3 Nisan 2011 Pazar

KemKüm.

Blog yazmak istiyorum ama ne yazmak istediğimden emin değilim. O yüzden konudan konuya atlayabilirim...

YGS geçti... İyi değildi ama bir 'oh' çektim en azından. Ygs'ye çalışmak çok kasıyordu beni. Tamam zaten o kadar çok da çalışmıyordum ama yine de daraltıyordu. Ve şimdi aklıma geldi, bugün kitapçıklar yayınlanacaktı. Şu anda bir yandan da oraya bakıyorum(sayfa açılmıyor, sonra denerim.). Şu YGSde şifre iddasıydı, hatalı sorulardı falan... YGS geçse de kafa şişirmeye devam ediyor. =_=
Neyse ben LYSye bakmak istiyorum artık. Açıkçası lise boyunca yazılılarına önceki gece çalışıp girdiğim konuları pek ürkütücü bulmuyorum. :D İnşallah bundan sonra (kısa bir süre de olsa) istediğim gibi çalışabilirim. Sadece biyolojiyi nasıl halledeceğimi bilmiyorum. ^_^"

McFly, McFly, McFly~ Bazen cidden çok takıyorum bu gruba. Hele son zamanlarda iyice coştum zaten, sürekli McFly dinlemek istiyorum. Ama hep aynı şeyleri de değil. Mesela bazı şarkıları farklı yerlerde canlı söylerken, akustik versiyonlarını yaparken falan değiştiriyorlar. Gidip onları izliyorum. Nasıl psikopatça bir zevk aldığımı anlatamam :D. Bir müzik grubuna bu kadar sevgi ve sempati beslemek normal mi bilmiyorum ama çoğu zaman hoşuma gidiyor. :D Neyse zamanla geçer zaten.
1 Nisan akşamı süperdi. Londra'da Wembley stadında McFly'ın konseri vardı. Tabi ki oraya gitmedim, nerdeee... Ama konseri sitelerinden ve (kardeşime indirttiğim) iphone eklentisinden canlı yayınlıyorlardı. Sitelerine üye değilim, çünkü ücretli. Ve iphone eklentisi olayını öğrendiğim zaman, ilk defa iphonum olmasını istedim :D. Şanslıyım ki kardeşlerim iphone neslinden :D. Tabi böyle bir zımbırtının sorunsuz çalışmasını beklemek fazla iyimserlik gerektirir. Başlarda yayın problemliydi. Ses var görüntü yok, hatta bazen hiçbir şey yok. Ama düzeldi neyse ki. Bi ara baya sinir olup 'paramı geri istiyorum' diye sızlanmayı düşünmüş olsam da (eklenti ücretliydi tabi ki), konserin izleyebildiğim kısmı yetti mızmızlanmayı kesmeme. :D.
Sahnede yaydıkları enerji ekrandan bile hissediliyor. Konser verirken gerçekten eğleniyorlar, birbirleriyle şakalaşıyorlar, süprizlar yapıyorlar vs. Ve cidden hayranlarını önemsiyorlar. Grubu kurmadan önce tanışmamalarına rağmen harika bir takım ruhları var. Tabi grubun kuruluşunun üstünden de 7,5-8  yıl geçmiş şimdi :D.
Bu videoyu izlemekten bıkmıyorum!! Ama cidden sadece bana mı öyle geliyor yoksa grubu bilmeyen biri de onları sempatik bulur mu?
[*1:28'de Dougie :D. -See you after the break. Don't touch ANYTHING! xD
*3:00 Dougie. -We're not funny.]

Bunun yanında müzikal olarak da hepsinin kendi çapında harika olması ve bunu grup olarak da yansıtabilmeleri benim asıl hayranları olma sebebim :):).
(Danny... Her ne kadar yeteneğine hayran olsamda, tavırları... pek alışılamayan biri işte. Yapıyor böyle şeyler.  xD)
 


Yazan: tipik mcflyer... :D

8 Mart 2011 Salı

Blogger.

