İyileştim galiba ben ya... (4 gündür evdeyim, bi zahmet o.Ô)
Yurt programına gidiyorum. Telefon, mp3 vb. aletler yurda 'götürmek' bile yasak. İnşallah bunlardan kalan boşluğu ders çalışarak değerlendiririm. Dua edin bana :).
23 Ocak 2011 Pazar
22 Ocak 2011 Cumartesi
...
edit: yine çok mu yazdım ne? ^^"
Yine hastayım. Aslında şuanda dershanedeki neredeyse herkesin olduğu gibi benim de yurtta olmam gerekiyordu. Deliler gibi ders çalıştıracaklarını söylemişlerdi. Ama ben evde yatıyorum kaç gündür. Bırak yurdu, bugün dershaneye bile gitmedim. Öyle işte... Ama bu sefer fena hastalanmışım galiba, kendime gelemiyorum.
Özlemişim blogumu :). Pek bir özelliği olmasa da benim blogum olması yetiyor sanırım özlemem için. :P.
Bilgisayarımı da özlemişim. Evimi de... Yurtta kaldıkça daha çok alışırım zannediyordum. Hatta başlarda bu kadar özlemiyordum. Belki de hiç özlemiyordum, haftasonları yetiyordu bana. Bilmiyorum, belki de hasta psikolojisidir. Son zamanlarda iyileşmiş olarak pek kalamadım.
Vee işte hayatımın kaçınılmaz yazı konusu... Çalışmak. Ah, pardon, çalışmamak!
Benim gibi yüksek bir yeri hedefleyen, elinin altında istediğine ulaşabilmesi için bütün imkanları olan, aklı başında hiçbir insanoğlu sınava bu kadar az kaldığını bile bile nasıl çalışmamazlık eder? Ama doğru ya, benim aklım başımda mı ki?! Allah bilir kaç karış havada süzülüyor yine.
Niye bu kadar tembelim? Bazen lise hayatı mı bozdu beni diye düşünüyorum. 4 yıl boyunca her sınava bir önceki gece çalışmak, hatta konuları bir önceki geceden öğrenmek ve sınavdan sonra hiçbir şekilde tekrar etmeyip unutmak bünyeyi etkiliyor sanırım. En kötüsü de artık çalıştığım konuları sürekli unutmam. Böyle devam ederse biyolojik olarak bir problemim olduğuna inanmaya başlayabilirim.
Gerçi yine benim suçum, konuyu çalıştıktan sonra biraz test çözüp pekiştiriyorum ama sonra sınavda karşıma çıkana kadar bir daha dönüp bakmıyorum. (Ders alın gençler :))
Gençler demişken, artık çok büyüdüm ya ben (!), geçen Pazartesi doğum günümdü. Artık 18'im. :)
(Bu arada kardeşimin attığı doğum günü mesajı çok duygusal ve içtendi (!). Mesaj da şu: "dgko." :D)
Bitanecik You-chan'imden aldım o gece ilk doğum günü mesajımı. :). Seni seviyorum kuzummm :).
Sanal alemden bir diğer hatırlayanım da Elif :). Tekrar sağol tatlım :).
Facebook hesabım olmayınca doğum günü kutlamalarını cevaplamak ne kadar zahmetsiz oldu anlatamam :D. Anlamsız kişiler, hiçbir anlam yüklemeden doğum günümü kutlamaktan kurtuldu, ben de onlara kuru kuru teşekkür etmekten kurtuldum tabi. Böyle olunca tabi hatırlamasını istediğim kişilerden de hatırlamayanlar oldu ama hatırlayanların dürtmeleriyle kutlamaları bile yeterli benim için. :D. Şimdi merak ettim de neden o kadar alakasız kişiyi eklemişim acaba face'e. Neyse, bilemedim şimdi...
Bi'dk ya... Ben ders çalışmaktan bahsetmiyor muydum? Öhm...
