Yeni yaptığım çalışmayı, birilerine göstermek isteyen çocuksu hevesim hala üzerimdeyken koyuyorum. 2 versiyon yaptım. Daha doğrusu önce birini yaptım, sonra aklıma biraz değişik bir şeyler yapmak esti, böylece 2. versiyon çıktı. Ve yine baş kahraman Tom Fletcher!
gif bana ait değil.
Bir ara 'McFly'ı sevme nedenlerim' gibi bir yazı yazmayı düşünüyorum. Bir kaç gündür dolanıyor aklımda bu fikir. Tabi uygulamaya koyarsam yazı değil, küçük bir yazı serisi olacak. Malum McFly hakkında çenem bir düştü mü... e bir de fotoğraflar/videolar eklendi mi üstüne... Hayır yani McFly'dan başka müzik dinlemiyor, beğenmiyor değilim ama çok ayrı bir yeri var bu grubun bende. Evet, evet, anlatacağım bir gün. Ama ileride bir gün.
Şimdilik yukarıdaki sözleri aldığım şarkıyı ekleyeyim. Bu 2010'da söyledikleri akustik versiyon. Şarkı ilk albümlerinden. (hatta albüme adını veren şarkı) 2004 yılından. Orjinal albüm versiyonuyla, akustik versiyon arasında dağlar kadar fark var :D. 6 senede vokal olarak nasıl geliştikleri, nasıl büyüdükleri çok belli oluyor. :)
Ve ben bu akustik versiyonu çok seviyorum~
Dershane başladı. Daha doğrusu yarın başlıyor, bugün sınav vardı. Berbat geçti. En azından fen kısmı. Mat ve Geo'yu seviyorum. Kurtarıyorlar beni. Yani... çoğu zaman diyelim.
Bunu da bir kaç gün önce yapmıştım. Hazır photoshop başlığı açmışken...
Açlık Oyunları'nın filmi çıkıyor~ Umarım güzel olur, ki olacağa benziyor. Yan tarafa vizyon tarihi için bir geri sayım uygulaması koydum. :) Belki bu geri sayım bittikten sonra sınav için de koyarım. Yok ya, sınav için koyacağımı sanmıyorum. :D
Kitabını okumayanlara şiddetle tavsiye ederim. Açlık Oyunları/ Ateşi Yakalamak/ Alaycı Kuş şeklinde bir üçleme.
Ve yayınlanan ilk fragmanı. MTV video müzik ödüllerinde yayınlandı. Çok kısa ama filmin kaliteli ve kitaba uygun olacağının belirtilerini taşıyor.
Yarın bayram. Babamdan artık yatmam gerektiğine dair uyarıyı aldım. İnş. uyuyabilirim, yoksa yarın bulduğum her köşede uyurum heralde...
Yeni takıntı videom, yeey! :D ve işte youtube sayfası: CharlieIsSoCoolLike Baya bi videosunu izledim. Daha da izlerim, hatta sanırım bir ara hepsini izleyeceğim ama biraz aralıklarla. Çünkü hem ders çalışmam lazım (artık bi zahmet) hem de çocuk o kadar hızlı konuşuyor ki beynim bulanıyor anlamaya çalışırken :D. Tamam, itiraf ediyorum, bazen ne söylediğini boşverip sadece izliyorum. :D ve yine de çok komik. Yukarıdaki videoyu Berre ablanın (size abla diyebilir miyim?! :)) twitter'da paylaşması sayesinde izledim. Daha sonra aynı videoyu tekrar izledim, izledim ve izledim... :D Daha da sonra youtube sayfasındaki diğer videolara daldım. Şuana kadar favorilerim: yukarıdaki, saçını kızıla boyadığı ve kendini mor renge boyadığı :D. Doğal bir komikliği var, videoları kaliteli ve ingiliz aksanı! :D Kısacası, arkadaşı beğendim, takibe aldım. :D
Açıkçası henüz izlemediğim videolarda neler olduğunu çok merak ediyorum :D.
Öhm, bunun dışında... hala bir çalışma masam yok, pazartesi ders çalışmaya başlamaya karar vermişken günlerden cuma oldu ve ben hala başlamadım (bilgisayarı kapattıktan sonra hemen başlayacağım inş.), bugün ilerleyen saatlerde üni. yerleştirme sonuçları açıklanacak (tabi bunda beni alakadar eden bir durum yok), ve şuanda bunları yazdığım saate bakacak olursak hala yarasa hayatı yaşıyorum, nota okumak hala zor geliyor ama inanıyorum, başaracağım!
Küçük bir Photoshop kaçamağından yandaki şey çıktı. Şu sağ alttaki kare brushı yeni yaptım. Sevdim aslında. Küçük, sade... Avatarlarda imza niyetine koyabilirim belki. Brushın şeklinin de müsaitliğinden gif yapasım geldi. Yılan oyununu anımsattı biraz gifin hareketi :). Zaten gif dışında da pek numarası yok :D iyice uzaklaşmışım PSden.
