7 Mart 2011 Pazartesi

Sakin...

...olmaya çalışıyorum ama her an delirebilir, bir ağlama krizine girebilir, bağırıp çağırabilir, kendimi bunalımdan bunalıma sokabilirim. Neden? Neden olacak gerizekalıyım da ondan. Yapmam gerekenleri bildiğim halde yapmadım da ondan. Ve hazırlıksızım. Yani en azından öyle olduğumu düşünüyorum. Ama kesinlikle yeterince hazırlıklı değilim. Büyük gün yaklaştı. 2 adım ötemde duruyor sınav. Bunları düşünsem de sürekli, mesela bugünü eline kalem almadan geçirmiş olmak benim ironim. Kafadan çatlak, yarım yamalak yaşayıp gidiyorum; yapmamam gerektiğini bildiğim halde...

Az önce ösym'nin sitesine girdim. Giriş şifremi değiştirdim ve sınav yerimi öğrendim.
Ösys başvuru kayıt bilgilerinde şöyle bir bölüm var:
YGS'ye Girme İsteği:   YGS'ye girmek istiyorum.    |Hı-hı, tabi. Hatta üni.ye girebilmek için sınav yapmalarını da ben istemiştim.
Pfff... Neyse stres yapıyorum işte. Hatta geçen gün baya kötü oldu bu stres işi. Ağlama krizine bi' girdim, giriş o giriş. Hatta hala ağlamak istiyorum. Neyse işte öss çocuğuyum...

Tam kurumamış boyaya oturdum! Kabanım mahvoldu ve yedeğim yok. Aksi gibi havalarında kötüleşeceği tuttu. Dün annemle belki sezon sonu bir şeyler kalmıştır diye kaban bakmaya gittik ama bulamadım hiçbir şey. Bugün de okula gitmedim. Kuru temizlemeciye verdim kabanı, yarın göreceğiz artık nasıl olacak.
İnsanlar tuhaf. Kabanım olmadığı için okula gitmeyeceğimi söylediğimde nedense bir şaşkınlık ifadesiyle "bu yüzden mi gitmeyeceksin?" diyorlar. Evet, bu yüzden. Ne yapayım? Donarak mı gideyim? Sınav öncesi de şöyle güzelce bir hasta olmak gibisi de yoktur zaten di mi? Hasta demişken, zaten de biraz hasta gibiyim. Burnum akıyor, hapşuruyorum, başım ağrıyor... Kötü hüssetmek berbat bir şey. Hele ruh halinde de meymenet yoksa...

23 Şubat 2011 Çarşamba

Boğaziçi'ne mi? Boğaziçi'ye mi?

