. Ben öyle pek oynayabilen bir tip değilimdir. Kaldı ki oynamam da.
Neyse güç bela babamı ikna ettim sahilde biraz yürüyelim, oturalım diye. Hava çok güzeldi ya. Yıldızlar o kadar çoktu ki bir yıldız haritam olsa teker teker hepsinin adına bakasım geldi. Aslında bu yazıyı da orada otururken hem açık havada hem de olay mahalinde yazmak istiyordum ama babam hiç beni bırakır mı orada tek başıma oturmam için. (kurtlar yer beni sonra di mi?) Neyse o da içimde bir ukte kaldı. Belki yarın sırf bunun için erkenden gider, oturur sahile yazarım :). 
--------------------------------------------------------------------------------

7 Temmuz

Hala Tatilde...

Maalesef bu sefer de sahilden yazmıyorum. Bakalım gitmeden önce sahilden yazabilecek miyim, çok merak ediyorum. Ama sırf yazmış olmak için oturur iki satır yazarım :). 

Tatili boşa harcadığımı hissediyorum biraz. Havuza gidiyorum, toplasan 2 saat yüzüyorumdur. Sonra gölgede oturup kitap okuyorum. Biraz sıkıcı değil mi? Nedense güneşlanmeyi hiç sevmiyorum. Bronzlaşmak da pek ilgimi çekmiyor. Ama tatile geldiğim de belli olsun, biraz kararmam lazım en azından di mi?
Bugün solumdaki 2 şezlonga 2 tane bebek geldi. Çok tatlıydılar. (Maşallah) Biri kız biri oğlan, kuzenlerdi. Oğlan aşırı tatlıydı ama ya. Erkek bebekler neden ve nasıl bu kadar tatlı oluyorlar?
Adı Doruk. Belki yarın tekrar görürüm havuz kenarında, bana biraz alıştı gibi olmuştu. Hele de uykudan uyandığında... Annesi yemek yemeye gitmişti biraz daha uyur öyle diye. Biraz rahatsız oldu uyuduğu yerden galiba, döne döne uyandı. Ağlamaya başladı. Beyefendi pek de sulugözdü. Huysuzlanıp yerinden kalkmaya çalıştı, az daha düşecek diye ben de ayaklandım. (bana kitabımı bir kenara bıraktıran etken :)) Oturduğumuzdan beri bana yüz vermeye beyefendi kucağıma geldi sonunda. Bir oraya bir buraya küçük beyin parmağı nereyi gösteriyorsa dolandık. Neyse sonra yerimize döndük, annesi de geldi falan.
Şuan odadayım. Televizyonda saçma sapan bir film var ve biz de nedense izliyoruz. Ama uykum geldi...
--------------------------------------------------------------------------------

8 Temmuz

Durumu Sabit.

Hala tatildeyim... Şuanda ayın 8'ini 9'una bağlayan gecede saat 1'e doğru ilerlerken kaldığımız otelin bahçesinde, çocuk parkındaki salıncakta sallanırken yazıyorum. Evet, yine telefonum günlük modunda. Başım döndü ya sallanırken yazmak pek iyi bir fikir değilmiş. Aslında sahilden yazmayı planlıyordum, malum. Ama sahil çok kalabalıktı, sevmedim. Burası sakin, bir de parkın huzurlu bir havası varmış gibi geliyor. Ağaçlar var burada, salıncaklar falan tahtadan, yer kum... Sevdim burayı. Aslında şuanda bindiğim salıncak da klasik tek kişiliklerden değil, karşılıklı iki bankın salıncak hali gibi. Eskiden de binmiştim bunlara, demir olanlarındandı. Ama teknoloji ilerlemiş arkadaş. Bizim eskiden bindiklerimizde bu şeyler sallansın diye ya dışarıdan biri sallar sallar sonra atlardı tekrar salıncağın içine ya da içindeyken ayağa kalkar, sallamaya çalşırdık. Bir ileri, bir geri... Benim bu bindiğimdeyse salıncağın 4 tutacağının tabanına bağlandığı kısımlar menteşelenmiş, oynayabiliyor. Ve bu sayede sen ayağınla tabanı azıcık ittirdiğinde sallanabiliyordun. Ben de bu düzeneği yeni gördüm. (ya da önceden gördüm de hatırlamıyor da olabilirim. ama şuan hafızamda burası ilk :D) Çağın gerisinde kalmışım gibi hissettim biraz :D. Hava güzel, ama saat geç. Bu yüzden mecburen birazdan odaya dönmek zorundayım. Babamın buraya bu saatte geldiğimden haberi olmasa daha mutlu bir tatilim olabilir sanırım xD.
--------------------------------------------------------------------------------

9 Temmuz

Ve Zaferrr!