Sıkıldım, bunaldım... Bir yandan tercih dönemi, bir yandan İstanbul'un bu nemli, yapış yapış sıcağı. Seneye tekrar hazırlanma durumunu kabul ettiremedim bizimkilere... Ama benim kafamda o var. Kolay kolay da çıkmayacak kafamdan. Bir kere kesinlikle Mimarlık istiyorum. Şehir dışı istemiyorum. Dandik bir özel üni. de istemiyorum. Paralı okumayı hiç yediremiyorum. O küçük serveti okula ödemektense 1 sene daha dershane masrefı çıkartırım sadece. Niye %75 burslu seçeneği yok ki?! Neyse ya böylesi daha iyi belki de. Özelde okumanın bir sürü dez avantajı da var zaten. Devlette okumanın da var tabi, napalım eğitim sistemimiz bu kadar işte. 2 tane özel üni.ye bakmaya gittim dün ve bugün. Dün Bahçeşehir Üni.ye gittim. Anlattılar, gösterdiler mekanları falan vs. vs. elime de bi tanıtım paketi veriverdiler. Böyle biraz büyükçe karton bi paket, resim çantası gibi. Dönerken baktım içine. Tanıtım kataloğu, not defteri, uçlu kalem... Normal? derken yanlarında bir de anahtarlığa benzer bir şey. Metal bir kutunun içine koymuşlar. Niye? Çünkü o anahtar değil. 2GB flash disk! Başta şaka gibi geldi. Ama cidden içinde de ne bi tanıtım videosu ne başka bi şey. Mis gibi flash disk. :D Tabi üzerinde Bahçeşehir Üni. logosuyla. Aslında akıllıca, baksana ben bile reklamlarını yapıyor oldum şuanda :D. Kampüsün yeri harika zaten. Beşiktaş'ta, denize sıfır. Ama bahçeye dair bi şeyi yok ya. Ben yeşillik severim abi! :D Ahh ahh... Çapa gibi bi yeri zor bulurum bi daha. Özledim okulumu şimdiden be. Gittiğim iki üni.de de tavanlar çok alçak, basık geldi. Okul ortamında alıştım tabi 7 metre yüksekteki tavana, basık geliyo başka yerler. Yok, yok, benim seneye kasıp İTÜ Mimarlığa girmem lazım. Peki bu sene bilmiyordum da mı kasmadım? Hayır, tamamen salaklığımdan, van handırt pörsent. Nasıl bir çalışma (aslında çalışmama) dönemi geçirdiğime inanamıyorum :D. İzlemediğim kadar Kore dizisi izledim lan :D. Ama şu da bir gerçek ki, sabrım yetmiyordu artık çalışmaya. Masanın başında durmaya bile... Son zamanlarda zaten kafam masayla bütünleşti. Bazen bilinçli, bazen bilinçsizce... (Ya kafamı vuracak bi yer lazımdı ya da uyuyacak.) Neyse işte. Arkadaşlardan seneye hazırlanmayı düşünen kişi sayısı da baya artışta zaten. Fazla mı idealist davranıyoruz? Ama söz konusu hayatını nasıl geçireceğini büyük ölçüde etkileyecek olan mesleğin olunca, biraz idealist davranmak gerekir heralde. Kafam bulanık. Canım sıkkın. Edit/çeviri işlerini sürekli ertelemekteyim. Sıcak ve nemden her tarafım yapış yapış. Budur işte.
Şunu izleyelim de neşemizi bulalım bari. :)) Ladies and gentlemen, Hugh Jackman and Neil Patrick Harris'on'!
Bu sunuculuk işini nasıl ciddiye aldıklarına ve hazırladıkları şovlara hayranım... "Stick with me kido." :D P.S.: 2:48'de ne söylediklerini anlayan varsa söyleyebilir mi?
Karşınızda Dougie Poynter ve Tom Fletcher. Videoyu demin buldum.
Videoyu nasıl çekmişler ya? Nasıl öyle sabit ilerliyorlar? Neye binmişler öyle? Bilen, fikri olan?
