Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2011 Cumartesi

bugün. yani aslında dün.

Önceki yazıda yazacağımı söylediğim durum değerlendirmesidir karşınızdaki.
Aslında dün dışarı çıkmayı düşünürken, bunu gündüz vakitlerinde yapmayı planlıyordum. Ama hava durumunu hesaba katmayı unutmuşum. Evin içinde bile yerimde oturarak terlerken, dışarı çıkıp yürüyüş yapmaya cesaret edemedim tabi ki. Onun yerine evde annemle takıldık. Yemek yaptık, kahve içtik, çikolata yedik. İkimiz de iyi bir ruh halindeysek annemle takılmayı seviyorum. Çok eğlenceli ve bazen karın ağrıtacak kadar komik. Annem zaten evin neşe kaynağıdır. Evde olan komik durumların, esprilerin, taklitlerin baş kahramanı %80 annemdir. Ve en güzel kısmı da bu annemin komik biri olmasından değil, tamamen doğal hareketlerinden ortaya çıkan bir sonuç. Dikkatsiz davrandığı bir an veya düşünmeden söylediği bir şeyden doğar bunlar genelde.
Akşam 5 sularında annemle, "artık hava serinlemeye başladı, çıkalım biz yürüyüşe" dedik. Ve tabi 7 sularında çıktık evden. (Annem çıkmadan bir de vişne kaynattı. Canım çekti, şu yazıyı bitireyim içicem bi bardak.) Çıkarken yanıma fotoğraf makinesini de almıştım ama bir yerden sonra işkence gibi geldi taşımak. Bu yüzden bunu bir daha yapmamayı düşünüyorum.
Yürüdük, yürüdük, yürüdük... yine eve dönüş yolu başlamadan kendimizi yormayı başardık. Bir gün sahile arabayla inmeyi ve eve dönerken yokuş çıkma derdinden kurtulmayı öğreneceğiz inşallah, umutluyum. Tabi ben öyle pek sık dışarı çıkıp yürümediğimden bacaklarım ağrıyor şu an.
Sabahtan yürüyüşe çıkıncaya kadar açmadım bilgisayar. Bir ara canım sıkıldığında film açacak gibi oldum... ama hemen vazgeçtim.
Yürüyüşten dönüşte yorgun olunca dinlendik haliyle. Bilgisayar açmadım.
Terlemiştim yürüyüşte, banyo yapayım dedim. Önce annemi beklemek zorunda kaldım. Sonra da babam ve kardeşlerime yemek hazırlamak zorunda bırakıldım. Neyse ama sonunda temizim.
Bilgisayarı açmadım.
Masama oturdum. Türev kitabıyla bakıştım. Geçen seneden kalan not kağıtlarıma bi göz atıp, derslerine göre ayırdım. Ve işte o an. Türevi tekrar etmeye başladım. Yani ders çalıştım. *-*
Tamam, tamam. Biliyorum, abartılacak bir şey yok. Fazla sürmese de çalıştım ama işte.
Ve sonra... evet, bilgisayarı açtım.
Ve birazdan tekrar kapatacağım. Ama bi tumblr'a bakıyım, nolur *-*
(Bi de gün içinde evde her canım sıkıldığında piyanoma koştum. Bu hafta etüdlerime iyi çalışmış olacağım.)

A, bu arada ruh halim düzeldi sanırım.

7. sınıftan beri Avril dinlerim. Artık pek fan'lık bir halim kalmadı ama yine de çoğu şarkısını ezbere bilirim, mp3üme koymaktan vazgeçemem. Bu grafiği yapmamın sebebiyse yeşil saçlarına bayılmam! (Ve tuhaf bir durum... "smile" şarkısının klibinin perde arkası asıl klipten daha hoştu. Aslında düşündüm de... tuhaf değilmiş ya.)
Eğer cesaret edebilirsem saçımın bir tutamına böyle absürd bi renk attırmak istiyorum. Ama maalesef bende böyle durma şansı yok. Siyah saç. Seviyorum siyah saçımı, varsın parlak renkler olmasın saçımda.

16 Eylül 2011 Cuma

asosyalim ben.

Asosyalim işte. Asosyalim. Asosyalim. Asosyalim. Bütün günümü bilgisayar başında geçirebilirim. Bütün gün bir kitap okuyabilirim ve kitap bittikten sonra bir yarım günde kitabın içinde yaşayabilirim. Yeni insanlarla kolay tanışamam. Cep telefonuma 1 hafta mesaj gelmediği olmuştur. Gerçekten arkadaşım diyebileceğim insanların sayısı çok değildir. Akşamları "yarın dışarı çıkacağım" ya da "şu arkadaşımla buluşacağım"desem de ertesi günü dizi izleyerek geçirebilirim. Bir zamanlar yine asosyal kimliğimi korumakla beraber, ders çalışırdım. O zamanları özlüyorum. Hatta o zamanlar çok daha asosyaldim çünkü derste öğretmenimden başkasını dinlemezdim. Evet, bana inek derlerdi, ne olmuş? Sınıfta bir kaç kişi (hakkımda ne düşündüklerini bilmiyorum ama) benden nefret ettiklerini söylerdi (tamam, bu çok eski, ilkokuldaydım o zaman. insanların nefret ettiği biri değilimdir normalde, cidden).
Bu ani patlama/dürtü nerden geldi bilmiyorum ama geldi işte, ben de yazıyorum.
Bu "mutluyum, yazmak istiyorum" anlarımdan biri değil malesef. Sinirliyim, ağlamak istiyorum ve gerçekten biraz nefes almaya ihtiyacım var sanırım.
Geçen sene bu zamanlardaki planlarıma göre şuanda çok mutlu olmalıydım. Neden mi? Çünkü çalışmış, yapabileceğinin en iyisi olmasa da uğraşmış biri olarak kendimi iyi hissetmeli, üniversiteli olmalı, bütün yazı arkadaşlarıyla geçirmiş olmalıydım. Bütün yaz kurslara gidecektim. Kendime boş vakit bırakmayacaktım, geçen senenin bütün stresini atacaktım.
Sanırım şu "bu olayı takmama" evrelerimi atlattım ve şimdi gerçekten hissetmem gerekenler kısmına geçiyorum. Bu aşamada en yakın arkadaşımın bana destek vermesini dilerdim ama maalesef kendisine ulaşılamıyor. İhtiyacım olduğunda arkadaşımı yanımda bulamamaktan nefret ediyorum. (bunu şimdiye kadar ona söylemedim niyeyse, belki bi dahaki sefere söylerim.) İşte bu yüzden hep bir kız kardeşim olsun istemişimdir. Ya da anlayışlı bir abi falan. Ama elimde iki şımarık erkek kardeş var. Bazen bu tür durumlarda yardımları dokunsa bile maalesef bunlar çok kısıtlı zamanlar. Geriye kalan vakitlerdeyse beni kötü hissettirmeye programlılar. Genetik kodları böyle, onların değişmesini ummaktan uzun zaman önce vazgeçtim.
Konudan konuya atlayarak kendimi kötü hissetmek için daha çok sebep buluyorum. Ve çok şaşırtıcıdır ki (!) bu konuda pek zorlanmıyorum. Sanırım yine duygusal bir krizdeyim ya da öyle bir şey işte.
Yarın dışarı çıkacağım. Cidden, bu sefer çıkacağım. Çok uzaklaşmasam da en azından yakınlarda takılırım. Sahile yakın bir yerde oturmamız iyi bir şey. Ve geri döndüğümde ilk iş olarak bilgisayarı ya da televizyonu açmayacağım. Belki kitap okurum. Daha iyisi ders çalışırım. Ve akşam olduğunda bunları yapıp yapmadığımı tekrar buraya yazacağım. (yarın aslında bugün. yani saat şuanda 2:45 de, o yüzden...)