Sonunda sahilden yazıyorum. :D. Hani hep derler ya "Burada yıldızlar daha parlak görünüyor "diye. Sanki insanın her mekan değiştirdiğinde gittiği yerdeki yıldızlar hep daha parlak gelir. Ama burada cidden öyle. Gerçi bizim evin balkonunda yattığnda gökyüzü açıksa baya yıldız görünüyor ama burada başka sanki. Ufuktan yükseldikçe lacivertten siyaha dönüyor gökyüzü. Parlak küçük noktalar çok şeker. 
Vee beklenen çağrı... Babam arayıp odaya dönmemi söyledi. Böylece bu sefa da burada biterrr...
--------------------------------------------------------------------------------

11 Temmuz

Bitti...

Tatil bitti... Nedense şuan kendimi dinlenmişten çok yorgun hissediyorum. Dönerken İzmir'e uğrayalım dedik. Annemin arkadaşındayız şuanda, İzmir'de. İnsanın ebeveynlerinin böyle kafa dengi, metrak arkadaşlarını görmesi çok hoş oluyor. Hele beraber üniversite anılarını dinlemek bambaşka :D. Sanki annemi "anne" olarak değilde ayrı bir insan olarak tanımaya başlıyorum. Cidden hoş ve garip bir olay.
Bu arada tatilin son günü kullanmadığım aktivite mi diyim işte ne denirde onlara -aklıma uygun kelime gelmiyor- olabildiğince hepsinden yararlandım. Yani bir gün içerisinde resmen, biraz ondan biraz bundan derken ortaya karışık birşeyler yaptık. Zaten otelde bile adım başı annemin arkadaşı, ne geniş çevresi varmış :D... Son gün de arkadaşının benden 1 yaş küçük olan kızıyla takıldık. Zaten bu ortaya karışığı tek başına yapsam zevkli olmazdı. Hele bir buharlı odaya girmişiz ki... İçerisinde yanıyorum sandım bir ara. Hele ayaklarım... (terlik olmasına rağmen) Sanki ateşim üstünde yürüyorum. Zor attık kendimizi odadan. 2 farklı sauna vardı, biraz ona biraz öbürüne girdik. Birinde mentol kokusu vardı. Bir ara burnumu deliyor gibi hissettim. çok fenaydı. Yine de güzeldi. Orada da olabildiğince uzun kalmaya çalıştık. E bu kadar mentol çektikten sonra bu kış normalden az hastalıklı geçer inşallah. Yani yine tam hastalıksız diyemiyorum da. (tabi insan hastalık hastası olunca...)

Akşam da yine o geçen gün sahilde çalan grubun konseri vardı. Ama bu sefer sahilde değil, sahnede. Yine güzeldi ama bu sefer daha az rock parçası vardı. Gerçi grubun tarzından dolayı söyledikleri bütün parçalar rock gibiydi :) sıkılmadım yine yani. Başından sonuna kadar dinledim.
Bugün de tatil bitti işte. Macera bu kadar, bakalım yazın geri kalanında hiç hareket olacak mı... Daha arkadaşın yazlıklarına da gidemedik beraber. Onun dışında da heralde yine hareketsiz ve boş geçecek gibi yaz... 
--------------------------------------------------------------------------------

12 Temmuz

Kafein.