Kaç gündür canım sıkkın. Stres, çalışamama kabusu, sivilceler derken son iki gündür biraz daha rahatladım, çok şükür. Dün bir arkadaşımla mesajlaşmak iyi geldi. Aynı durumdaki insanlar birbirini teseli etmekte iyi oluyor genelde. Gerçi durumumuz tam olarak aynı değil, o çalışabiliyor ama neyse. Bni vuran lafı da şu oldu: "Bu sınava bir daha hazırlanacak olsan bile bundan daha fazla çalışmazsın ki. Senin yapın bu." Evet, haklı olduğuna inandım ve biraz da olsa rahatladım. :) Ve bu gün bu videoyu izlemek beni bilmediğim bir nedenle mutlu etti. He bi video daha var onu da alta ekleyeyim. McFly ve David Garret Popstar to Operastar programında birlikte çalmışlar. Geçen sene McFly'dan Danny katılmıştı o programa, yarışmacı olarak. Opera performansı beni cidden şaşırtmıştı. Adamda iyi ses var ya :). David Garret'ı da daha önce youtube'da görmüştüm ve hayran kalmıştım. Dünyanın en hızlı keman çalma rekorunu kırdı. Dehşet bir yetenek, kemanı cidden konuşturuyor. Bu insanların beraber performansını görmek cidden mutlu etti beni :D. Twitter'dan takip ettiğim için McFly'ın programa çıkacağını biliyordum ama David Garret süpriz oldu, harika bir süpriz. Program bi kaç saat önceydi, bu kadar çabuk youtube'a düşmesini ne kadar seviyorum anlatamam. :))
Blog yazmak istiyorum ama ne yazmak istediğimden emin değilim. O yüzden konudan konuya atlayabilirim...
YGS geçti... İyi değildi ama bir 'oh' çektim en azından. Ygs'ye çalışmak çok kasıyordu beni. Tamam zaten o kadar çok da çalışmıyordum ama yine de daraltıyordu. Ve şimdi aklıma geldi, bugün kitapçıklar yayınlanacaktı. Şu anda bir yandan da oraya bakıyorum(sayfa açılmıyor, sonra denerim.). Şu YGSde şifre iddasıydı, hatalı sorulardı falan... YGS geçse de kafa şişirmeye devam ediyor. =_= Neyse ben LYSye bakmak istiyorum artık. Açıkçası lise boyunca yazılılarına önceki gece çalışıp girdiğim konuları pek ürkütücü bulmuyorum. :D İnşallah bundan sonra (kısa bir süre de olsa) istediğim gibi çalışabilirim. Sadece biyolojiyi nasıl halledeceğimi bilmiyorum. ^_^"
McFly, McFly, McFly~ Bazen cidden çok takıyorum bu gruba. Hele son zamanlarda iyice coştum zaten, sürekli McFly dinlemek istiyorum. Ama hep aynı şeyleri de değil. Mesela bazı şarkıları farklı yerlerde canlı söylerken, akustik versiyonlarını yaparken falan değiştiriyorlar. Gidip onları izliyorum. Nasıl psikopatça bir zevk aldığımı anlatamam :D. Bir müzik grubuna bu kadar sevgi ve sempati beslemek normal mi bilmiyorum ama çoğu zaman hoşuma gidiyor. :D Neyse zamanla geçer zaten. 1 Nisan akşamı süperdi. Londra'da Wembley stadında McFly'ın konseri vardı. Tabi ki oraya gitmedim, nerdeee... Ama konseri sitelerinden ve (kardeşime indirttiğim) iphone eklentisinden canlı yayınlıyorlardı. Sitelerine üye değilim, çünkü ücretli. Ve iphone eklentisi olayını öğrendiğim zaman, ilk defa iphonum olmasını istedim :D. Şanslıyım ki kardeşlerim iphone neslinden :D. Tabi böyle bir zımbırtının sorunsuz çalışmasını beklemek fazla iyimserlik gerektirir. Başlarda yayın problemliydi. Ses var görüntü yok, hatta bazen hiçbir şey yok. Ama düzeldi neyse ki. Bi ara baya sinir olup 'paramı geri istiyorum' diye sızlanmayı düşünmüş olsam da (eklenti ücretliydi tabi ki), konserin izleyebildiğim kısmı yetti mızmızlanmayı kesmeme. :D. Sahnede yaydıkları enerji ekrandan bile hissediliyor. Konser verirken gerçekten eğleniyorlar, birbirleriyle şakalaşıyorlar, süprizlar yapıyorlar vs. Ve cidden hayranlarını önemsiyorlar. Grubu kurmadan önce tanışmamalarına rağmen harika bir takım ruhları var. Tabi grubun kuruluşunun üstünden de 7,5-8 yıl geçmiş şimdi :D. Bu videoyu izlemekten bıkmıyorum!! Ama cidden sadece bana mı öyle geliyor yoksa grubu bilmeyen biri de onları sempatik bulur mu? [*1:28'de Dougie :D. -See you after the break. Don't touch ANYTHING! xD *3:00 Dougie. -We're not funny.]