Son zamanlarda vicdanım bu kadar rahat olmama nasıl katlanıyor bilemiyorum ama dershane hocam katlanamıyor, orası kesin. Zaten birkaç kaftadır onunla doğru dürüst görüşmedim bile. Ve bu birkaç haftadır , yazılılar hariç, çalışmadım bile. "Napıcam ben?!" diye çığlık atıyorum sessizce, sonra ağlıyorum zırlıyorum falan işte. İyice bozdum kafayı da, doğru düzgün çalışamıyor zavallıcık...
Bir oraya bir buraya atlıyorum ama yazmazsam içimde kalır. Doğum günümle ilgili bir şey daha... Bazı arkadaşlarımın sandığım kadar yakın olmadığını öğrendim, eskiden yakındı ama artık öyleymiş gibi gelmiyor. Üzücü... ama yapacak bir şey yok sanırım. (tavsiyesi olan?)
not: konu doğum günümü hatırlayıp hatırlamaması değil, hatırladı da zaten o kadar da uzaklaşmadı...
Neyse...
Yine yeni-McFly'a bakıyordum...
Yine hastayım. Aslında şuanda dershanedeki neredeyse herkesin olduğu gibi benim de yurtta olmam gerekiyordu. Deliler gibi ders çalıştıracaklarını söylemişlerdi. Ama ben evde yatıyorum kaç gündür. Bırak yurdu, bugün dershaneye bile gitmedim. Öyle işte... Ama bu sefer fena hastalanmışım galiba, kendime gelemiyorum.
Özlemişim blogumu :). Pek bir özelliği olmasa da benim blogum olması yetiyor sanırım özlemem için. :P.
Bilgisayarımı da özlemişim. Evimi de... Yurtta kaldıkça daha çok alışırım zannediyordum. Hatta başlarda bu kadar özlemiyordum. Belki de hiç özlemiyordum, haftasonları yetiyordu bana. Bilmiyorum, belki de hasta psikolojisidir. Son zamanlarda iyileşmiş olarak pek kalamadım.
Vee işte hayatımın kaçınılmaz yazı konusu... Çalışmak. Ah, pardon, çalışmamak!
Benim gibi yüksek bir yeri hedefleyen, elinin altında istediğine ulaşabilmesi için bütün imkanları olan, aklı başında hiçbir insanoğlu sınava bu kadar az kaldığını bile bile nasıl çalışmamazlık eder? Ama doğru ya, benim aklım başımda mı ki?! Allah bilir kaç karış havada süzülüyor yine.
Niye bu kadar tembelim? Bazen lise hayatı mı bozdu beni diye düşünüyorum. 4 yıl boyunca her sınava bir önceki gece çalışmak, hatta konuları bir önceki geceden öğrenmek ve sınavdan sonra hiçbir şekilde tekrar etmeyip unutmak bünyeyi etkiliyor sanırım. En kötüsü de artık çalıştığım konuları sürekli unutmam. Böyle devam ederse biyolojik olarak bir problemim olduğuna inanmaya başlayabilirim.
Gerçi yine benim suçum, konuyu çalıştıktan sonra biraz test çözüp pekiştiriyorum ama sonra sınavda karşıma çıkana kadar bir daha dönüp bakmıyorum. (Ders alın gençler :))
Gençler demişken, artık çok büyüdüm ya ben (!), geçen Pazartesi doğum günümdü. Artık 18'im. :)
(Bu arada kardeşimin attığı doğum günü mesajı çok duygusal ve içtendi (!). Mesaj da şu: "dgko." :D)
Bitanecik You-chan'imden aldım o gece ilk doğum günü mesajımı. :). Seni seviyorum kuzummm :).
Sanal alemden bir diğer hatırlayanım da Elif :). Tekrar sağol tatlım :).