Günün sorusu bu oldu işte. Boğaziçi Üniversitesine geziye gittik bugün. Off ya orda mimarlık bölümü olmadığı için üzülüyorum biraz. Boğaziçi'nde okumak cidden çok hoş bir fikir olarak yerleşti aklıma. Öncelikle benim gibi biri hem-men deniz manzarasına, etrafın yeşilliğine ve binaların güzelliğine kaptırıyor kendini zaten. Üstüne bir de okulun tanıtım videosunu izlettiler bize. İki tane öğrenci de bir şeyler anlattı, sorularımızı yanıtladı falan. Dinlerken hayalimde kurduğum üniversite hayatı bu işte diye düşündüm ama o hayal bence hayal olma özelliğini koruyacak. Hep öyle olur zaten...
Yarın da İTÜye gideceğiz. İnşallah geç kalmam. Dünküne geç kalmıştım, servis benden 5-10 dk erken davranmıştı ve böylece Marmara Üniversitesini gezme şansımı kaçırdım. Ama giden arkadaşlarda çok da iyi bir izlenim bırakmamış :D. O yüzden üzülmedim kaçırdığıma. Zaten geziyi kaçırınca kimse yok diye okula da gitmedim. Evin anahtarını da almamıştım aksi gibi (bu hafta yurtta kalmadım.). Babam uzak bir yerde işi varmış, oradaydı. Kardeşlerimden birinde anahtar yoktu, diğerinin okulunun yerini bilmiyordum. Annem de işte olunca eve gitmek hayal oldu. Ama fena da olmadı. Kardeşimin çıkış saatine kadar oyalanıyım diye Forum İstanbula'a gittim. Ve tabi IKEAya da uğramasam olmazdı :D. Ohh, aylak aylak dolaştım etrafta iyice serseri oldum :D. Mağaza mağaza gezdim ve gördüğüm nerdeyse herşeye içim gitti. Kredi kartını kontrolsüz kullanacağım diye ödüm koptu :D. Ama IKEAda kimse tutamaz beniii :D. Odama bir şeyler alma fikri zaten garip bir şekilde çok mutlu ediyor beni. Duvara yapıştırılan kare aynalardan (4'lü) aldım. Odamda ayna olmaması sinir ediyordu beni zaten, fiyatı da ucuz görünce... Onun dışında 1 tane büyük 3 tane de küçük hasır kutu aldım. Odamdaki gerekli gereksiz eşyaları kutulara koyduğumda odamın düzenli görünmesine bayılıyorum. Ve tabi kutuların görüntüsündeki estetiğe... Küçük olanları çok tatlı :):) -en küçükleri küpe kutum oldu. Ve son olarak iki tane de yastık, krem-kahve tonlarında puantiyeli... aslında aldığım şeylerin fotoğraflarını çekip koymak istiyorum buraya ama bu saatte uğraşamam gibi geliyor. Onun yerine odamda sadece süs amaçlı duran ama üstünü büyük bir zevkle doldurduğum mantar panomun bir fotoğrafını koyayım. Geçen gün fotoğraf makinesini denemek için çekmiştim. Ivır-zıvır panosu...

McFly'ın Radio:ACTIVE albümünde kullandıkları çizim ve bi kaç tane de karalama, çizimimsi şey işte...
Cnbc-e degisinin eski bir sayısının kapağı, Dexter'ın oğlu Harrison... Yirim.

Converse anahtarlığım. Üstündeki açma halkalarını 9. sınıfta toplamıştım, üzerlerine sınıftaki herkesin adını yazmıştım :). Kola içmeyen biri olarak insanlara kola içirip, onlar şifreyi aldıktan sonra açma halkalarını toplamak biraz zor olmuştu :D. Bir de bağcığında arkadaşımla aldığımız "best friends" yüzüğü asılı.
Laleler... *-* ve "rahatsız etmeyin" uyarısıyla Dexter :D.

Photobucket
Bu ortadaki kızı seviyorum ya :D. Sinsi gülüşü hoşuma gidiyor. Normalde çizimlerime pek karakter yükleyemiyormuşum gibi gelir, bu biraz istisna :))

Ve bugün hakkında kendime hatırlatmam gereken şey:
Çığlık atacak bir yer bul kendine! Ya da insanların seni sinir etmesine izin verme...

8 Şubat 2011 Salı

://

Canım sıkılıyoooo! ://
paslanmışım da zaten =.=


Fotoğraf: Echohowdy

4 Şubat 2011 Cuma

Çalış-

Tabiri caizse yumurta kapıya dayandığında çalışmak, bana lise hayatının kattığı birşey. Eskiden de ertelerdim çoğu şeyi ama bu kadar değil yani, bilmediğim bir konuyu sınavdan önceki gece öğrenmek yeni bir özellik... Zaten şu YGS denen baş belası şeye sınavdan önceki geceler çalıştığım gibi 1 ay çalışsam bütün konuları rahat rahat bitirirdim heralde. Ama işte bunu yapabilmem için bu sınavın da iyice yaklaşması gerekiyor ve yaklaştı da. Silkelenip kendime gelme vakti... Ve bu geceden itibaren başlıyorum. Kahvemi içtim, müziğimi açtım, test kitabımı aldım ve sabahlamaya niyetliyim. Verimli geçer inş...
Telefondan yazdığım için link veremeyeceğim ama (bilgisayarı açsam bi daha kapatacağımdan şüpheliyim de...) dinlemenizi tavsiye ederim -youtube'da aratmanız yeterli:
McFly - Nowhere left to run (özellikle bu dinlemeye başladığımdan beri sürekli dilime dolanıyor.)
McFly - That's the truth
Yeni şarkılara da ısınmaya başladım sanki... :)

3 Şubat 2011 Perşembe

Fotoğraf çektirmek...