Bunun yanında müzikal olarak da hepsinin kendi çapında harika olması ve bunu grup olarak da yansıtabilmeleri benim asıl hayranları olma sebebim :):). (Danny... Her ne kadar yeteneğine hayran olsamda, tavırları... pek alışılamayan biri işte. Yapıyor böyle şeyler. xD)
Yurt hayatı, iyi, hoş,hatta şu ara bol ders çalışmalı. (aslında şuanda hazırlanıp, yurt yolunu tutmam ve çalışmaya devam etmem gerekiyor ama...) Canım sıkkınlığı azalıyor sanki, eskisi gibi değil ama yine arada çok kötü hissettiğim de oluyor. Ne için çalıştığından emin olamamak, hayalimi bilsem bile gerekli çabayı göstermediğimin bilincinde olmak hep kendimle çelişkiye sürüklüyor beni. kendime daha fazla stres alanı oluşturuyorum. Sonuç: "yaa bırak sınavı git piyano çal *-*" isimli tatlı rüya peşimden kovalıyor... Birileri sürekli bizim motivasyonumuzu arttırma çabasında, üzerimde çok fazla insanın emeğini hissediyorum. Ve beklentilerini karşılayamama, onları hayal kırıklığına uğratma korkusu ciddi bir ağlama isteği doğuruyor. Neden bende ters tepiyor bu tür şeyler hiç anlamam. İnsanlar hırs yapıyor, çalışıyor, bir şeylerden motive oluyor. Ama ben etütte test başına oturup sonra boş boş önümdeki kitaba baktığımı farkediyorum. Niye ders çalışamadığımı bir anlasam. OKSye hazırlanırken daha kolay geliyordu. Elimin altında o kadar çok imkan varken hepsini ziyan ediyormuşum gibi hissediyorum. Bu aralar bir de birilerine bağırma, çağırma, kavga etme isteği geliyor içimden. Yurtta kalmaya başladığımdan beri sevgi kelebekliği yapıyorum :D. Orda kime kızılır ki? Anlaşamadığım hiç kimse yok, hele bir kaç tanesi tam kafa arkadaşlar. Gülüyoruz, şımarıyoruz, eğleniyoruz.. İçimde niye bir kavga isteği uyanıyor hiç bilmiyorum. (gerçi bazen bi kaç kişiyi iyice bir azarlamak istemiyor değilim ama, kendimi sakinleştirmek konusunda baya bir geliştim :))
Can sıkıntısı işte. tekrar McFly'a sardım ben de :D. Dönüp dolaşıp aynı şeyler oluyor sanki :D. 1 hafta 100 mblık internet paketini de her canım sıkıldığında youtube'dan McFly konser videolarını izleyerek bitirdim :D. Var mı böyle bir şey ya :D. (dar kot gitmelerinden nefret ediyorum :| ama yine de müzikleri ve sahne şovlarını seviyorum işte :D)
Not: İlk 1,5 dksını falan atlayabilirsiniz, sahne arkasını gösteriyor biraz...
Evet, hala eski şarkılarına takılıyorum, yenileri pek sarmadı...
İnternette yetenekli kişiler bulmak benim için bambaşka bir zevk kaynağı. Buraya yazmak için fırsat bulduğum kısmı çok az olsa da, bir gün kafama eser, oturur 20-30 tanesini de koyabilirim :D. Neyse ama şimdilik bir tanesiyle yetineceğim.
Piyanoda ilerlemeye çalışan biri olarak hem çalıp hem söyleyen bu arkadaşı izlemek çok çok hoşuma gitti. :) Ayrıca You're Beautiful dizisinin birkaç şarkısını da ingilizceye çevirip söylemesine bittim... *-*
(youtube açamayanlar için üzgünüm ^^". link: http://www.youtube.com/watch?v=6N1LUotXoC0 - http://www.youtube.com/watch?v=IUygWXlKNpU ) (#edit: aa youtube açılmış :D)
İsmi Anh Le'ymiş. Amerika doğumluymuş ama Vietnamlı. Yukarıdaki videolar geçen seneye ait. Aşağıdakiyse bi kaç gün önce çekilmiş. Kendi şarkısını yazmış! *-* Yetenek işte ya... (takdir ettim, saygı duydum u.u) :D
Yaptım! Başardım! Konser çok güzel geçti. Sadece 2 kere çok az şaşırdım 1 tanesini zaten kimse farketmemiş diğerini de babamlar dikkatli dinlediği için rahat farketmişler, yoksa o da çok farkedilmedi sanırım. Olabildiğince duraklamamaya çalıştım zaten. 4 küsür dakikalık bir parça... Sahneye çıktım, rezil olmadan çaldım, ağzım kulaklarımda selamımı verdim ve sahne arkasına dönüp hocama sarıldım. :). Sahneye çıktığımda hep böyle oluyor. Ya da tanımadığım birinin karşısında çaldığımda, farketmez. Dizlerimde bir uyuşma hissediyorum, hani dizlerimin bağı çözüldü derler ya aynı o cinsten ve ellerim titriyor ve sanki kontrol edemeyecekmişim gibi geliyor ve korku heyecan, o karşımın içinde normalden daha dikkatli olarak çalıyorum. Sahnedeyken spot ışık altındaydım, o yüzden de etraf karanlık kimsenin yüzünü göremiyorsun. Bu da biraz yatıştırdı sanırım. Parçayı çalarken kendimi sakinleştiriyim diye aklımdan farklı farklı gündeli şeyler geçiyordu. Ama bir ara bu yüzden dikkatim dağılacak da parçayı unutucam diye korktum. x) Ve anında aklımı parçaya verdim.