Facebook hesabım olmayınca doğum günü kutlamalarını cevaplamak ne kadar zahmetsiz oldu anlatamam :D. Anlamsız kişiler, hiçbir anlam yüklemeden doğum günümü kutlamaktan kurtuldu, ben de onlara kuru kuru teşekkür etmekten kurtuldum tabi. Böyle olunca tabi hatırlamasını istediğim kişilerden de hatırlamayanlar oldu ama hatırlayanların dürtmeleriyle kutlamaları bile yeterli benim için. :D. Şimdi merak ettim de neden o kadar alakasız kişiyi eklemişim acaba face'e. Neyse, bilemedim şimdi...
Bi'dk ya... Ben ders çalışmaktan bahsetmiyor muydum? Öhm...
Son zamanlarda vicdanım bu kadar rahat olmama nasıl katlanıyor bilemiyorum ama dershane hocam katlanamıyor, orası kesin. Zaten birkaç kaftadır onunla doğru dürüst görüşmedim bile. Ve bu birkaç haftadır , yazılılar hariç, çalışmadım bile. "Napıcam ben?!" diye çığlık atıyorum sessizce, sonra ağlıyorum zırlıyorum falan işte. İyice bozdum kafayı da, doğru düzgün çalışamıyor zavallıcık...
Bir oraya bir buraya atlıyorum ama yazmazsam içimde kalır. Doğum günümle ilgili bir şey daha... Bazı arkadaşlarımın sandığım kadar yakın olmadığını öğrendim, eskiden yakındı ama artık öyleymiş gibi gelmiyor. Üzücü... ama yapacak bir şey yok sanırım. (tavsiyesi olan?)
not: konu doğum günümü hatırlayıp hatırlamaması değil, hatırladı da zaten o kadar da uzaklaşmadı...
Neyse...
Yine yeni-McFly'a bakıyordum...
Vay be... Artık eskileri ve yenileri iki farklı grup dinliyormuş gibi dinleyeceğim sanırım. Bu şarkılardan pek de nefret etmedim, dinlerim yine. Ama ne bileyim JonasBrothers dinliyormuş gibi hissettim şarkıyı ilk duyduğumda. Ve videoları karıştırırken bir kere Jonaslarla aynı sahneye çıktıklarını öğrendim, biraz tuhaf geldi :D. Ama sadece fan videoları vardı ve çığlıksız ya da kameranın kaymadığı video yoktu xD.
26 Aralık 2010 Pazar
Sıkıntı...
Yurt hayatı, iyi, hoş,hatta şu ara bol ders çalışmalı. (aslında şuanda hazırlanıp, yurt yolunu tutmam ve çalışmaya devam etmem gerekiyor ama...)
Canım sıkkınlığı azalıyor sanki, eskisi gibi değil ama yine arada çok kötü hissettiğim de oluyor. Ne için çalıştığından emin olamamak, hayalimi bilsem bile gerekli çabayı göstermediğimin bilincinde olmak hep kendimle çelişkiye sürüklüyor beni. kendime daha fazla stres alanı oluşturuyorum. Sonuç: "yaa bırak sınavı git piyano çal *-*" isimli tatlı rüya peşimden kovalıyor...
Birileri sürekli bizim motivasyonumuzu arttırma çabasında, üzerimde çok fazla insanın emeğini hissediyorum. Ve beklentilerini karşılayamama, onları hayal kırıklığına uğratma korkusu ciddi bir ağlama isteği doğuruyor. Neden bende ters tepiyor bu tür şeyler hiç anlamam. İnsanlar hırs yapıyor, çalışıyor, bir şeylerden motive oluyor. Ama ben etütte test başına oturup sonra boş boş önümdeki kitaba baktığımı farkediyorum. Niye ders çalışamadığımı bir anlasam. OKSye hazırlanırken daha kolay geliyordu. Elimin altında o kadar çok imkan varken hepsini ziyan ediyormuşum gibi hissediyorum.