Kendime aynı isimli iki farklı şarkı armağan etmek istiyorum. Smile! Biri McFLY ve diğeri de Avril'den.
Just remember the smile! Smile! Smile!


Mutlu olun!
2 saat gifin yüklenmesini beklemek mutlu olmama yardımcı olmasa da gifteki insanlar oluyor... o.o internetim hala yavaş da.
(ve yine gif bana ait değil. ruh halime yönelik gif hazırlamak için fazla üşengecim. ama belki bir gün onu da yaparım, kim bilir!)

mp3ümü açınca aralarına bi tane daha şarkı ekledim. M Signal - So Give Me a Smile // evet, bu heartstrings'ten ve o diziyle ilgili en sevdiğim şey müzikleriydi. Diziyi pek sevmedim. Sadece müzikleri tanıtmak için yapılmış uzun bir klip gibiydi.

21 Temmuz 2011 Perşembe

Ee daha daha nasılız?

Sonuçlar açıklandı. Tahmin ettiğim felaketle yüz yüze geldim. Ne diyim ki? Kendim ettim, kendim buldum işte. Aslında pişman olmam gerekir ama pek değilim. Daha çok çalışamadım işte. Kapasitem bu. İçim almıyor daha fazlasını. Artık önümüzde tercih zamanı var. Mimarlık yazacağım sadece ama İstanbul'da sadece. Yerleşirsem, ne ala. Yerleşemezsem de dünyanın sonu değil ya. Tabi üzülürüm, 1 sene fena stres çekerim yine ama istemediğim bir bölümde okumaya çalışarak işkence çekmekten iyidir. Bakalım kendimi o psikolojik duruma hazır da hissetmiyorum ama kısmet.
Anadolu öğretmen lisesinde okuduğum için de ek puan durumu ayrı bir kafa karıştırıyor zaten. MF1 puan türünde ek puansız 5 haneli bir sıradayken, ek puanlı 4 haneli bir sırada oluyorum. Sınav sonucumla ilgili de en fazla bunu yazabilirim. :D


Çok iyi sonuçları olan arkadaşlarım var, maşşallah. Herkes için hayırlısı...

Neyse öyle işte...
Mavi aşkını paylaştığımız arkadaşıma gelsin bu fotoğraf :D. Boncuk onun hediyesi :)).
Vay canına photobucket'e yüklediğim 1000. dosya olmuş bu. :D

Canımın sıkıldığı şu aralar değişim manyağı oluyorum. Bir şeyleri değiştirmek her zaman hoşuma gitmiş ve beni rahatlatmıştır. Bu yüzden geçenlerde saçıma kahkül kestim. Gece gece yine ayaktaydım, canım sıkılıyordu ve yakılarda da makas vardı. Oldu işte :D. Ama sevdim kahküllerimi. Biraz uzunlar, kısa kesmeye cesaret etmedim. Biraz uzayınca perçeme dönecekler ama ben kahkülden hevesimi almış olacağım, iyi yani böyle ;).

Ve son değişimi de odamda yaptım, yine. Masam IKEAdan. Kitaplık yanına ek bir parça monte edip masa oluyor, onlardan...dı. Masa olan kısmının artık vadesi dolmuştu. Bir şekilde üstünde fazla bir yük taşıdı diyelim. O zamandan beri gıcırdıyordu. Üzerine kolumu dayasam ses çıkıyordu. ben de en sonunda masa olan parçaları söktüm. Dikdörtgen şeklindeki kitaplığımı yan yatırdım ve şimdi onun üstü masa görevi görmekte :D. Masam yok. Ama bir yandan da odam ferahladı. Piyanom kapının ağzında durmaktan kurtuldu. :D Şimdilik halimden memnunum. Sonrasına bakarız artık.
Tabi bunları yaparken hem sıcaktan hem yorgunluktan bittim. Pıtır pıtır ter oldu her tarafım. 2 tane sıkı vidayı açmam için uygun alet yoktu. Pense de bulamadım. Boncuklarla uğraştığım fi tarihinden kalma kargaburnuyla ellerimi acıta acıta açtım o vidaları. Başta çok inat ettiler ama azmin zaferi! :D :D

Neyse hadi ben müzik dinleyip kendimi iyi hissedeyim. Zor bi gün sayılırdı.

"These feelings I can't shake no more
These feelings are running out the door
I can feel it falling down
And I'm not coming back around
These feelings I can't take no more
This emptiness in the bottom drawer
It's getting harder to pretend
And I'm not coming back around again

Remember when...
"  ~


Süpriz, McFly'ın şarkısı değil. Bu sefer Avril. :)

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Tesadüf.


Evet, sonunda ben de izledim.
Topluluğun zıttına hareket etmeyi çok seviyorum bazen. Bazen de inadım tutuyor. Bu sefer inat söz konusu. :P
Vizyondayken izleyecektim ama malum sınava hazırlanıyordum bir türlü programımıza uydurup gidemedik. Ve okuldan bir arkadaş  hiç yapmaması gereken bir şey yaptı. Sonunu söyledi! Anlatmadı tam olarak, sadece 1 cümle söyledi, iki kelime. Bu şekilde olacağı hiç aklıma gelmemişti. Yüzüm yeni yeni kurudu, göz yaşlarımın tuzu yakıyor suratımı.
Neyse daha sonra başka bir arkadaşımla gezerken D&R da gördüm DVDsini. Ama sonunu söylediler ya, Mehmet Günsür'ü izlemek için içim gitse de, izleyesim gelmiyor filmi. Daha sonra yine gezerken bu sefer İnkılap'ta VCDsini gördüm. Malum VCDlerin fiyatı daha uygun, film "al beni al beni" diyor. Ama yok, bu sefer inada bindi, almadım.

Ama işte sonunda izledim. Hem de sınavların açıklanacağı gün. :D Bugün saat 14.00'te sınavların açıklanacağı söylendi. Ve bu film sağolsun bendeki göz yaşları tükendi. Tesadüf mü? asdfsdf :D
İnşallah sonuç beni çok mutsuz etmez ama etse de fazla üzülebileceğimi sanmıyorum. Günlük ağlama kotamı doldurdum gibi. Ama hala bir film açıp tekrar ağlayabilme kapasitesine de sahibim. Aslında, kapasite değil. Kendime engel olamıyorum. İzlerken film/dizideki duyguya çok kaptırıyorum. Bu yüzden genelde duygusal şeyleri yanlız izlerim :D. Annem de benim bu kaptırma olaylarıyla hep dalga geçer. Komedi izlerken bile kendimi kaptırıp aşırı gülüyormuşum. Bence o kadar değil ya. Ama olsun bu şekilde izlemeyi seviyorum.