Önceki postu yazdıktan sonra da çıkıp direk provaya gittim. Galiba o prova da biraz yardımcı oldu. Asıl çıktığımda daha kontrollü hissediyordum sanırım. Provadan eve dönerken markete uğrayıp çikolatalı süt falan aldım beni yatıştırsın diye. (Çikolata canavarı karşınızda) Provadan beş buçuk gibi döndüm heralde ve konser sekiz buçukta başlayacaktı. Gerçi ikinci kısımda çaldığım için geç kalmam önemli değildi. Ama ben sanki hiç böyle birşey yokmuş gibi eve gelince ne yaptım? Oturdum ve televizyon izledim. Hatta o da yetmedi iyice abartarak kardeşimin taktığı filmi izlemeye başladım. Normalde saat sekizde gelin demişlerdi ama ben saat sekizi geçmesine rağmen hala filmin başındaydım. Bu rahatlık nerden geldi acaba? Üstelik daha ne giyeceğime bile tam karar verememişken! Neyse sonuç olarak konsere geç gittik. (Söz konusu ben olunca geç kalmak çok da şaşılacak bir durum değil tabi.) Giderken de kardeşlerim sinirimi bozdu. Özellikle büyük olan. Hiç bir şekilde ne beni ne konseri ne de heyecanımı takmayarak konserin daha ilk yarısı bitmeden annemlere bile haber vermeden çekti gitti. Zaten evde de baya sinirimi bozmuştu. Bu evde benim adıma hiç mi heyecanlanan olmaz. Hiç mi bana moral veren olmaz ya. Gerçi konserin ortamına, havasına girince annemler moral verdiler ve kulise gidip orda hocamın ve bu konuda daha ilgili kişilerin yanında rahatlamak baya iyi geldi. Özellikle provada beni dinleyen bir kaç kişinin ve hocamın beni övmesi ayrı bir cesaretlendirdi. :) Ama konserin bir kötü yanı milletin çocuğu çaldıktan sonra gitmesiydi. Giderek seyirciler azalınca insan bir hayal kırıklığına uğruyor ya. Özellikle de düşünsene sen sahnede performansını sergilerken, heyecandan aman bir hata yapmayayım diye uğraşırken karşındaki adam kalkmış salonu terk ediyor. Hiç de hoş değil di mi? Konserde bir de konuk vardı, eski trt sanatçılarındanmış. Saat on gibi falan çıktı sahneye tabi öğrencilerin performansları bitmişti ve salonun halini düşünün. Kadın da napsın dalgaya alarak "kalan sağlar bizimdir" dedi, başladı söylemeye. Çok da güzel söyledi çok hoştu bence. Hele de bizim kursun müdürü (sanırım) bağlamayla eşlik ediyordu ve resmen coşturdu. :D Sonuç olarak konser çok güzeldi ve başlarını kaçırdığıma üzüldüm.
A bu arada konserde ne çaldığımı daha önce söylemiş miydim? Sanırım söylemedim. :D My Immortal! Konserde my immortalı çaldım. Ve tahmin edin ne oldu. Programın akışının olduğu listede yanlış yazmışlar! "My immimortal" yazıyordu. xD. Hocamla bunu görünce koptuk resmen. Ama neyse ki ben çıkmadan gidip anonsu yapan kişiye söyledik de anonsta doğru söylendi. İşte böyle bir şey... Ve üzüldüğüm bir diğer şey de yanımıza kamera almamışız. Konser yeri evden 2 adım ve biz kamerayı unuttuk. Neyse ama bunu takmıyorum.
Ben doğru düzgün çaldım ki~ :D
Ah bir de, büyük olay, babet giydim. xD. Ben ki converse ve spor ayakkabı hastası kişilik zaten bu sene aldım babetleri (güya staj için ama orda giymedim) ve ilk defa giydim. Gerçi evden çıkarken aklımdan hala ya geçirsem mi şu converseleri ayağıma gibi düşünceler geçmedi değil ama uslu kız oldum bugün. (Zaten bu ya bir de etek ve elbise giymeyi denemek istiyorum. Sırf rahatlıktan. Ama ister istemez yavaş yavaş hanım kız oluyoruz galiba...) Ve bu da konsere gelemeyenlere... (sanki herkes can atıyordu gelmek için de..) Ve söylemeden edemeyeceğim, bu parça daha önce eklediklerimden farklı bir seviyede ve bunu çalmayı başarabildiğim için çoook mutluyum.
Aa bu video üç buçuk dakikalıkmış. Zaten bunu çektiğim sıralar sürekli üst üste çalarak prova yaptığım zamanlar. Aynı şeyi üst üste o kadar çalınca hız konusunda terazinin topuzunu kaçırmışım biraz. Sahnede daha yavaş çaldım.