Bu aralar bir de birilerine bağırma, çağırma, kavga etme isteği geliyor içimden. Yurtta kalmaya başladığımdan beri sevgi kelebekliği yapıyorum :D. Orda kime kızılır ki? Anlaşamadığım hiç kimse yok, hele bir kaç tanesi tam kafa arkadaşlar. Gülüyoruz, şımarıyoruz, eğleniyoruz.. İçimde niye bir kavga isteği uyanıyor hiç bilmiyorum. (gerçi bazen bi kaç kişiyi iyice bir azarlamak istemiyor değilim ama, kendimi sakinleştirmek konusunda baya bir geliştim :))
Can sıkıntısı işte. tekrar McFly'a sardım ben de :D. Dönüp dolaşıp aynı şeyler oluyor sanki :D.
1 hafta 100 mblık internet paketini de her canım sıkıldığında youtube'dan McFly konser videolarını izleyerek bitirdim :D. Var mı böyle bir şey ya :D.
(dar kot gitmelerinden nefret ediyorum :| ama yine de müzikleri ve sahne şovlarını seviyorum işte :D)
Not: İlk 1,5 dksını falan atlayabilirsiniz, sahne arkasını gösteriyor biraz...
Evet, hala eski şarkılarına takılıyorum, yenileri pek sarmadı...
Canım sıkkınlığı azalıyor sanki, eskisi gibi değil ama yine arada çok kötü hissettiğim de oluyor. Ne için çalıştığından emin olamamak, hayalimi bilsem bile gerekli çabayı göstermediğimin bilincinde olmak hep kendimle çelişkiye sürüklüyor beni. kendime daha fazla stres alanı oluşturuyorum. Sonuç: "yaa bırak sınavı git piyano çal *-*" isimli tatlı rüya peşimden kovalıyor...
Birileri sürekli bizim motivasyonumuzu arttırma çabasında, üzerimde çok fazla insanın emeğini hissediyorum. Ve beklentilerini karşılayamama, onları hayal kırıklığına uğratma korkusu ciddi bir ağlama isteği doğuruyor. Neden bende ters tepiyor bu tür şeyler hiç anlamam. İnsanlar hırs yapıyor, çalışıyor, bir şeylerden motive oluyor. Ama ben etütte test başına oturup sonra boş boş önümdeki kitaba baktığımı farkediyorum. Niye ders çalışamadığımı bir anlasam. OKSye hazırlanırken daha kolay geliyordu. Elimin altında o kadar çok imkan varken hepsini ziyan ediyormuşum gibi hissediyorum.
Bu aralar bir de birilerine bağırma, çağırma, kavga etme isteği geliyor içimden. Yurtta kalmaya başladığımdan beri sevgi kelebekliği yapıyorum :D. Orda kime kızılır ki? Anlaşamadığım hiç kimse yok, hele bir kaç tanesi tam kafa arkadaşlar. Gülüyoruz, şımarıyoruz, eğleniyoruz.. İçimde niye bir kavga isteği uyanıyor hiç bilmiyorum. (gerçi bazen bi kaç kişiyi iyice bir azarlamak istemiyor değilim ama, kendimi sakinleştirmek konusunda baya bir geliştim :))
Can sıkıntısı işte. tekrar McFly'a sardım ben de :D. Dönüp dolaşıp aynı şeyler oluyor sanki :D.
1 hafta 100 mblık internet paketini de her canım sıkıldığında youtube'dan McFly konser videolarını izleyerek bitirdim :D. Var mı böyle bir şey ya :D.
(dar kot gitmelerinden nefret ediyorum :| ama yine de müzikleri ve sahne şovlarını seviyorum işte :D)
Not: İlk 1,5 dksını falan atlayabilirsiniz, sahne arkasını gösteriyor biraz...
Evet, hala eski şarkılarına takılıyorum, yenileri pek sarmadı...
19 Aralık 2010 Pazar
Danny Jones (McFly) - Bittersweet Symphony
Son zamanlarda bunu çok izler oldum :D
18 Aralık 2010 Cumartesi
99
99 güzel bir sayı di mi? Az mı acaba çok mu? Ortalama birşey heralde...