Oh! Atlattım duygusal karmaşayı. Bir şeyler yazmak iyi geldi. Filmi daha çok düşünüp üzülmemem lazım.
Zaten dün gece de Becoming Jane'i izleyip fena olmuştum. Filmi 2. kere izliyordum ama bu bir şey farkettirmedi. Televizyonu kapattığımda suratım yine ıslaktı.

Hani filmin bir kaç farklı posteri var ya. Ben bu yukarıdakini seviyorum. Yazıya başlamadan önce bu posteri koyayım dedim, gugıl amca biraz gıcıklık etti. Neyse yine de çok aramış sayılmam. Buldum, koydum, muradıma erdim :P.

Gidip soundtrackini de alacağım. Filmin müziklerini abarttıklarını zannediyordum. Ama muhteşemdi!  O kadar güzeller ve o kadar iyi kullanılmışlar ki. Kısacası film beni enkaz etti, sümüklü peçetem karşımda bana el sallıyor ve gözlerim uyumamı söylüyor.

Olamaz mı... Olabilir. ~

5 Haziran 2011 Pazar

A Floynter Production

Karşınızda Dougie Poynter ve Tom Fletcher. Videoyu demin buldum.


Videoyu nasıl çekmişler ya? Nasıl öyle sabit ilerliyorlar? Neye binmişler öyle? Bilen, fikri olan?

Kaç gündür canım sıkkın. Stres, çalışamama kabusu, sivilceler derken son iki gündür biraz daha rahatladım, çok şükür. Dün bir arkadaşımla mesajlaşmak iyi geldi. Aynı durumdaki insanlar birbirini teseli etmekte iyi oluyor genelde. Gerçi durumumuz tam olarak aynı değil, o çalışabiliyor ama neyse. Bni vuran lafı da şu oldu: "Bu sınava bir daha hazırlanacak olsan bile bundan daha fazla çalışmazsın ki. Senin yapın bu." Evet, haklı olduğuna inandım ve biraz da olsa rahatladım. :)
Ve bu gün bu videoyu izlemek beni bilmediğim bir nedenle mutlu etti. He bi video daha var onu da alta ekleyeyim. McFly ve David Garret Popstar to Operastar programında birlikte çalmışlar. Geçen sene McFly'dan Danny katılmıştı o programa, yarışmacı olarak. Opera performansı beni cidden şaşırtmıştı. Adamda iyi ses var ya :). David Garret'ı da daha önce youtube'da görmüştüm ve hayran kalmıştım. Dünyanın en hızlı keman çalma rekorunu kırdı. Dehşet bir yetenek, kemanı cidden konuşturuyor. Bu insanların beraber performansını görmek cidden mutlu etti beni :D. Twitter'dan takip ettiğim için McFly'ın programa çıkacağını biliyordum ama David Garret süpriz oldu, harika bir süpriz. Program bi kaç saat önceydi, bu kadar çabuk youtube'a düşmesini ne kadar seviyorum anlatamam. :))


15 Mayıs 2011 Pazar

gece.

Çok sulugöz olduğumu farkediyorum bazen. Ağladım yine gece gece. Gözlerim kızardı, yanıyor hafiften. Burnumu da dolu dolu hissediyorum. Şu ağlamayı kestiğinizde başınızın dönmeye başladığı bi aşama vardır ya, o haldeyim. Müziğe verdim kendimi. McFLY, Adele ve Lemonade Mouth dinlersem kendime gelirmişim gibi hissediyorum. Belki arada Candan Erçetin, Avril falan dinlerim. Avril eski takıntım, Adele ve Lemonade Mouth yeni ( L.M. pek uzun süreli dinlemem gibi görünüyor ama.). McFLY ve Candan Erçetin ise vazgeçilmezlerimden. Biliyorum dinlediklerim pek aynı çizgide değil ama öyle olsa biraz sıkıcı olurdu sanki. Zaten dinlediğim şeyi sevdiysem türü önemli değil, bayıla bayıla tekrar tekrar dinlerim. Zaten Lemonade Mouth da öyle oldu. Bu tarz dinlemezdim pek ama Determinate şarkısı bütün gün dilime takılabiliyor. Ve sözlerin az bir kısmını biliyor olmak da beni deli ediyor, dilime dolanıyor ama söyleyemiyorum. Bu sefer daha çok dinleyesim geliyor :D. He, bu Lemonade Mouth da disney'in yeni bi filmiymiş. Müzikleri iyi bence. 'Determinate' çok dinlenesi, tavsiye ederim :).
Ve Adele <3. Kadının müthiş bi sesi var! Ve bu sesi doğru şarkıda muhteşem bi şekilde kullanınca gel de dinleme yani. 'Rumour Has It' ve 'Someone Like You' dinle, dinle, dinle, dinle o.o... Ev-vet, yeni tarzlara yelken açıyorum :). Benimle benzer müzik zevkine sahip olan var mıdır? :D bunların hepsine birden bayılan bir kişi daha? Şu sınavları bi atlatayım, someone like you'yu piyanoda çalmaya çalışacağım. İnşallah becerebilirim, çok istiyorum *.*. Bu arada matematik, ingilizce ve fen sınavlarına başvurdum. Sayısalım, ingilizce de öylesine, ne yapabilirim acaba diye merakımdan. Sınav demişken söyleyeyim bari YGS sonucum pek parlak değil. İnşallah LYSde aynı olmaz. Çünkü baya bi yükseltmem lazım o sıralamayı. Mimarlık istemeyin insanlar, bana yer kalsın, lütfen :P. (cidden mimarlık yazmak c planıysa yazmayın ya, sevmedikçe okunacak bölüm değil zaten.) Neyse işte saçmalamaya da başladım, ben en iyisi müziğimle baş başa kalayım :D. Tabi bi de uyumam lazımdı, şimdi hatırladım. (sulugözden girdim, müzikte kaybolup sınavdan çıktım ya :P)

3 Nisan 2011 Pazar

KemKüm.

Blog yazmak istiyorum ama ne yazmak istediğimden emin değilim. O yüzden konudan konuya atlayabilirim...