My Immortal - Evanescence
(bunda da ufak tefek yanlışlar vardır mazur görün işte :P acemiyiz daha...) Yine destan gibi post yazmaya başladım -.-"
(Fotoğraf bana ait. Elim biraz dengesiz durmuş ama zaten benim piyano aşkımın dengeli olduğunu kim söyledi ki? x)) Sonunda bilgisayar açtım. Kaç gündür işim gücüm yok, öyle oturuyorum, dolanıyorum -boş işler memurluğu yapıyorum yani- ama bir türlü bilgisayarımı açmadım. "Ay şimdi 2 saat sürecek açılması, sonra başına oturdum mu da bir daha kalkmayacağım, morona döneceğim bütün gün." diyerekten bir süre bilgisayardan uzak kaldım. Neyse, fark edileceği gibi yine tema değiştirdim. Bloggercık sanki beynimi okudu. Bir girdim ki baktım yeni tasarım ayarları eklemişler. Kafama göre tema aramaktan sıkıldım ben de bloggercığın sözünü dinyeyip, sade ve kullanışlı olarak ayar yaptım kendi çapımda. Aslında daha sonra piyano temalı birşeyler yapmak istiyorum ama şuanda hiç onunla uğraşacak şevk yok içimde. Şaka maka bu sene de bitti ya. Çok hızlı geçiyor bu seneler, çok hızlı büyüyormuşum gibi geliyor. Ayak uyduramıyorum sanki herşey çok hızlı. Güya 11sınıfı takdirle geçebilmek için çalışacaktım. Nerde... Neyse yine de teşekkür aldım, bir ara onu da alamayacağım diye korkmaya başlamıştım. Ama şimdi de düşük derslerim içime dert oldu. Malum seneye sınava gireceğiz ve sınav sonuçlarına okul notlarımız da etki ediyor. Aslında bu yüzden ortalama yükseltme sınavlarına girmeyi düşünüyorum ama bir yandan da korku basıyor. Ya yine tembellik eder de çalışmazdam. Bu sefer zaten düşük olan notu iyice düşürürüm, Allah korusun! Üstelik sınavlar için baş vuru bu cumaya kadar yapılıyor ve ben hala çok kararsızım. Bakalım ama eğer cumaya kadar kimya çalışırsam ve konuyu anladığıma inanabilirsem belki gidip son gün kayıt yaptırabilirim. Offf kimya of! Sınavlar da başvuruyu yakip eden hafta yapılacakmış. Bir de bu dert var.Benim hangi gün olduğunu kesin olarak öğrenmem lazım çünkü tam da temmuzun başında tatile gidiyoruz. Ya bir haftadan uzun sürüyorsa sınavlar. İçimden bir ses de boşver ya, ne bu kadar stres yapıyorsun. Girme gitsin, ne diye risk alıyorsun ki diyor. Karar verme konusunda çok beceriksizim.
Bu arada geçen pazartesi sınıftakilerle pikniğe gittik, gerçi sınıfın yarısı falan yoktu ama, çok eğelenceliydi. Tabii aksaklıkları saymazsak. Gerçi şimdi anlatırken hepsi komik, küçük anılar gibi geliyor. :D. Öncelikle 13 kişilik bir grupla pikniğe, içlerinden sadece bir kişinin yolunu bildiği biriyle giderseniz ne olur? Eğer ki rehberiniz aklı selim biriyse tabi ki de hiç birşey. Ama o rehber bizim arkadaşsa, yaklaşık 1 saat boyunca ellerinizde çantalar, poşetlerle yürürsünüz! Piknik alanına varamadık bir türlü.Gruptaki herkes deli oldu. Neyse iyi bir yürüyüşün ardından sonunda oturabildik ve masaları kurmaya başladık tabi herkes kurt gibi acıktı o kadar yürüyüşün üstüne. Ama bu sefer de başka bir sorun çıktı. Su yok! neyse yine rehber arkadaşla -sırf o daha yürüsün diye- bir grup su almaya gitti. Başka bir grup da çeşme aradı. Bu arada ben de domates soyuyordum ve üstümü batırmayı başardım :D. Üstelik bir de açık renk giymiştim üstümü.Ondan sonra zaten battı balık yan gider diye oturmadığım yer, sürtünmediğim çimen kalmadı :D. yok yok o kadar abartmadım ama bir de çimen lekesi eklendi üzerime, o doğru. Yemekten sonra bir enerji patlamasıyla yeterince spor yapmamışız gibi bir de voleybol oynayıp sonrasında da etrafı gezmeye çıktık. Bir ara yine bir kaç kişi bizden ayrıldı. Tatlıları ve artan bir kaç şeyi masada bırakmıştık. Gidip onları yemişler. Bu arada yan masadaki bir grup da bizim topu istemiş oynamak için. Bunlar da veririz ama bir şartla demişler, diğerleri geri