(eveeeet, belliydi zaten bu kız kafayı yemeye başladı...) :D
Gel, gelelim 99 sayısına nereden takıldık. Aslında ben takılmadım, o bana takılıyor. Yani uzun lafın kısası şu ki...
SINAVA 99 GÜN KALDI! Ehm, öhm... tamam sakinleştim. Biraz panik ortamı yapmak istedim, stresimi alıyor da :D.
Gerisayım yapanlardan değilim ama insanlar sayıp sayıp söylüyorlar. Aslında aklımın biraz daha başına gelmesi için iyi oluyor gibi ama fazla kasılıyorum...
Ne seneymiş bu ya! her şeyi nasıl da tıkıştırmışlar. Okul gereksiz derslerin yazılıları, bütün günümüzün verimsiz geçmesini sağlayarak vaktimizi yiyişiyle bir dert, sınav hazırlıkları ayrı bir dert, mezun olmak bambaşka bir tane!
Yıllık yazmak/yazamamak. İşte yeni derdim. Keşke blog yazmak gibi olsaydı. Canım istediğinde, kendiliğimden yazdığım, iyi oldu mu olmadı mı diye stres olmadığım bir yazı... Ama nerdeeee... 7 Ocak'a kadar yetişmesi gerekiyormuş bir de!? Dün gece bir kararlılıkla başına oturdum, ancak 2 kişiye yazabildim. Daha 22 kişi var yazılacaklar listemde. Herkes yıllık isitor. Yazmam da diyemiyor insan. bu 22 kişinin yarısına ne yazacağımı hiç bilmiyorum. Bir şeyler yazabilecek kadar tanıdığımı bile sanmıyorum.
Ahh neyse napıyoruz şimdi? heh, hatırladım. Uslu öğrenci oluyoruz ve oturup kendimize süre tutup ygs denemesi çözüyoruz. Yükselecek o netler! Ve daha sonra da içinden nasıl çıkacağımı kestiremediğim yıllık yazılarına dalıyorum. Dua edin lütfen ilham gelsin, ders çalışma aşkı gelsin. Bir yardım yolu da örnek yıllık yazısı göndermek *-*. Elinin altında olan varsa, gerçekten çok makbule gerçer *-*. (Zaten bir sornaki aşama okuldan geçen senenin yıllığını alıp, tıkandıkça kopya çekmek.)
(eveeeet, belliydi zaten bu kız kafayı yemeye başladı...) :D
Gel, gelelim 99 sayısına nereden takıldık. Aslında ben takılmadım, o bana takılıyor. Yani uzun lafın kısası şu ki...
SINAVA 99 GÜN KALDI! Ehm, öhm... tamam sakinleştim. Biraz panik ortamı yapmak istedim, stresimi alıyor da :D.
Gerisayım yapanlardan değilim ama insanlar sayıp sayıp söylüyorlar. Aslında aklımın biraz daha başına gelmesi için iyi oluyor gibi ama fazla kasılıyorum...
Ne seneymiş bu ya! her şeyi nasıl da tıkıştırmışlar. Okul gereksiz derslerin yazılıları, bütün günümüzün verimsiz geçmesini sağlayarak vaktimizi yiyişiyle bir dert, sınav hazırlıkları ayrı bir dert, mezun olmak bambaşka bir tane!
Yıllık yazmak/yazamamak. İşte yeni derdim. Keşke blog yazmak gibi olsaydı. Canım istediğinde, kendiliğimden yazdığım, iyi oldu mu olmadı mı diye stres olmadığım bir yazı... Ama nerdeeee... 7 Ocak'a kadar yetişmesi gerekiyormuş bir de!? Dün gece bir kararlılıkla başına oturdum, ancak 2 kişiye yazabildim. Daha 22 kişi var yazılacaklar listemde. Herkes yıllık isitor. Yazmam da diyemiyor insan. bu 22 kişinin yarısına ne yazacağımı hiç bilmiyorum. Bir şeyler yazabilecek kadar tanıdığımı bile sanmıyorum.