YGS geçti... İyi değildi ama bir 'oh' çektim en azından. Ygs'ye çalışmak çok kasıyordu beni. Tamam zaten o kadar çok da çalışmıyordum ama yine de daraltıyordu. Ve şimdi aklıma geldi, bugün kitapçıklar yayınlanacaktı. Şu anda bir yandan da oraya bakıyorum(sayfa açılmıyor, sonra denerim.). Şu YGSde şifre iddasıydı, hatalı sorulardı falan... YGS geçse de kafa şişirmeye devam ediyor. =_=
Neyse ben LYSye bakmak istiyorum artık. Açıkçası lise boyunca yazılılarına önceki gece çalışıp girdiğim konuları pek ürkütücü bulmuyorum. :D İnşallah bundan sonra (kısa bir süre de olsa) istediğim gibi çalışabilirim. Sadece biyolojiyi nasıl halledeceğimi bilmiyorum. ^_^"

McFly, McFly, McFly~ Bazen cidden çok takıyorum bu gruba. Hele son zamanlarda iyice coştum zaten, sürekli McFly dinlemek istiyorum. Ama hep aynı şeyleri de değil. Mesela bazı şarkıları farklı yerlerde canlı söylerken, akustik versiyonlarını yaparken falan değiştiriyorlar. Gidip onları izliyorum. Nasıl psikopatça bir zevk aldığımı anlatamam :D. Bir müzik grubuna bu kadar sevgi ve sempati beslemek normal mi bilmiyorum ama çoğu zaman hoşuma gidiyor. :D Neyse zamanla geçer zaten.
1 Nisan akşamı süperdi. Londra'da Wembley stadında McFly'ın konseri vardı. Tabi ki oraya gitmedim, nerdeee... Ama konseri sitelerinden ve (kardeşime indirttiğim) iphone eklentisinden canlı yayınlıyorlardı. Sitelerine üye değilim, çünkü ücretli. Ve iphone eklentisi olayını öğrendiğim zaman, ilk defa iphonum olmasını istedim :D. Şanslıyım ki kardeşlerim iphone neslinden :D. Tabi böyle bir zımbırtının sorunsuz çalışmasını beklemek fazla iyimserlik gerektirir. Başlarda yayın problemliydi. Ses var görüntü yok, hatta bazen hiçbir şey yok. Ama düzeldi neyse ki. Bi ara baya sinir olup 'paramı geri istiyorum' diye sızlanmayı düşünmüş olsam da (eklenti ücretliydi tabi ki), konserin izleyebildiğim kısmı yetti mızmızlanmayı kesmeme. :D.
Sahnede yaydıkları enerji ekrandan bile hissediliyor. Konser verirken gerçekten eğleniyorlar, birbirleriyle şakalaşıyorlar, süprizlar yapıyorlar vs. Ve cidden hayranlarını önemsiyorlar. Grubu kurmadan önce tanışmamalarına rağmen harika bir takım ruhları var. Tabi grubun kuruluşunun üstünden de 7,5-8  yıl geçmiş şimdi :D.
Bu videoyu izlemekten bıkmıyorum!! Ama cidden sadece bana mı öyle geliyor yoksa grubu bilmeyen biri de onları sempatik bulur mu?
[*1:28'de Dougie :D. -See you after the break. Don't touch ANYTHING! xD
*3:00 Dougie. -We're not funny.]

Bunun yanında müzikal olarak da hepsinin kendi çapında harika olması ve bunu grup olarak da yansıtabilmeleri benim asıl hayranları olma sebebim :):).
(Danny... Her ne kadar yeteneğine hayran olsamda, tavırları... pek alışılamayan biri işte. Yapıyor böyle şeyler.  xD)
 


Yazan: tipik mcflyer... :D

26 Aralık 2010 Pazar

Sıkıntı...

Yurt hayatı, iyi, hoş,hatta şu ara bol ders çalışmalı. (aslında şuanda hazırlanıp, yurt yolunu tutmam ve çalışmaya devam etmem gerekiyor ama...)
Canım sıkkınlığı azalıyor sanki, eskisi gibi değil ama yine arada çok kötü hissettiğim de oluyor. Ne için çalıştığından emin olamamak, hayalimi bilsem bile gerekli çabayı göstermediğimin bilincinde olmak hep kendimle çelişkiye sürüklüyor beni. kendime daha fazla stres alanı oluşturuyorum. Sonuç: "yaa bırak sınavı git piyano çal *-*" isimli tatlı rüya peşimden kovalıyor...
Birileri sürekli bizim motivasyonumuzu arttırma çabasında, üzerimde çok fazla insanın emeğini hissediyorum. Ve beklentilerini karşılayamama, onları hayal kırıklığına uğratma korkusu ciddi bir ağlama isteği doğuruyor. Neden bende ters tepiyor bu tür şeyler hiç anlamam. İnsanlar hırs yapıyor, çalışıyor, bir şeylerden motive oluyor. Ama ben etütte test başına oturup sonra boş boş önümdeki kitaba baktığımı farkediyorum. Niye ders çalışamadığımı bir anlasam. OKSye hazırlanırken daha kolay geliyordu. Elimin altında o kadar çok imkan varken hepsini ziyan ediyormuşum gibi hissediyorum.
Bu aralar bir de birilerine bağırma, çağırma, kavga etme isteği geliyor içimden. Yurtta kalmaya başladığımdan beri sevgi kelebekliği yapıyorum :D. Orda kime kızılır ki? Anlaşamadığım hiç kimse yok, hele bir kaç tanesi tam kafa arkadaşlar. Gülüyoruz, şımarıyoruz, eğleniyoruz.. İçimde niye bir kavga isteği uyanıyor hiç bilmiyorum. (gerçi bazen bi kaç kişiyi iyice bir azarlamak istemiyor değilim ama, kendimi sakinleştirmek konusunda baya bir geliştim :))

Can sıkıntısı işte. tekrar McFly'a sardım ben de :D. Dönüp dolaşıp aynı şeyler oluyor sanki :D.
1 hafta 100 mblık internet paketini de her canım sıkıldığında youtube'dan McFly konser videolarını izleyerek bitirdim :D. Var mı böyle bir şey ya :D.
(dar kot gitmelerinden nefret ediyorum :| ama yine de müzikleri ve sahne şovlarını seviyorum işte :D)

Not: İlk 1,5 dksını falan atlayabilirsiniz, sahne arkasını gösteriyor biraz...



Evet, hala eski şarkılarına takılıyorum, yenileri pek sarmadı...

1 Kasım 2010 Pazartesi

Yetenek! *-*

İnternette yetenekli kişiler bulmak benim için bambaşka bir zevk kaynağı. Buraya yazmak için fırsat bulduğum kısmı çok az olsa da, bir gün kafama eser, oturur 20-30 tanesini de koyabilirim :D. Neyse ama şimdilik bir tanesiyle yetineceğim.

Piyanoda ilerlemeye çalışan biri olarak hem çalıp hem söyleyen bu arkadaşı izlemek çok çok hoşuma gitti. :)
Ayrıca You're Beautiful dizisinin birkaç şarkısını da ingilizceye çevirip söylemesine bittim... *-*





(youtube açamayanlar için üzgünüm ^^". link: http://www.youtube.com/watch?v=6N1LUotXoC0 - http://www.youtube.com/watch?v=IUygWXlKNpU ) (#edit: aa youtube açılmış :D)

İsmi Anh Le'ymiş. Amerika doğumluymuş ama Vietnamlı. Yukarıdaki videolar geçen seneye ait. Aşağıdakiyse bi kaç gün önce çekilmiş. Kendi şarkısını yazmış! *-* Yetenek işte ya... (takdir ettim, saygı duydum u.u) :D




(link: http://www.youtube.com/watch?v=bCBRYGD8OQg )

Eveeet, okul günü bu saatte bunlarla nasıl uğraşıyorum acaba? hmm, ben de merak ettim nasıl oluyor acaba :D.