dönüp sorduklarında topu bizim verdiğimizi söylemeyeceksiniz, birileri geldi burda yedi içti, onlardan aldık diyeceksiniz demişler. Bunlarda gülmüşler almışlar topu. Sonra o masaya gidenler geri yanımıza döndü. Biraz daha dolandık sonra hep beraber döndük masaya. yan masadakilerin topla oynadığını görünce bizim kızların tepesi attı. "Bir izin alsaydınız" diye laf attılar hemen. Onlar da aldık zaten diye terslendiler hemen. Kimden diyoruz. Cevap yok. En son hiç cevap vermeden topu bıraktılar gittiler. Durumu tahmin edenler olayın sorumlularına döndüler. Siz verdiniz di mi diye. Ama bizimkiler sonuna kadar inkar. En son yan masa piknik alanından gidince olayı anlattılar. Kızlar da böyle özür dilesemiydik gibisinden düşünecek oldular ama bizim şakacı lar hemen atladı "Boşverin ya onlar uymadı anlaşmaya" diye. xD. Biz de boşverdik. Sonra yine bir akıllımız bıçakla artık bilmem neyi kesmeye çalışırken parmağını kesti. Ama baya derinden kesti. Peçetelerle sarıyoruz, bastırıyoruz, kan durmuyor. En son başka bir akıllı kanı durdurur diye peçeteye tuz döküp bastı. O an yaralı arkadaşa baya acıdım çok canı yandı. Ama kan da durnu neyseki. Bunu birine anlattığımda, "niye tuz bastınız ya birinden sigara isteyip tütün bassaydınız. O da durdurur kanı" dedi. Evet, artık bir dahaki sefere için aklımızda olsun bu çözüm. Neyse en son toparlandık bu sefer o kadar uzun yürüdüğümüz yolu tekrar yürümedik tabi. :D. Artık akıllandık ya en yakın duraktan otobüse bindik. Nasılsa aktarma 21 krş. xD
İşte piknik macerası da böyleydi ama daha önemli bir maceram da var anlatacak ve henüz yaşanmadı. (Henüz yaşanmadığı halde buna nasıl maceram dediğimi ben de bilmiyorum.x)) Bu akşam ben sahneye çıkıyorum. Pi-ya-no! Evet, piyano çalacağım. Hem de seyircilerin önünde. Allah'ım sen yardım et! Çok korkuyorum ya çuvallayacağım diye. İnşallah iyi geçer. Sahnede çalacağım parça değil ama başka bir parçanın videosunu çekmiştim. Onu ekleyeyim (bir yerde biraz şaşırmışım ^^" çok takmayın olur mu?). Sahnede çalacağımı belki konserden hemen sonra eklerim (: Yine Tchaikovsky.
Artık başlık bulamamak başıma vurdu. Saçmalıyorum hep xD. Neyse geçen günkü o sinir ruh halini attım üstümden, rahatım. Ohhh... Mutluyum, huzurluyum~ :D. Cuma günü sonunda istediğim filme gidebildim. *.* "Iron Man 2" daha fragmanını gördüğüm andan itibaren gitmek istiyordum. Ve sonunda gittim. (: Üstelik salonda sadece 4 kişi vardı (arkadaşım ve ben hariç 2 kişi yani). Filmi salon boşken izlemeyi seviyorum (: ve nedense bu tür filmlere bayılıyorum. İlk filmini de çok sevmiştim *.* Robert Downey Jr. harika bir oyuncu. Tony Stark karakterini çok iyi canlandırıyor. Ve Tony Stark *-* bu karaktere bayılıyorum ya. Gamsızlığı o kadar hoşuma gidiyor ki anlatamam. Ve bunun yanında tabi o deha...
:D Neyse işte fragmanı:
bundan sonra böyle kısa gönderiler yapmaya karar verdim. :D bir seferde tek bir konu ya da olay falan işte :)
Başlığı neden böyle yazasım geldi bilmiyorum ama birden öyle esti... Sınavlar! Kapıya dayandı yine... Haftaya başlıyoruz. Hadi bakalım hayırlısı, inş. alışabilirim de iyi geçerler. Abla olmak! Bundan çoğu zaman nefret ediyorum hatta günlüğümde sayfalar dolusu çığıra çığıra yazdığım olmuştur "Abla olmaktan nefret ediyorum!" diye ama bazen de güzel ya. Aslında güzel olan abla olmak değil (zaten otorite kullanabilen tiplerden değilimdir hiç.) kardeşlerinin olması güzel ya. :D Tamam, çoğu zaman tersini söylerim. Yaşlarımız yakın olduğu için fazla itişip kakışıyoruz (ve 2 erkek kardeşin yanında tek kız oplarak biraz yanlızlık da oluyor) ama büyüdükçe daha iyi bir hale geliyor sanki. :) Belki ileride iyi ki kardeşlerim küçük değil diye şükredebilirim :D .