Ahh neyse napıyoruz şimdi? heh, hatırladım. Uslu öğrenci oluyoruz ve oturup kendimize süre tutup ygs denemesi çözüyoruz. Yükselecek o netler! Ve daha sonra da içinden nasıl çıkacağımı kestiremediğim yıllık yazılarına dalıyorum. Dua edin lütfen ilham gelsin, ders çalışma aşkı gelsin. Bir yardım yolu da örnek yıllık yazısı göndermek *-*. Elinin altında olan varsa, gerçekten çok makbule gerçer *-*. (Zaten bir sornaki aşama okuldan geçen senenin yıllığını alıp, tıkandıkça kopya çekmek.)
27 Kasım 2010 Cumartesi
"Açlık Oyunları"
İlk defa okuduğum bir kitabı yazıyorum buraya galiba. Ama bundan bahsetmesem çatlardım heralde. Tabii bütün "new york times bestseller" romanlar gibi bir kaç kitabı olan bir seri. Bir arkadaşım kitap seçimlerimde hep "tabii gördün orda new york times bestseller'ı al hemen" der. :D Gerçi bu tür kitaplar çok iz bırakmıyor insanda, okursun kitap seni sürükler, heyecanlanırsın falan ama sonra pek de geri dönüp bakmazsın. Şahsen alacakaranlık serisinde bana öyle oldu.
Neyse ya ne diyordum? Heh, Açlık Oyunları. Üç kitaplı bir seri. Açlık Oyunları, Ateşi Yakalamak ve Alaycı Kuş. 3. kitabı çıkar çıkmaz almama rağmen okumak için süper bir zaman seçtim. Geçen hafta. Ve hala kendimi ayakta alkışlıyorum, 3 günümü kitabın içinde geçirmişim gibi hissettim ve doğru düzgün ders çalıştım denemez dolayısıyla. Allah'tan yazılı haftası değildi. Ama zaten kendimi biliyorum, yazılı haftası okuyacak kadar da çılgın değilim. :D Bu kitabı da unutur gider miyim bilmiyorum ama şimdilik etkisindeyim :D. Konusunu yazmak konusunda iyi değilimdir, direk arkasıdan geçireceğim.
3. kitabı bitirdiğimden beri deli gibi kitabı okumuş birilerini arıyorum. Etrafımda daha 3. kitabı okumamış bir sürü insan var ve onlara kitapta neler olup bittiğini anlatmamak için çok zor tutuyorum kendimi. 3. kitabın özellikle sonları öyle şok etti ki beni yarısını falan bir günde okudum sanırım. Ve hala konuşacak birini bulamadım! Yurtta zaten elimde kitabı gören konuşunu soruyor. En az 5-6 kere falan anlatmışımdır birilerine heralde ama detay verememek öldürüyor beni. En son odadan bir arkadaşa sordum sen okumayı düşünüyor musun diye, hayır cevabını alınca başladım konusuyla birlikte son kitabı anlatmaya. :D biraz rahatlattı. Ama yine de okuyan birine ihtiyacım var. Bu yanlızlık sendromunu hep yaşıyorum ya :D. McFly da böyle. Gerçi son zamanlarda okuldan bir kaç kıza McFly dinlettim, sevdiler *-*. Byle şeylere mutlu olunca garip hissediyorum ama mutlu oluyorum işte ya :D. Hee bu arada tekrar McFly'a döndüm. Güncel hallerinin pek hayranı olmasam da müziklerini hala seviyorum (Günlük hayatlarına ait videoları sakın izlemeyin derim. 4 erkekten oluşan bir grup. E haliyle iğrençleşebiliyorlar. Ben de en son sadece müzik videolarını izlemeye karar verdim. Gerçi son müzik videolarına da sansür gerekiyor ama...). O sevmediğim son şarkılarının da canlı çalıp söylerkenki videosunu izleyip bir de akustik halini dinledikten sonra alıştım yine :D. Neyse McFly başka güne...