11 Eylül 2010 Cumartesi

Herkese İyi Bayramlar! Bugün bayramın 3. günü olduğuna göre biraz geç oldu bu ama ^^" napalım artık.
Bügün babamı ancak ikna ederek bayadır biriken fotoğraflardan bir kısmını seçip bastırmaya götürdük. 72 fotoğrafı 10 dk'da basıp verdiler elimize *-*. Media Markt'a gittik. Şu aletleri ne zamandır denemek istiyordum, o yüzden inatla oraya gitmek istedim :D. Taktım hafıza kartını seçtim, bastırdım :) -gerçi gitmeden önce zaten seçip ayarlamıştım. Siparişi verdikten sonra da etrafta dolanalım dedik. Tabii gittim herşeyi elledim durdum :D. Ben böyleyim ya bu tür bi mağazaya girdim mi herşeyi ellemeden çıkarsam içimde kalıyor. Fotoğraf makineleri, onların o güzelim mercekleri, her boyutta laptoplar ve cıvıl cıvıl çantaları ve tabii cd'ler! Herşeye baka baka geçtikten sonra en arka tarafta cd'ler var, film/müzik/oyun/pc programları vs. Benim en çok ilgilendiğim kısım da müzik oldu*-*. Her gittiğimde olduğu gibi atladım klasik müzik bölümüne tek tek bakıyorum. (Bütün mağzayı taradım ama Maksim Mrvica'dan hiç birşey bulamadım t.t) Ve sonraaa rafların arasında ortada bir sepet gördüm. İçine yığmışlar cd'leri. Önce farketmemiştim ne olduklarını, sonra bir anda baktım ki klasikler *-*. Promosyonlu fiyat: 1,99 TL. Bunu gördükten sonra ne yapmış olmamı beklersiniz? Tabii ki saldırdım anında :D. Sonuç olarak 6 tane cd aldım. Anlaşılan kendimi tutmayı başardım :D. Ama az daha benim (zaten kimse vermiyor, bir babamın verdiği) bayram harçlığından gidiyordu. Aslında seve seve de öderdim ama babanın ödemesi bir başka oluyor ya :D. En son yine dayanamadı o aldı sağolsun ^^. Aldıklarım da (zaten böyle promosyonları bilindik şeylere koyarlar):
-Tchaikovsky - Swan Lake
-Tchaikovsy - Nutcracker Suite, Op.71a
-Brahms - Hungarian Dance
-Mozart - Eine Kleine Nachtmusik
-Beethoven - Piano Concerto No.5
-Chopin - Polonaise No.3


Chopin *-* Bunları görmeden önce niyetim "Best of Chopin" gibi birşey almaktı. Ama bunları görünce iş değişti :D. Eğer ki bir gün piyanoda Chopin'in bi parçasını çalabilirsem (*-* ki bu sadece bir hayal gibi görünüyor...) bu iş tamam demektir.
Ama tabi benim bu maymun iştahımla zor. Seneye bir de yan flüt kursuna gitmek istiyorum. Piyanoyla aynı zamanda idare edebilirsem tabi *-*. İnşallah beceririm. Çünkü yan flüt cidden kafama takılmış durumda...

Dün akrabalar bizde toplandı. Halamın oğlu gitar çalıyor, okul grubunda falan, baya da iyi çalıyor. Diğer kuzenler, halamlar vs. oturdular benim odaya. Ben piyanoda My Immortal çalıyorum, kuzen de gitarla bana eşlik ediyor. Tabi halamlar başladılar söylenmeye, bildiğimiz birşey çalın diye... Ama mağlum bende repertuar kısıtlı, kursa devam edemiyorum ki. Önceden öğrendiklerim de klasik parçalar hep. Bir ara onların gönlünü hoş etmek için de birşeyler öğrenmem gerekecek. Neyse sonra halamlar gitti, sadece kuzenlere çaldık. Daha iyiydi :D.

Hazır fotoğrafları hafıza kartına atıp çıkarttırmışken buraya da birşeyler eklemeye üşenmeyeyim artık :).
(bunlardan çoğunu bastırmadım :D daha sonra duvara asmak için bastırmayı düşünüyorum bazılarını... Ve tabii ki photoshop'ta üzerlerinde oynamasam olmazdı, bazılarını batırdım ama ^^')

Osmaniye - Zorkun

Photobucket


Photobucket


Photobucket


Osmaniye - Karaçay
Photobucket



Bunları da çekeli 1 seneden fazla olmuştu. Ama hiç dokunmamıştım.
Lale aşkı *-*
Photobucket


Photobucket


Photobucket


Piyanom~ ♥
Nedense pembeleştiresim geldi o.ô
Photobucket


~Şu imzaları koyacak yer bulmakta bazen çok zorlanıyorum. Koymasamıydım acaba? o.ô

19 Temmuz 2010 Pazartesi

~

Ne kadar dinlersem dinleyeyim hiçbir değişme yok. Sevmedim. Nefret ettim. İlk dört albümden sonra bu ne ya? Öhmm... Neyse bu konuyu Aralık'a kadar kapatıyorum. O zamana kadar klasik müzikle kafayı bulacağım. o.ô
Şaka bir yana seviyorum klasik müziği ya. Sanırım bu sene de test çözerken falan iyi gider. İyisi, ben bu sene daha çok klasik dinleyeyim. Piyano dinleye dinleye de Nodame Cantabile izleyesim geldi be...

House! ♥ 2. sezonu bitirdim~ (Gece gündüz izlersem tabi biter o.ô) Neyse önümüzde daha 4+ sezon var :D.

Bu iş böyle gitmez. Bugün yarın gidip piyano kursuyla konuşup, en azından dershane açılmadan önce kalan şu son ayımı değerlendirmem lazım. Eğer mümkünse haftada 2 ders isteyeceğim. Beni ancak oyalar. Ve kursa gidemeyeceğim önümüzdeki 1 sene için tatmin eder biraz.

18 Temmuz 2010 Pazar

Yeni MCFLY! Yine McFly :)...

Yeni logoları nasıl? Ben çok beğendim. Sade ve şık. Cool... :)
Ne olur sanki biraz da Türkiye'de sesleri duyulsa. "Ses gelmiyorrr! Güm-güm-güm!". Şöyle gidip D&R'a albümlerini alabilsem. Sırf posterleri var diye abuk sabuk dergileri alsam. Konserleri olsa da gidebilmek için kendimi yırtıp babamla kavga etsem. Ne bileyim işte birazcık "fangirl" takılabilsem. *Yine yanlızkalmışhayran sendromu*...