... bir tür kabustur aslında. Ama bugün biraz farklıydı. Yıllık fotoğrafı çektirmeye gittim bugün. Aslında okulda gruplar ayarlanmıştı ve herkese gideceği zamanlar söylenmişti ama ben okulun son haftası gitmemiştim ve beni umursayan tek bir arkadaşım olmadığından (evet biraz sinirliyim o konuda) hiçbir şeyden haberim yoktu. Taa ki dün yıllık komisyonundaki bir arkadaşım "yıllık fotoğrafını çektirmemişsin, cumaya kadar çektirmen gerekiyor." diye mesaj atana kadar. Neyse ama benim gibi çektirmeyen biri daha vardı da anlaşıp onunla beraber gittik bugün, yanlız kalmadım. (tek başıma gitsem kabusum olurdu heralde. annemle babamın da işi vardı zaten götürücek biri yoktu.)
Fotoğrafların nasıl olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Tek hatırladığım eğelenceli olduğuydu. Fotoğrafçı işini biliyordu. O kadar direktifinin arasından kendime gelemeden başka bir poz verdiriyordu. Biraz şapşal hissettim ama eğlendim :D. Fotoğrafları görmedim, fotoğrafçı okulla anlaşmalı olduğu için okula yollayacaklarmış küçük bir katalog gibi bir şey heralde. Ordan seçecekmişiz. Neyse işte bu iş de bitti böylece...

Kredi kartım var! :D. Aslında abartılacak bir şey değil ama benim abartasım var :D. Babam ek kart çıkarttırdı, eh, o kadar ısrar ettikten sonra... :D. Ve kradi kartımın şekli de çok ilginç, çok hoşuma gitti :). Sanırım bunu yanlışlıkla seçmiş, ya da banka öyle ayarlamış bilmiyorum ama çok hoşuma gitti. Bonus şeffaf...
Böyle bi' şey işte.

Ve muhteşem(!) olay, dershanenin sıkı yönetim kampından döndüğümden beri yine tembellik yapmaya başladım. Ne güzel değil mi? Hiç akıllanacak mıyım acaba, çok merak ediyorum. Salağın önde bayrakla gidenlerindenim.

23 Ocak 2011 Pazar

..

İyileştim galiba ben ya... (4 gündür evdeyim, bi zahmet o.Ô)
Yurt programına gidiyorum. Telefon, mp3 vb. aletler yurda 'götürmek' bile yasak. İnşallah bunlardan kalan boşluğu ders çalışarak değerlendiririm. Dua edin bana :).

22 Ocak 2011 Cumartesi

...

edit: yine çok mu yazdım ne? ^^"

Yine hastayım. Aslında şuanda dershanedeki neredeyse herkesin olduğu gibi benim de yurtta olmam gerekiyordu. Deliler gibi ders çalıştıracaklarını söylemişlerdi. Ama ben evde yatıyorum kaç gündür. Bırak yurdu, bugün dershaneye bile gitmedim. Öyle işte... Ama bu sefer fena hastalanmışım galiba, kendime gelemiyorum.

Özlemişim blogumu :). Pek bir özelliği olmasa da benim blogum olması yetiyor sanırım özlemem için. :P.
Bilgisayarımı da özlemişim. Evimi de... Yurtta kaldıkça daha çok alışırım zannediyordum. Hatta başlarda bu kadar özlemiyordum. Belki de hiç özlemiyordum, haftasonları yetiyordu bana. Bilmiyorum, belki de hasta psikolojisidir. Son zamanlarda iyileşmiş olarak pek kalamadım.