Neyse ya ne diyordum? Heh, Açlık Oyunları. Üç kitaplı bir seri. Açlık Oyunları, Ateşi Yakalamak ve Alaycı Kuş. 3. kitabı çıkar çıkmaz almama rağmen okumak için süper bir zaman seçtim. Geçen hafta. Ve hala kendimi ayakta alkışlıyorum, 3 günümü kitabın içinde geçirmişim gibi hissettim ve doğru düzgün ders çalıştım denemez dolayısıyla. Allah'tan yazılı haftası değildi. Ama zaten kendimi biliyorum, yazılı haftası okuyacak kadar da çılgın değilim. :D Bu kitabı da unutur gider miyim bilmiyorum ama şimdilik etkisindeyim :D. Konusunu yazmak konusunda iyi değilimdir, direk arkasıdan geçireceğim.
-Etrafınızda başka herkes sabahı göremeyeceğinizden eminken vahşi bir ortamda kendi başınıza hayatta kalabilir misiniz?
Bir zamanlar Kuzey Amerika olarak bilinen bir yerin yıkıntıları içinde Panem ulusu yaşamaktadır, Capitol'ün etrafında on iki bölge bulunmaktadır. Capitol şiddetli ve acımasızdır ve bölgeler bir hat boyunca sıralanmıştır. Onların her biri her yıl yapılan Açlık oyunlarına katılmak zorundadır. Yarışma için her bir bölge yaşları on iki ve on sekiz arasında değişen birer erkek ve kız çocuğu göndermek durumundadır. Açlık oyunları TV'den canlı olarak yayınlanan ve ölümüne bir kavgadır.
On altı yaşındaki Katniss Everdeen annesi ve kendinden daha küçük kız kardeşi ile yaşamaktadır. Oyunlarda kız kardeşinin yerine geçerek ölüm cezasını üzerine alır. Ancak Katniss daha önce de ölüme çok yaklaşmıştır ve bu kez kız kardeşi için ikinci kez hayatta kalma mücadelesi verilecektir. Gerçekten ne anlama geldiğini bilmeden bir yarışmacı olmuştur. Eğer bu mücadeleyi kazanırsa hayatta kalma seçeneğini başlatmış olacaktır.
Kazanmak ün ve talih anlamına gelir.
Kaybetmek kesin ölüm anlamındadır.
Açlık Oyunları başlasın...
Bunu da biraz önce buldum, daha iyi anlatmış :D.
New Tork Times Bestseller,Açlık Oyunları bir üçleme.Serinin ilk kitabı olan Açlık Oyunları,sizi başka bir dünyaya götürüyor.Yazarın ütopyasına.Aslında kitabı okurken sizde fark edeceksiniz ki her ne kadar ütopik bir kitap gözükse de günümüz şartlarından çok da farksız değil. Yazar himayeciliği ve günümüz reality showlarını güzel bir üslupla roman haline getirmiş.Capitol, on iki bölgeyi yöneten acımasız şehirdir. Capitol halkının en büyük eğlencesi her sene oynan, Açlık Oyunlarıdır. Her sene yaşları on iki ile on sekiz arasında değişen bir kız ve bir erkek olmak üzere her bölgeden -zorunlu katılımla- yarışmacılar toplanır. Bu işlem ise kura ile olur.Ve kaderin kime göz kırpacağı hiç bir zaman belli olmaz.Katniss Everdeen annesi ve canından çok sevdiği kardeşiyle beraber yaşamaktadır.Hayat onun için zaten çok zordur ama hiçbir şey kardeşinin ismini kura sırasında duyduğu kadar zorlayamaz.Ve Katniss o zaman kararını verdi gönüllü olacaktı.Kardeşi için buna değerdi.Belirsizliğe doğru bir adım attı...