Yeni albüm çıkartıyorlar *.*. Sonunda! Bekle, bekle meraktan çatlıyorduk. Elimdeki şarkıları dinleye, ezberleye suyunu çıkarttım. Eylül'de sanırım bir single'ları çıkıyor. Party Girl. Albüm de Aralık'taymış. Albümün adını henüş açıklamamışlar ama bir isim belirlemişler. Herkesin sevip benimsediğinden emin olunca açıklayacaklarmış. Ama bu haberleri okuduğum yerin altındaki yorumlar pek iç açıcı görünmedi bana. En azından bir kısmı. Biri eski McFly'ı istiyorum diye bağırmış, biri hiç sevmedim falan yazmış. Gerçi çok yorum yoktu zaten yazının altında. He, bu yorumlar nerden çıktı diyorsanız, bir radyo programında yayınlamışlar single'daki şarkıyı. Ama ben daha dinleyemedim maalesef... Kafayı yiyeceğim ya. Bulamıyorum. o.ô


Ayrıca eğer okuduklarımı düzgün anladıysam, bomba gibi bir de fan sitesi yapım aşamasında şuanda. Habere göre single'la aynı zamanda açılacak site de.







O kadar umutlandım yeni albüm diye. İnşallah beğenirim, severim. Umarım o yorumlar abartıdır ve "çooook" büyük bir değişim yoktur. o.o

20 Haziran 2010 Pazar

bip.

Bir arkadaşım bu "bip." i olur olmadık her yere yazmayı ve söylemeyi çok sever. :D. Hatta şöyle ki derste birinden defterini alır (millet, bir yeri kaçırdı, yazamadı, onu geçiriyor zanneder.) defterin ortasına bir yere "bip." yazar geri verir. x) İnsan da bunu görünce ister istemez bir güler yani :D.
Neyse işte aklıma başlık gelmedi bunu yazdım. :P

Sonunda düzgün listeli bir müzik çalar ekledim. Önceden bunlardan eklemek istemediğimi söylemiştim ama diğerinin tek tek kod girmesi ve hataları beni bunalttı. Hem bu daha şeker duruyor. :3
Sevdiğim şarkıları seçmek tam bir dert. Seçemiyorum ki! Buraya eklemediği ve çok sevdiğim daha tonlarca şarkı var ama onları da zamanla bunu yenileyip ekleyeceğim galiba. Şimdilik bu şarkılar idare eder. Özellikle McFly'ları dinleyin! Etrafta McFly hayranı olsun istiyorum ya. o.O" (Yanlızlık çeken hayran depresyonu asdfasdf xD )

19 Haziran 2010 Cumartesi

yatta!

Yaptım! Başardım! Konser çok güzel geçti. Sadece 2 kere çok az şaşırdım 1 tanesini zaten kimse farketmemiş diğerini de babamlar dikkatli dinlediği için rahat farketmişler, yoksa o da çok farkedilmedi sanırım. Olabildiğince duraklamamaya çalıştım zaten. 4 küsür dakikalık bir parça... Sahneye çıktım, rezil olmadan çaldım, ağzım kulaklarımda selamımı verdim ve sahne arkasına dönüp hocama sarıldım. :). Sahneye çıktığımda hep böyle oluyor. Ya da tanımadığım birinin karşısında çaldığımda, farketmez. Dizlerimde bir uyuşma hissediyorum, hani dizlerimin bağı çözüldü derler ya aynı o cinsten ve ellerim titriyor ve sanki kontrol edemeyecekmişim gibi geliyor ve korku heyecan, o karşımın içinde normalden daha dikkatli olarak çalıyorum. Sahnedeyken spot ışık altındaydım, o yüzden de etraf karanlık kimsenin yüzünü göremiyorsun. Bu da biraz yatıştırdı sanırım. Parçayı çalarken kendimi sakinleştiriyim diye aklımdan farklı farklı gündeli şeyler geçiyordu. Ama bir ara bu yüzden dikkatim dağılacak da parçayı unutucam diye korktum. x) Ve anında aklımı parçaya verdim.

Önceki postu yazdıktan sonra da çıkıp direk provaya gittim. Galiba o prova da biraz yardımcı oldu. Asıl çıktığımda daha kontrollü hissediyordum sanırım. Provadan eve dönerken markete uğrayıp çikolatalı süt falan aldım beni yatıştırsın diye. (Çikolata canavarı karşınızda)  Provadan beş buçuk gibi döndüm heralde ve konser sekiz buçukta başlayacaktı. Gerçi ikinci kısımda çaldığım için geç kalmam önemli değildi. Ama ben sanki hiç böyle birşey yokmuş gibi eve gelince ne yaptım? Oturdum ve televizyon izledim. Hatta o da yetmedi iyice abartarak kardeşimin taktığı filmi izlemeye başladım. Normalde saat sekizde gelin demişlerdi ama ben saat sekizi geçmesine rağmen hala filmin başındaydım. Bu rahatlık nerden geldi acaba? Üstelik daha ne giyeceğime bile tam karar verememişken! Neyse sonuç olarak konsere geç gittik. (Söz konusu ben olunca geç kalmak çok da şaşılacak bir durum değil tabi.) Giderken de kardeşlerim sinirimi bozdu. Özellikle büyük olan. Hiç bir şekilde ne beni ne konseri ne de heyecanımı takmayarak konserin daha ilk yarısı bitmeden annemlere bile haber vermeden çekti gitti. Zaten evde de baya sinirimi bozmuştu. Bu evde benim adıma hiç mi heyecanlanan olmaz. Hiç mi bana moral veren olmaz ya. Gerçi konserin ortamına, havasına girince annemler moral verdiler ve kulise gidip orda hocamın ve bu konuda daha ilgili kişilerin yanında rahatlamak baya iyi geldi. Özellikle provada beni dinleyen bir kaç kişinin ve hocamın beni övmesi ayrı bir cesaretlendirdi. :)
Ama konserin bir kötü yanı milletin çocuğu çaldıktan sonra gitmesiydi. Giderek seyirciler azalınca insan bir hayal kırıklığına uğruyor ya. Özellikle de düşünsene sen sahnede performansını sergilerken, heyecandan aman bir hata yapmayayım diye uğraşırken karşındaki adam kalkmış salonu terk ediyor. Hiç de hoş değil di mi? Konserde bir de konuk vardı, eski trt sanatçılarındanmış. Saat on gibi falan çıktı sahneye tabi öğrencilerin performansları bitmişti ve salonun halini düşünün. Kadın da napsın dalgaya alarak "kalan sağlar bizimdir" dedi, başladı söylemeye. Çok da güzel söyledi çok hoştu bence. Hele de bizim kursun müdürü (sanırım) bağlamayla eşlik ediyordu ve resmen coşturdu. :D
Sonuç olarak konser çok güzeldi ve başlarını kaçırdığıma üzüldüm.

A bu arada konserde ne çaldığımı daha önce söylemiş miydim? Sanırım söylemedim. :D
My Immortal! Konserde my immortalı çaldım. Ve tahmin edin ne oldu. Programın akışının olduğu listede yanlış yazmışlar! "My immimortal" yazıyordu. xD. Hocamla bunu görünce koptuk resmen. Ama neyse ki ben çıkmadan gidip anonsu yapan kişiye söyledik de anonsta doğru söylendi. İşte böyle bir şey... Ve üzüldüğüm bir diğer şey de yanımıza kamera almamışız. Konser yeri evden 2 adım ve biz kamerayı unuttuk. Neyse ama bunu takmıyorum.