Blogger olmak çok eğelenceli. Kendini yansıtmaya çalıştığın bir sayfan oluyor. Bu kadar. Buranın kullanım amacı bu, di mi? Yasak neden geliyor peki? Usulüne uygun kullanmayanları engellemek için mi?
Engelleyebilirler mi?...
Durup durup bir şeyler yasaklıyorlar. Niye bu kadar aşırıya kaçmak zorundalar ki?
Bu yasaktan etkilenenler ve etkilenmeyenler neye göre ayrılıyor bilmiyorum ama ben etkilenmediğim için memnunum. Çünkü değer verdiğim, sevdiğim bir şeyin mantıksal bir açıklaması bile olmadan benden alınması cidden sinirlerimi bozardı.
Bu yasağın sonucu ne olacak çok merak ediyorum. Bloglarını seven ama onlara erişemeyen bir avuç blogger pes edip blogspot yerine başka bir uzantı getirerek mi devam etsin? Amaç bu mu?
Blogtan lig tv yayını yapılıyormuş, olmaz. (Zaten nefret ediyorum lig tv'den daha ne kadar körükleyebilirler nefretimi acaba?)
E google da kapansın. İsteyen, her istediğine ulaşıyor ordan. Olmaz ki öyle...

7 Mart 2011 Pazartesi

Sakin...

...olmaya çalışıyorum ama her an delirebilir, bir ağlama krizine girebilir, bağırıp çağırabilir, kendimi bunalımdan bunalıma sokabilirim. Neden? Neden olacak gerizekalıyım da ondan. Yapmam gerekenleri bildiğim halde yapmadım da ondan. Ve hazırlıksızım. Yani en azından öyle olduğumu düşünüyorum. Ama kesinlikle yeterince hazırlıklı değilim. Büyük gün yaklaştı. 2 adım ötemde duruyor sınav. Bunları düşünsem de sürekli, mesela bugünü eline kalem almadan geçirmiş olmak benim ironim. Kafadan çatlak, yarım yamalak yaşayıp gidiyorum; yapmamam gerektiğini bildiğim halde...

Az önce ösym'nin sitesine girdim. Giriş şifremi değiştirdim ve sınav yerimi öğrendim.
Ösys başvuru kayıt bilgilerinde şöyle bir bölüm var:
YGS'ye Girme İsteği:   YGS'ye girmek istiyorum.    |Hı-hı, tabi. Hatta üni.ye girebilmek için sınav yapmalarını da ben istemiştim.
Pfff... Neyse stres yapıyorum işte. Hatta geçen gün baya kötü oldu bu stres işi. Ağlama krizine bi' girdim, giriş o giriş. Hatta hala ağlamak istiyorum. Neyse işte öss çocuğuyum...

Tam kurumamış boyaya oturdum! Kabanım mahvoldu ve yedeğim yok. Aksi gibi havalarında kötüleşeceği tuttu. Dün annemle belki sezon sonu bir şeyler kalmıştır diye kaban bakmaya gittik ama bulamadım hiçbir şey. Bugün de okula gitmedim. Kuru temizlemeciye verdim kabanı, yarın göreceğiz artık nasıl olacak.
İnsanlar tuhaf. Kabanım olmadığı için okula gitmeyeceğimi söylediğimde nedense bir şaşkınlık ifadesiyle "bu yüzden mi gitmeyeceksin?" diyorlar. Evet, bu yüzden. Ne yapayım? Donarak mı gideyim? Sınav öncesi de şöyle güzelce bir hasta olmak gibisi de yoktur zaten di mi? Hasta demişken, zaten de biraz hasta gibiyim. Burnum akıyor, hapşuruyorum, başım ağrıyor... Kötü hüssetmek berbat bir şey. Hele ruh halinde de meymenet yoksa...

23 Şubat 2011 Çarşamba

Boğaziçi'ne mi? Boğaziçi'ye mi?