Yok abi ya kafein bana yaramıyor galiba. En sonunda anlayabildim bunu. Ama kahvesever biri olarak bu bilgiyi bir kafeye girdiğimde hafızamdan siliyorum sanırım.
Okul için uyanıp da kendime gelemediğim zamanlarda da içtiğim nescafeler pek iyi etki bırakmıyorlardı. Ama içmesini çok seviyorum ya, tadı çok güzel. Yoldayız şuanda İstanbul'a dönüş yolu -tahmin edin neye yazıyorum :D. Biraz önce kardeşlerim ve babam dünya kupası maçını izlemek istedikleri için bir mola yerinde durmuştuk. Ben de kahve içtim. Starbucks buldum ya kahve içmeden gider miyim hiç? Ama insan bu kadar deneyimden sonra fazla kafeinli şeyler içmemesi gerektiğini öğrenmez mi ya... Şuanda arabadayız işte. Zaten babam da hızlı kullanıyor, ben de midemin iyice çalkalandığını hissediyorum ve bu işin sonu pek iyiymiş gibi gelmiyor bana xD. Aslında belki de kahve içtikten sora arabaya binmek kötü yapıyordur beni. Çünkü okula giderken de kahveyi içtikten sonra metrobüse biniyorum. Hele de kahvaltı etmemişsem iyice kötü oluyor. (ki genelde evden çokmadan kahvaltıya pek vaktim kalmıyor.) Neyse yazmakla uğraşırken daha çok midem bulanıyor sanki. Ara versem iyi olur.

Dipnot: Starbucks'tan kupa aldım! Yay! Çok şekerler ve ben de tam bir kupa hastasıyımdır. Farklı farklı kupalar almaya bayılırım. Sanırımartık koleksiyon yapaya başladım...

19 Haziran 2010 Cumartesi

tatilde. endişeli. heyecanlı.

(Fotoğraf bana ait. Elim biraz dengesiz durmuş ama zaten benim piyano aşkımın dengeli olduğunu kim söyledi ki? x))
Sonunda bilgisayar açtım. Kaç gündür işim gücüm yok, öyle oturuyorum, dolanıyorum -boş işler memurluğu yapıyorum yani- ama bir türlü bilgisayarımı açmadım. "Ay şimdi 2 saat sürecek açılması, sonra başına oturdum mu da bir daha kalkmayacağım, morona döneceğim bütün gün." diyerekten bir süre bilgisayardan uzak kaldım. Neyse, fark edileceği gibi yine tema değiştirdim. Bloggercık sanki beynimi okudu. Bir girdim ki baktım yeni tasarım ayarları eklemişler. Kafama göre tema aramaktan sıkıldım ben de bloggercığın sözünü dinyeyip, sade ve kullanışlı olarak ayar yaptım kendi çapımda. Aslında daha sonra piyano temalı birşeyler yapmak istiyorum ama şuanda hiç onunla uğraşacak şevk yok içimde.
Şaka maka bu sene de bitti ya. Çok hızlı geçiyor bu seneler, çok hızlı büyüyormuşum gibi geliyor. Ayak uyduramıyorum sanki herşey çok hızlı. Güya 11sınıfı takdirle geçebilmek için çalışacaktım. Nerde... Neyse yine de teşekkür aldım, bir ara onu da alamayacağım diye korkmaya başlamıştım. Ama şimdi de düşük derslerim içime dert oldu. Malum seneye sınava gireceğiz ve sınav sonuçlarına okul notlarımız da etki ediyor. Aslında bu yüzden ortalama yükseltme sınavlarına girmeyi düşünüyorum ama bir yandan da korku basıyor. Ya yine tembellik eder de çalışmazdam. Bu sefer zaten düşük olan notu iyice düşürürüm, Allah korusun! Üstelik sınavlar için baş vuru bu cumaya kadar yapılıyor ve ben hala çok kararsızım. Bakalım ama eğer cumaya kadar kimya çalışırsam ve konuyu anladığıma inanabilirsem belki gidip son gün kayıt yaptırabilirim. Offf kimya of! Sınavlar da başvuruyu yakip eden hafta yapılacakmış. Bir de bu dert var.Benim hangi gün olduğunu kesin olarak öğrenmem lazım çünkü tam da temmuzun başında tatile gidiyoruz. Ya bir haftadan uzun sürüyorsa sınavlar. İçimden bir ses de boşver ya, ne bu kadar stres yapıyorsun. Girme gitsin, ne diye risk alıyorsun ki diyor. Karar verme konusunda çok beceriksizim.