Ben doğru düzgün çaldım ki~  :D

Ah bir de, büyük olay, babet giydim. xD. Ben ki converse ve spor ayakkabı hastası kişilik zaten bu sene aldım babetleri (güya staj için ama orda giymedim) ve ilk defa giydim. Gerçi evden çıkarken aklımdan hala ya geçirsem mi şu converseleri ayağıma gibi düşünceler geçmedi değil ama uslu kız oldum bugün. (Zaten bu ya bir de etek ve elbise giymeyi denemek istiyorum. Sırf rahatlıktan. Ama ister istemez yavaş yavaş hanım kız oluyoruz galiba...)
Ve bu da konsere gelemeyenlere... (sanki herkes can atıyordu gelmek için de..) Ve söylemeden edemeyeceğim, bu parça daha önce eklediklerimden farklı bir seviyede ve bunu çalmayı başarabildiğim için çoook mutluyum.

 Aa bu video üç buçuk dakikalıkmış. Zaten bunu çektiğim sıralar sürekli üst üste çalarak prova yaptığım zamanlar. Aynı şeyi üst üste o kadar çalınca hız konusunda terazinin topuzunu kaçırmışım biraz. Sahnede daha yavaş çaldım.

My Immortal - Evanescence

(bunda da ufak tefek yanlışlar vardır mazur görün işte :P acemiyiz daha...)
Yine destan gibi post yazmaya başladım -.-"

29 Mayıs 2010 Cumartesi

maNga.



You could be the one in my dreams
You could be much more than you seem
and i can’t hide one in that life
Do you understand what i mean
I can see that, this could be faith
I can love you more than they hate
Doesn’t matter who they will blame
We can beat them at their own game
I can see it in your eyes
It doesn’t count as a surprise
I see you dancing like a star
No matter how different we are
For all this time i’m in love with you
Don’t even know your name
For just one night
We could be the same
No matter what they say
And i feel i’m turning the page
And i feel the world is a stage
I don’t think that drama will stop
I don’t think they’ll give up the rage
But i know the world could be great
I can love you more than they hate
Doesn’t matter who they will blame
We can beat them at their own game
I can see it in your eyes
It doesn’t count as a surprise
I see you dancing like a star
No matter how different we are
For all this time i’m in love with you
Don’t even know your name
For just one night
We could be the same
No matter what they say

27 Mayıs 2010 Perşembe

mutlu.

Piyanomu tamir ettim. (: çok mutluyum. Dikkat ettirmedim ettim. :D (gurur duyuyorum u.u) Geçen videoyu eklediğimde pedallar çalışmıyordu. Güya aldığımız yere, teee adamların ayağına kadar gidip söyledik. Ses seda yok benim de tepem attı. Bir bakayım dedim nasılsa elektronik piyano birşeyleri bozmam. Dükkandaki adam bir kablo falan demişti. Piyanoyu çektim duvardan, ne göreyim. Kutusundan çıktığı gibi duran montajda hiç dokunulmamış hala sarılı olan bir kablo bana el sallıyor!?! Deli oldum! Ve montaja gelen arkadaşa da o an içimden geçenleri armağan ediyorum. u.u Üstalik bir de eksik vida çıktı demişti ve piyanomun alt tarafında açık duran 2 adet vida yuvasını bırakmıştı bana sağolsun. Bir baktım ki oraya takılacak vidaları başka yere takmış, diğer vidalardan artmış. (Ne hikmetse bütün vidalar da birbirlerinin yuvasına uyuyor...) Her neyse onu çıkar bunu tak falan derken en sonunda piyanomu normalde olması gereken hale getirebildim. ^^ Ve sonuç pedallarım çalışıyor! Ses o kadar farklı olabiliyor ki onları kullanarak. Daha bir çalma şevki geldi bana. :D
Ben bunu yazarken bir arkadaşım mesaj attı. Hemen TRT'yi aç diye. Ben de gittim açtım televizyonu. Eurovision da -hangi ülkeydi hatırlamıyorum ^^" (işe bak daha demin izledim ya) ama 10. sırada çıkmışlardı.- bir düet vardı ve kullandıkları piyano *.* harika birşeydi. Elektonik, iki tane kuyruklu piyanonun uçlarından birleştirilmiş hali ve tahta falan değil saydam. Çok değişikti ve çok hoştu. *.*
Aslında Eurovisionu izlemeyi düşünmüyordum bu akşam ama açmışken daldım öyle bu yazıyı falan da unutmuşum :D. Ama Manga izlenmeye değerdi. Onları izlemek için sonuna kadar beklemem gerekti ama olsun. :D Şovları çok güzel olmuş. Hoşuma giden diğer ülkelerde -pek ayrıntılı izlemedim aslında ama- Gürcistan, Ukrayna, Kıbrıs Rum Kesimi...
Neyse yarın biyoloji sınavı olan bir kız için çok geveze ve sorumsuz olduğumu farkettim. Acaba bu gece uyumayıp çalışsam mı? Aslında çok iyi olur. En son öyle çalıştığımda 90'larda almıştım. Gerçi o gün eve geldiğimde direk uyuyup sonra gece kalkıp çalışmaya başladığım için öyle olmuştu. :D Ama sonraki yazılılarlar felaket... (Neden acaba?!)
Pufff... Bu sene de böyle işte. Çat pat bişeyler yapa yapa geçiyorum dersleri. Ama bu halim korkutuyor beni ya. Böyle giderse ancak rüyamda görürüm İTÜyü. :'(  -ve geçen gün nette gezerken ne göreyim. İTÜde Japonca kursu var!! Okul kulübü olarak. Hazırlık okuyacağım sene kesin orda olmalıyım!! İTÜüüü~ T^T-

21 Nisan 2010 Çarşamba

Büyümek... o.o

Hmm... Küçük bir ihtimal ama, yani hani belki, büyümüş olabilir miyim? o.O
Pazartesi günü staja başladık. o.o Büyük bir şey değil tabii sadece 1 haftalığına. İlköğretime gidip derslerine giriyoruz. Anadolu Öğretmen okullarına böyle zorunlu bir staj koymuşlar işte. Belki de öğretmenliği sevdirmek adına yapmışlardır ama şahsen benim fikrim yine değişmedi :D. Hala öğretmenlik okumayı aklımdan geçirmiyorum xD. Mimarlık *.* ahhh... İnşallah kazanabilirim. *iç çeken ifade* (Evet, bizim gibiler öğretmen okullarını ziyan ediyor. xD) Ama ilköğretimdeki çocuklar (bazıları hariç~) çok tatlılar *-*. Yerim ben onları ya insanın kanı ısınıyor hemen onlara :). Onların arasındayken insan düşünmeden edemiyor, küçükken biz de mi böyleydik be? xD Yanlız çok büyük bir fark var aramızda, ki bunu yapmadığımıza kesinlikle eminim, okulda dersine girdiğimiz girmediğimiz bizi gören nerdeyse bütün öğrenciler facebookumuz olup olmadığını sorup, tam adımızı ve soyadımızı istediler eklemek için. xD Gençlik nereye gidiyor ya xD