Günün sorusu bu oldu işte. Boğaziçi Üniversitesine geziye gittik bugün. Off ya orda mimarlık bölümü olmadığı için üzülüyorum biraz. Boğaziçi'nde okumak cidden çok hoş bir fikir olarak yerleşti aklıma. Öncelikle benim gibi biri hem-men deniz manzarasına, etrafın yeşilliğine ve binaların güzelliğine kaptırıyor kendini zaten. Üstüne bir de okulun tanıtım videosunu izlettiler bize. İki tane öğrenci de bir şeyler anlattı, sorularımızı yanıtladı falan. Dinlerken hayalimde kurduğum üniversite hayatı bu işte diye düşündüm ama o hayal bence hayal olma özelliğini koruyacak. Hep öyle olur zaten...
Yarın da İTÜye gideceğiz. İnşallah geç kalmam. Dünküne geç kalmıştım, servis benden 5-10 dk erken davranmıştı ve böylece Marmara Üniversitesini gezme şansımı kaçırdım. Ama giden arkadaşlarda çok da iyi bir izlenim bırakmamış :D. O yüzden üzülmedim kaçırdığıma. Zaten geziyi kaçırınca kimse yok diye okula da gitmedim. Evin anahtarını da almamıştım aksi gibi (bu hafta yurtta kalmadım.). Babam uzak bir yerde işi varmış, oradaydı. Kardeşlerimden birinde anahtar yoktu, diğerinin okulunun yerini bilmiyordum. Annem de işte olunca eve gitmek hayal oldu. Ama fena da olmadı. Kardeşimin çıkış saatine kadar oyalanıyım diye Forum İstanbula'a gittim. Ve tabi IKEAya da uğramasam olmazdı :D. Ohh, aylak aylak dolaştım etrafta iyice serseri oldum :D. Mağaza mağaza gezdim ve gördüğüm nerdeyse herşeye içim gitti. Kredi kartını kontrolsüz kullanacağım diye ödüm koptu :D. Ama IKEAda kimse tutamaz beniii :D. Odama bir şeyler alma fikri zaten garip bir şekilde çok mutlu ediyor beni. Duvara yapıştırılan kare aynalardan (4'lü) aldım. Odamda ayna olmaması sinir ediyordu beni zaten, fiyatı da ucuz görünce... Onun dışında 1 tane büyük 3 tane de küçük hasır kutu aldım. Odamdaki gerekli gereksiz eşyaları kutulara koyduğumda odamın düzenli görünmesine bayılıyorum. Ve tabi kutuların görüntüsündeki estetiğe... Küçük olanları çok tatlı :):) -en küçükleri küpe kutum oldu. Ve son olarak iki tane de yastık, krem-kahve tonlarında puantiyeli... aslında aldığım şeylerin fotoğraflarını çekip koymak istiyorum buraya ama bu saatte uğraşamam gibi geliyor. Onun yerine odamda sadece süs amaçlı duran ama üstünü büyük bir zevkle doldurduğum mantar panomun bir fotoğrafını koyayım. Geçen gün fotoğraf makinesini denemek için çekmiştim. Ivır-zıvır panosu...

McFly'ın Radio:ACTIVE albümünde kullandıkları çizim ve bi kaç tane de karalama, çizimimsi şey işte...
Cnbc-e degisinin eski bir sayısının kapağı, Dexter'ın oğlu Harrison... Yirim.

Converse anahtarlığım. Üstündeki açma halkalarını 9. sınıfta toplamıştım, üzerlerine sınıftaki herkesin adını yazmıştım :). Kola içmeyen biri olarak insanlara kola içirip, onlar şifreyi aldıktan sonra açma halkalarını toplamak biraz zor olmuştu :D. Bir de bağcığında arkadaşımla aldığımız "best friends" yüzüğü asılı.
Laleler... *-* ve "rahatsız etmeyin" uyarısıyla Dexter :D.