Vee işte hayatımın kaçınılmaz yazı konusu... Çalışmak. Ah, pardon, çalışmamak!
Benim gibi yüksek bir yeri hedefleyen, elinin altında istediğine ulaşabilmesi için bütün imkanları olan, aklı başında hiçbir insanoğlu sınava bu kadar az kaldığını bile bile nasıl çalışmamazlık eder? Ama doğru ya, benim aklım başımda mı ki?! Allah bilir kaç karış havada süzülüyor yine.
Niye bu kadar tembelim? Bazen lise hayatı mı bozdu beni diye düşünüyorum. 4 yıl boyunca her sınava bir önceki gece çalışmak, hatta konuları bir önceki geceden öğrenmek ve sınavdan sonra hiçbir şekilde tekrar etmeyip unutmak bünyeyi etkiliyor sanırım. En kötüsü de artık çalıştığım konuları sürekli unutmam. Böyle devam ederse biyolojik olarak bir problemim olduğuna inanmaya başlayabilirim.
Gerçi yine benim suçum, konuyu çalıştıktan sonra biraz test çözüp pekiştiriyorum ama sonra sınavda karşıma çıkana kadar bir daha dönüp bakmıyorum. (Ders alın gençler :))
Gençler demişken, artık çok büyüdüm ya ben (!), geçen Pazartesi doğum günümdü. Artık 18'im. :)
(Bu arada kardeşimin attığı doğum günü mesajı çok duygusal ve içtendi (!). Mesaj da şu: "dgko." :D)
Bitanecik You-chan'imden aldım o gece ilk doğum günü mesajımı. :). Seni seviyorum kuzummm :).
Sanal alemden bir diğer hatırlayanım da Elif :). Tekrar sağol tatlım :).
Facebook hesabım olmayınca doğum günü kutlamalarını cevaplamak ne kadar zahmetsiz oldu anlatamam :D. Anlamsız kişiler, hiçbir anlam yüklemeden doğum günümü kutlamaktan kurtuldu, ben de onlara kuru kuru teşekkür etmekten kurtuldum tabi. Böyle olunca tabi hatırlamasını istediğim kişilerden de hatırlamayanlar oldu ama hatırlayanların dürtmeleriyle kutlamaları bile yeterli benim için. :D. Şimdi merak ettim de neden o kadar alakasız kişiyi eklemişim acaba face'e. Neyse, bilemedim şimdi...

Bi'dk ya... Ben ders çalışmaktan bahsetmiyor muydum? Öhm...
Son zamanlarda vicdanım bu kadar rahat olmama nasıl katlanıyor bilemiyorum ama dershane hocam katlanamıyor, orası kesin. Zaten birkaç kaftadır onunla doğru dürüst görüşmedim bile. Ve bu birkaç haftadır , yazılılar hariç, çalışmadım bile. "Napıcam ben?!" diye çığlık atıyorum sessizce, sonra ağlıyorum zırlıyorum falan işte. İyice bozdum kafayı da, doğru düzgün çalışamıyor zavallıcık...

Bir oraya bir buraya atlıyorum ama yazmazsam içimde kalır. Doğum günümle ilgili bir şey daha... Bazı arkadaşlarımın sandığım kadar yakın olmadığını öğrendim, eskiden yakındı ama artık öyleymiş gibi gelmiyor. Üzücü... ama yapacak bir şey yok sanırım. (tavsiyesi olan?)
not: konu doğum günümü hatırlayıp hatırlamaması değil, hatırladı da zaten o kadar da uzaklaşmadı...

Neyse...
Yine yeni-McFly'a bakıyordum...



Vay be... Artık eskileri ve yenileri iki farklı grup dinliyormuş gibi dinleyeceğim sanırım. Bu şarkılardan pek de nefret etmedim, dinlerim yine. Ama ne bileyim JonasBrothers dinliyormuş gibi hissettim şarkıyı ilk duyduğumda. Ve videoları karıştırırken bir kere Jonaslarla aynı sahneye çıktıklarını öğrendim, biraz tuhaf geldi :D. Ama sadece fan videoları vardı ve çığlıksız ya da kameranın kaymadığı video yoktu xD.