3. kitabı bitirdiğimden beri deli gibi kitabı okumuş birilerini arıyorum. Etrafımda daha 3. kitabı okumamış bir sürü insan var ve onlara kitapta neler olup bittiğini anlatmamak için çok zor tutuyorum kendimi. 3. kitabın özellikle sonları öyle şok etti ki beni yarısını falan bir günde okudum sanırım. Ve hala konuşacak birini bulamadım! Yurtta zaten elimde kitabı gören konuşunu soruyor. En az 5-6 kere falan anlatmışımdır birilerine heralde ama detay verememek öldürüyor beni. En son odadan bir arkadaşa sordum sen okumayı düşünüyor musun diye, hayır cevabını alınca başladım konusuyla birlikte son kitabı anlatmaya. :D biraz rahatlattı. Ama yine de okuyan birine ihtiyacım var. Bu yanlızlık sendromunu hep yaşıyorum ya :D. McFly da böyle. Gerçi son zamanlarda okuldan bir kaç kıza McFly dinlettim, sevdiler *-*. Byle şeylere mutlu olunca garip hissediyorum ama mutlu oluyorum işte ya :D. Hee bu arada tekrar McFly'a döndüm. Güncel hallerinin pek hayranı olmasam da müziklerini hala seviyorum (Günlük hayatlarına ait videoları sakın izlemeyin derim. 4 erkekten oluşan bir grup. E haliyle iğrençleşebiliyorlar. Ben de en son sadece müzik videolarını izlemeye karar verdim. Gerçi son müzik videolarına da sansür gerekiyor ama...). O sevmediğim son şarkılarının da canlı çalıp söylerkenki videosunu izleyip bir de akustik halini dinledikten sonra alıştım yine :D. Neyse McFly başka güne...
16 Kasım 2010 Salı
Bayram.
Bayramınız mübarek olsun. :)
Hiç yazasım yok ama sırf bayram mesajı yazmış olmak için yazıyorum. :P
Cepten twittera giremiyordum kaç haftadır. Bir şey elimin altındayken kullanmasam bile elimin altında olmayınca kafama takılıyor işte. Yurttayken de haykırabileceğim tek yermiş gibi geliyor. Twitterın mantığını seviyorum :) face beni çok kasıyordu :P.
Misafirlikteyim. İnsanların kablosuz interneti olması çok hoşuma gidiyor. Salonda otururken aralarından bir çıkış kapım var gibi :). Kuzen olmayınca muhabbet sıkıyor biraz. Bir yandan da test çözmeye çalışıyorum zaten ama o iş pek yürümüyor. Allah'tan koca kitap yerine dergi getirmişim. O kadar taşıdığıma acırdım :D Neyse ama ya boşuna getirmiş olmayayım he tabi bir de bayram ödevi yapmak var. Bu bayramda eksiklerimi tamamlamam lazım da şimdiye kadar pek iyi gitmiyor maalesef. Ama son zamanlarda yazılıların da etkisiyle çalışmaya başladım. Çok şükür :)
Hiç yazasım yok ama sırf bayram mesajı yazmış olmak için yazıyorum. :P
Cepten twittera giremiyordum kaç haftadır. Bir şey elimin altındayken kullanmasam bile elimin altında olmayınca kafama takılıyor işte. Yurttayken de haykırabileceğim tek yermiş gibi geliyor. Twitterın mantığını seviyorum :) face beni çok kasıyordu :P.
Misafirlikteyim. İnsanların kablosuz interneti olması çok hoşuma gidiyor. Salonda otururken aralarından bir çıkış kapım var gibi :). Kuzen olmayınca muhabbet sıkıyor biraz. Bir yandan da test çözmeye çalışıyorum zaten ama o iş pek yürümüyor. Allah'tan koca kitap yerine dergi getirmişim. O kadar taşıdığıma acırdım :D Neyse ama ya boşuna getirmiş olmayayım he tabi bir de bayram ödevi yapmak var. Bu bayramda eksiklerimi tamamlamam lazım da şimdiye kadar pek iyi gitmiyor maalesef. Ama son zamanlarda yazılıların da etkisiyle çalışmaya başladım. Çok şükür :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