Bu arada geçen pazartesi sınıftakilerle pikniğe gittik, gerçi sınıfın yarısı falan yoktu ama, çok eğelenceliydi. Tabii aksaklıkları saymazsak. Gerçi şimdi anlatırken hepsi komik, küçük anılar gibi geliyor. :D. Öncelikle 13 kişilik bir grupla pikniğe, içlerinden sadece bir kişinin yolunu bildiği biriyle giderseniz ne olur? Eğer ki rehberiniz aklı selim biriyse tabi ki de hiç birşey. Ama o rehber bizim arkadaşsa, yaklaşık 1 saat boyunca ellerinizde çantalar, poşetlerle yürürsünüz! Piknik alanına varamadık bir türlü.Gruptaki herkes deli oldu. Neyse iyi bir yürüyüşün ardından sonunda oturabildik ve masaları kurmaya başladık tabi herkes kurt gibi acıktı o kadar yürüyüşün üstüne. Ama bu sefer de başka bir sorun çıktı. Su yok! neyse yine rehber arkadaşla -sırf o daha yürüsün diye- bir grup su almaya gitti. Başka bir grup da çeşme aradı. Bu arada ben de domates soyuyordum ve üstümü batırmayı başardım :D. Üstelik bir de açık renk giymiştim üstümü.Ondan sonra zaten battı balık yan gider diye oturmadığım yer, sürtünmediğim çimen kalmadı :D. yok yok o kadar abartmadım ama bir de çimen lekesi eklendi üzerime, o doğru. Yemekten sonra bir enerji patlamasıyla yeterince spor yapmamışız gibi bir de voleybol oynayıp sonrasında da etrafı gezmeye çıktık. Bir ara yine bir kaç kişi bizden ayrıldı. Tatlıları ve artan bir kaç şeyi masada bırakmıştık. Gidip onları yemişler. Bu arada yan masadaki bir grup da bizim topu istemiş oynamak için. Bunlar da veririz ama bir şartla demişler, diğerleri geri dönüp sorduklarında topu bizim verdiğimizi söylemeyeceksiniz, birileri geldi burda yedi içti, onlardan aldık diyeceksiniz demişler. Bunlarda gülmüşler almışlar topu. Sonra o masaya gidenler geri yanımıza döndü. Biraz daha dolandık sonra hep beraber döndük masaya. yan masadakilerin topla oynadığını görünce bizim kızların tepesi attı. "Bir izin alsaydınız" diye laf attılar hemen. Onlar da aldık zaten diye terslendiler hemen. Kimden diyoruz. Cevap yok. En son hiç cevap vermeden topu bıraktılar gittiler. Durumu tahmin edenler olayın sorumlularına döndüler. Siz verdiniz di mi diye. Ama bizimkiler sonuna kadar inkar. En son yan masa piknik alanından gidince olayı anlattılar. Kızlar da böyle özür dilesemiydik gibisinden düşünecek oldular ama bizim şakacı lar hemen atladı "Boşverin ya onlar uymadı anlaşmaya" diye. xD. Biz de boşverdik. Sonra yine bir akıllımız bıçakla artık bilmem neyi kesmeye çalışırken parmağını kesti. Ama baya derinden kesti. Peçetelerle sarıyoruz, bastırıyoruz, kan durmuyor. En son başka bir akıllı kanı durdurur diye peçeteye tuz döküp bastı. O an yaralı arkadaşa baya acıdım çok canı yandı. Ama kan da durnu neyseki. Bunu birine anlattığımda, "niye tuz bastınız ya birinden sigara isteyip tütün bassaydınız. O da durdurur kanı" dedi. Evet, artık bir dahaki sefere için aklımızda olsun bu çözüm. Neyse en son toparlandık bu sefer o kadar uzun yürüdüğümüz yolu tekrar yürümedik tabi. :D. Artık akıllandık ya en yakın duraktan otobüse bindik. Nasılsa aktarma 21 krş. xD

İşte piknik macerası da böyleydi ama daha önemli bir maceram da var anlatacak ve henüz yaşanmadı. (Henüz yaşanmadığı halde buna nasıl maceram dediğimi ben de bilmiyorum.x))
Bu akşam ben sahneye çıkıyorum. Pi-ya-no! Evet, piyano çalacağım. Hem de seyircilerin önünde. Allah'ım sen yardım et! Çok korkuyorum ya çuvallayacağım diye. İnşallah iyi geçer. Sahnede çalacağım parça değil ama başka bir parçanın videosunu çekmiştim. Onu ekleyeyim (bir yerde biraz şaşırmışım ^^" çok takmayın olur mu?). Sahnede çalacağımı belki konserden hemen sonra eklerim (:
Yine Tchaikovsky.

Old French Song


Piano is love~