"To cry is to know that you're alive but my river of tears has run dry..." Biraz önce bir arkadaşın nickinde gördüm bu yazıyı ve hıçkıra hıçkıra ağladığım bir gecenin üstüne hoşuma gitti. Ağlamak genelde beni rahatlatır ama bir daha bu şekilde ağlamak istediğimi sanmıyorum...
Google Gadgets! (Masaüstünde yanda sidebar olarak duran gadgetlar) *.* Bilgisayarım birden bire gadgets için güncelleme verdi, ben de hadi güncellensin dedim ve resmen aşık oldum. *.* O kadar güzel ve kullanışlı gadgetlar var ki! Evet denediklerimden bazılarını saymaya başlayayım: Hava Durumu (internetten güncelleniyor sürekli, üstelik böyle birşeye acayip ihtiyacım vardı), Radyo (internet üzerinden yayın yapan bazı radyo kanallarını dinleyebiliyorum, masaüstümde! Po~wer~Türk!~ xD), Web Clips (Rss takibi yapılabilen siteleri yanda bildirim olarak görebiliyorum. ör: bazı manga sitelerini ekledim, yeni manga uploadlarını güncelleme olarak gösteriyor. bloglardaki yeni girdileri, venüs forumdaki yeni mesaj yazılan başlıkları bile gösteriyor!), Einstein'dan Günün Sözleri (Bu ingilizce ama benim için farketmez hoşuma gitti), Scratch Pad (not defteri gibi), Google Arama Çubuğu, Wikipedia Arama Çubuğu, National Geographic Günün Resmi, Youtube(son çıkan videoları ya da -tercihe göre- en çok izlenen videoları falan küçük bir ekranda güncelleme olarak gösteriyor). Bu arada güncelleme olarak gösteriyor derken alttan sinir bozucu bir ekran çıkıp inmiyor. Sadece gadgetların ekranı değişiyor.
Ahh... Favori şarkı bölümü... Bu güncellemede değiştiriyorum. (Güle Güle Jeremy~ t.t) Buzzer Beat adlı dramanın açılış müziği çok hoşuma gidiyor bu aralaronu koyacağım. B'z - Ichibu to Zenbu... Önceki şarkıyı da bu postun sonuna ekleyeceğim.
Bu arada bu şarkıdan bahsetmişken, Youtube'da bu şarkının klibini ararken (ve tabii ki bulamadım klip falan telif hakları vs. şeysiyle hepsi kaldırılmış.) bu şarkıyı çalan kişilerin videolarına rastladım. Ve onlardan biri beni kendine nasıl hayran bıraktı anlatamam. *.* Ahh... Zaten piyanoyla çalınan hemen herşeye bayılıyorum, ama bu kızın yetenaği beni bitirdi! İzle izle, dinle dinle doyamıyorum. Ve hemen de buraya ekliyorum.
Kullanıcı adı kamedayori. Ve kesinlikle diğer videolarına da bir bakın derim. He bir de blogu burda...
Neyse artık yine gece gece bu kadar yeter... İşte son olarak önceki favori şarkıyı da ekliyorum ve hepinize esenlikler diliyorum! xD
~|=_=|~ Yarın (aslında bugün) 16 Mart = Öğretmen Okullarının Kuruluş Yıldönümü = Zorunlu Tören = Zorulu Koro = Ben Yarın Okula Gitmiyorum xD
Yay! Favori gruplarımdan biri McFly *-* tanıtımı kendim yapamayacağım alıntı yapacağım ama sıkıcı bilgiler de olsun istemiyorum. Bu yüzden McFly'ın facebookdaki kendi sayfasından çeviri yapacağım. (=
Üyeler: Tom Fletcher - Baş vokal, Gitar(24) Danny Jones - Baş vokal, Gitar(23) Dougie Poynter - Bas, Vokal(21) Harry Judd - Ritim(23)
Etkilendikleri: Beatles, Green Day, The Killers, My Chemical Romance, The Who, Blink 182, Fall Out Boy, The Beachboys
(Tom'un azından tanıtım.) Bizi bilmeyenler için, biz İngiltere'den McFly adlı grubuz. 4 tane albüm çıkarttık(Room on the 3rd Floor, Wonderland, Motion in the Ocean, Radio: Active) ve albüm listelerinde direk 1 numaraya giren en genç grup olduk(rekoru daha önce the Beatles kırmıştı) ve muhteşem bir kaç sene geçirdik -ve umarım daha çok seneler geçer. Bazılarınız bizi 20th Century Fox filmi olan Linsay Lohan ile çektiğimiz Just My Luck(Şansa Bak) filminden tanıyor olabilirsiniz. Filmde kendimizi oynamıştık, İngiliz bir grup Amerika'da yükselmeye çalışıyor. Amerika filmi, filmin tanıtımı, Amerika ve Kanada'da albüm çıkarmak için baya vakit harcadık.