Okulların kapanmasına az kaldı sayılır. Bu gerçek bir yandan mutluluk verirken bir yandan da çok sıkıntılı :(. Şöyle ki: Ygs/Lys yaklaşıyor *saç baş yolan ifade* (ben daha bu tempoyla gidersem zaten 2-3 sene sonraki sınavlara anca hazır olurum), ve tabii ki okulumuzun ayrılmaz parçası yazılılar!
Ahh bu yazılılar bana kafayı yedirtecek. (Shit! Şimdi aklıma geldi bir de dönem ödevi vardı, hala teslim etmedim *^*) Ve şimdi işin yoksa bir de yerlerde sürünen o fiziğimi ve kimyamı al da doğru düzgün bi şekle sok. Böhüüü T^T

Geçenlerde daha türkçe dublajı yapılmamış, altyazısı (fansublar dahil) bile çıkmamış bir film izledim. Kendi çapımda ilkleri deniyorum :D. Filmin adı Starstruck. Disneyin yeni filmlerinden biri. Aşırı güzel değil ama vakit geçiricek hoş bir filmdi. (Tabii hikayesi klasikti. :P)
Filde başrol oyuncelarından biri Sterling Knight ve ben o çocuğun gözlerinin bu kadar açık bir mavi olduğunu hiç farketmemiştim. O nasıl bir maviliktir ya *o*. (yine de çokcuğu o kadar yakışıklı bulmuyorum o ayrı mesele xD) Neyse buynlar bir yana altyazısız ingilizce bir filmi (ufak tefek ayrıntılar dışında~) anlayabilmek çok hoşuma gitti ^.^.

Aslında bi dahaki postta kendi piyano videomu ekiyeceğim diye planlıyordum hep ama şimdi canım hiç uğraşmak istemiyor. Doğru düzgün çal, onu videoya çek, yükle, kes, kırp falan ohooo... :D Artık bir dahaki sefere kaldı. O zaman ben şimdi blog müziğini değiştirip, kaçayım. xoxo (dermişim xD).

B'z - Ichibu to Zenbu


15 Mart 2010 Pazartesi

Yeah, Yeah, Yo!

Başlığı neden böyle yazasım geldi bilmiyorum ama birden öyle esti...
Sınavlar! Kapıya dayandı yine... Haftaya başlıyoruz. Hadi bakalım hayırlısı, inş. alışabilirim de iyi geçerler.
Abla olmak! Bundan çoğu zaman nefret ediyorum hatta günlüğümde sayfalar dolusu çığıra çığıra yazdığım olmuştur "Abla olmaktan nefret ediyorum!" diye ama bazen de güzel ya. Aslında güzel olan abla olmak değil (zaten otorite kullanabilen tiplerden değilimdir hiç.) kardeşlerinin olması güzel ya. :D Tamam, çoğu zaman tersini söylerim. Yaşlarımız yakın olduğu için fazla itişip kakışıyoruz (ve 2 erkek kardeşin yanında tek kız oplarak biraz yanlızlık da oluyor) ama büyüdükçe daha iyi bir hale geliyor sanki. :) Belki ileride iyi ki kardeşlerim küçük değil diye şükredebilirim :D .

"To cry is to know that you're alive but my river of tears has run dry..."
Biraz önce bir arkadaşın nickinde gördüm bu yazıyı ve hıçkıra hıçkıra ağladığım bir gecenin üstüne hoşuma gitti. Ağlamak genelde beni rahatlatır ama bir daha bu şekilde ağlamak istediğimi sanmıyorum...


Google Gadgets! (Masaüstünde yanda sidebar olarak duran gadgetlar) *.* Bilgisayarım birden bire gadgets için güncelleme verdi, ben de hadi güncellensin dedim ve resmen aşık oldum. *.* O kadar güzel ve kullanışlı gadgetlar var ki! Evet denediklerimden bazılarını saymaya başlayayım: Hava Durumu (internetten güncelleniyor sürekli, üstelik böyle birşeye acayip ihtiyacım vardı),  Radyo (internet üzerinden yayın yapan bazı radyo kanallarını dinleyebiliyorum, masaüstümde! Po~wer~Türk!~ xD), Web Clips (Rss takibi yapılabilen siteleri yanda bildirim olarak görebiliyorum. ör: bazı manga sitelerini ekledim, yeni manga uploadlarını güncelleme olarak gösteriyor. bloglardaki yeni girdileri, venüs forumdaki yeni mesaj yazılan başlıkları bile gösteriyor!), Einstein'dan Günün Sözleri (Bu ingilizce ama benim için farketmez hoşuma gitti), Scratch Pad (not defteri gibi), Google Arama Çubuğu, Wikipedia Arama Çubuğu, National Geographic Günün Resmi, Youtube(son çıkan videoları ya da -tercihe göre- en çok izlenen videoları falan küçük bir ekranda güncelleme olarak gösteriyor). Bu arada güncelleme olarak gösteriyor derken alttan sinir bozucu bir ekran çıkıp inmiyor. Sadece gadgetların ekranı değişiyor.

Ahh... Favori şarkı bölümü... Bu güncellemede değiştiriyorum. (Güle Güle Jeremy~ t.t) Buzzer Beat adlı dramanın açılış müziği çok hoşuma gidiyor bu aralaronu koyacağım. B'z - Ichibu to Zenbu...
Önceki şarkıyı da bu postun sonuna ekleyeceğim.

Bu arada bu şarkıdan bahsetmişken, Youtube'da bu şarkının klibini ararken (ve tabii ki bulamadım klip falan telif hakları vs. şeysiyle hepsi kaldırılmış.) bu şarkıyı çalan kişilerin videolarına rastladım. Ve onlardan biri beni kendine nasıl hayran bıraktı anlatamam. *.* Ahh... Zaten piyanoyla çalınan hemen herşeye bayılıyorum, ama bu kızın yetenaği beni bitirdi! İzle izle, dinle dinle doyamıyorum. Ve hemen de buraya ekliyorum.



Kullanıcı adı kamedayori. Ve kesinlikle diğer videolarına da bir bakın derim. He bir de blogu burda...

Neyse artık yine gece gece bu kadar yeter... İşte son olarak önceki favori şarkıyı da ekliyorum ve hepinize esenlikler diliyorum! xD






~|=_=|~ Yarın (aslında bugün) 16 Mart = Öğretmen Okullarının Kuruluş Yıldönümü = Zorunlu Tören = Zorulu Koro = Ben Yarın Okula Gitmiyorum xD

30 Ağustos 2009 Pazar

McFly!!-2 xD

Hazır McFly'dan bahsetmişken bir iki video daha ekleyeyim. (=

Aslında bu grup hakkında bildiğim 2 temel şey;

1~Şarkıları harika *-* (tabii grup üyeleri de xD)
Radio:Active Live At Wembley DVD - Lies Live


bu biraz duygusal (=
The Heart Never Lies


bu da biraz eski ama çok güzel (= izlemenizi şiddetle tavsiye ederim *-*

Mcfly - All About You - The best bloopers are here

2~Hepsi de azıcık fazla çılgın xD


bu da yine biraz eski (=
I Wanna Hold You live from Manchester


İşte bunda koparsınız xD
Transylvania