Photobucket
Bu ortadaki kızı seviyorum ya :D. Sinsi gülüşü hoşuma gidiyor. Normalde çizimlerime pek karakter yükleyemiyormuşum gibi gelir, bu biraz istisna :))

Ve bugün hakkında kendime hatırlatmam gereken şey:
Çığlık atacak bir yer bul kendine! Ya da insanların seni sinir etmesine izin verme...

8 Şubat 2011 Salı

://

Canım sıkılıyoooo! ://
paslanmışım da zaten =.=


Fotoğraf: Echohowdy

4 Şubat 2011 Cuma

Çalış-

Tabiri caizse yumurta kapıya dayandığında çalışmak, bana lise hayatının kattığı birşey. Eskiden de ertelerdim çoğu şeyi ama bu kadar değil yani, bilmediğim bir konuyu sınavdan önceki gece öğrenmek yeni bir özellik... Zaten şu YGS denen baş belası şeye sınavdan önceki geceler çalıştığım gibi 1 ay çalışsam bütün konuları rahat rahat bitirirdim heralde. Ama işte bunu yapabilmem için bu sınavın da iyice yaklaşması gerekiyor ve yaklaştı da. Silkelenip kendime gelme vakti... Ve bu geceden itibaren başlıyorum. Kahvemi içtim, müziğimi açtım, test kitabımı aldım ve sabahlamaya niyetliyim. Verimli geçer inş...
Telefondan yazdığım için link veremeyeceğim ama (bilgisayarı açsam bi daha kapatacağımdan şüpheliyim de...) dinlemenizi tavsiye ederim -youtube'da aratmanız yeterli:
McFly - Nowhere left to run (özellikle bu dinlemeye başladığımdan beri sürekli dilime dolanıyor.)
McFly - That's the truth
Yeni şarkılara da ısınmaya başladım sanki... :)

3 Şubat 2011 Perşembe

Fotoğraf çektirmek...

... bir tür kabustur aslında. Ama bugün biraz farklıydı. Yıllık fotoğrafı çektirmeye gittim bugün. Aslında okulda gruplar ayarlanmıştı ve herkese gideceği zamanlar söylenmişti ama ben okulun son haftası gitmemiştim ve beni umursayan tek bir arkadaşım olmadığından (evet biraz sinirliyim o konuda) hiçbir şeyden haberim yoktu. Taa ki dün yıllık komisyonundaki bir arkadaşım "yıllık fotoğrafını çektirmemişsin, cumaya kadar çektirmen gerekiyor." diye mesaj atana kadar. Neyse ama benim gibi çektirmeyen biri daha vardı da anlaşıp onunla beraber gittik bugün, yanlız kalmadım. (tek başıma gitsem kabusum olurdu heralde. annemle babamın da işi vardı zaten götürücek biri yoktu.)
Fotoğrafların nasıl olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Tek hatırladığım eğelenceli olduğuydu. Fotoğrafçı işini biliyordu. O kadar direktifinin arasından kendime gelemeden başka bir poz verdiriyordu. Biraz şapşal hissettim ama eğlendim :D. Fotoğrafları görmedim, fotoğrafçı okulla anlaşmalı olduğu için okula yollayacaklarmış küçük bir katalog gibi bir şey heralde. Ordan seçecekmişiz. Neyse işte bu iş de bitti böylece...

Kredi kartım var! :D. Aslında abartılacak bir şey değil ama benim abartasım var :D. Babam ek kart çıkarttırdı, eh, o kadar ısrar ettikten sonra... :D. Ve kradi kartımın şekli de çok ilginç, çok hoşuma gitti :). Sanırım bunu yanlışlıkla seçmiş, ya da banka öyle ayarlamış bilmiyorum ama çok hoşuma gitti. Bonus şeffaf...
Böyle bi' şey işte.

Ve muhteşem(!) olay, dershanenin sıkı yönetim kampından döndüğümden beri yine tembellik yapmaya başladım. Ne güzel değil mi? Hiç akıllanacak mıyım acaba, çok merak ediyorum. Salağın önde bayrakla gidenlerindenim.